30 Ağustos; Kurtuluş Savaşının Sonu, Barışın Başlangıcı

26 Ağustos saat: 05.30. Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal, Kocatepe’den ordusunun toplarına “ateş” emri verirken, 3 yıl, 3 ay, 3 gün sonra, emperyalist ülkelerin Anadolu’da savaşı biteceğini biliyordu.

O, 30 Ağustos 1922 günü saat 14.00’de, Türk Ordusu’na hücum emrini vermiştir. Gazi, Zafertepe’den bizzat yönettiği meydan savaşından sonra, savaş sahasını gezerken, binlerce düşman cesedini birbiri üzerine yığılmış olarak görmüş ve bu korkunç manzara karşısında şunları söylemiştir:

“Bu manzara insanlığı utandırabilir! Fakat haklı vatan savunmamız için buna mecbur olduk. Türkler başka milletlerin vatanında böyle bir harekete kalkışmazlar.”

Savaş artıkları arasında yırtılmış ve terk edilmiş bir de Yunan bayrağını gören Başkomutan, eliyle bayrağın yerden kaldırılmasını işaret ederek, şöyle konuşmuştur:

“Bayrak bir milletin bağımsızlık işaretidir. Düşman da olsa hürmet etmek gerekir. Kaldırıp topun üzerine koyunuz.”

10 Eylül 1922 günü, O, İzmir Valiliği’ndedir. Düşman yenilmiş, işbirlikçiler ve işgalciler İzmir’den kaçacak gemi arama telaşındadır. Birden Seydiköy tarafından top sesleri duyulur, Konak istikametine yürümek isteyen işbirlikçi işgalcilerin artıklarını üsteğmen Çolak İbrahim İbrahim, Urla ve Çeşme yönüne çevirmiştir.

O, “Az daha basılıyorduk” demiştir. Aynı gün, öğleden sonra, İzmir Valiliği’nin önünde atının kuyruğuna bağladığı Yunan bayrağını yerlerde sürükleyen Süvari Çolak İbrahim’i gören Başkomutan, emir çavuşu Ali Metin’le, ona şu haberi yollamıştır;

“Bayrağı yerde sürümesinler. Bu bizim adaletimize yakışmaz.”

Bunun üzerine Yunan bayrağı atın kuyruğundan çözülmüştür.

10 Eylül 1922 İzmir’de ilk akşam üzeri Karşıyaka’da bir anın şöyledir.

“Hep bitmeyen, tükenmeyen alkışlar ve kutlayışlar arasında Yunan Kralının kaldığı İplikçizade Köşkü’nın önündeydin. Görevli kadınlar, seni içeri davet ediyorlardı. Sen duruyordun. Yerde yatan örtüyü sordun. O, ipekten kocaman bir düşman bayrağıydı ki üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi böyle serilmişti. Kadın-erkek oradaki İzmirliler: ‘Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü yerine getiriniz! Yabancı kral, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak geçmişti. Siz, lütfedin. Bu karşılıklı o lekeyi silin. Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir’ diye yalvarıyorlardı.”

Sen, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğun noktada kaldın. Sana ağlaşarak yalvaran kadınlara, erkeklere tatlılıkla bakarak, şöyle dedin: ‘O, geçmişse hata etmiş. Bir milletin istiklalinin timsali olan bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem’ dedin. Onu yerden kaldırttın ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girdin. İşte, sen İzmir’e ilk gün zaferinle böyle girdin. Sen savaşırken bile yine ülkeler arasında barışı düşünüyordun.

Sen; “Savaş bir cinayettir, vatan savunması olmasa” diyordun. Savaş bitmiş, Yurtta Barış, Dünya’da Barış” diyordun.

Sen; 1925 yılında; SSCB Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması, 1934 yılında; Balkan Antantı, 1936 yılında; Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1937 yılında; Sadabat Paktı’nı kotardın.

Sen Başkomutanlık Meydan Savaşını 30 Ağustos 1922’de kazandın. Bayramı yok etmeye çalışanlar ve de “Yunan kazansaydı” diyenler, var. Onlara şu yanıtı belgelerden veriyorum:

14 Eylül 1922 günü, Fransız Yüksek Komiseri General Pelle ile Gazi Mustafa Kemal Paşa Uşakizade Köşkü’nde konuşurken, Gazeteci Ruşen Eşref ile Fransız Amirali Dumesnil’in arasında çok ilginç bir konuşma geçmiştir. Bu konuşmada Amiral Dumesnil:

“On dört gün içinde hem yüz kırk, yüz elli bin kişiden fazla bir ordunun yok etmesi, hem de beş yüz elli kilometrelik bir yolu süvarinin on günde aşması, askerlikte nadir görülmüş bir şeydir; şaşılacak bir hızdır bu. Hele piyadenin de aynı günde İzmir’e varabilmiş olması, daha şaşılacak şeydir. En şaşılacak şudur ki develer ve kağnılar da beraberdi” demiştir.

“Kurtuluş Savaşı olmadı, Yunan Anadolu’ya gezmeye geldi” diyen aymazlara Fransız Amirali Dumesnil’in sözleri yanıt olsun.

Sen, düşmanın Yunan Başbakanı Venizelos’u Cumhuriyet Balosu’na çağırmadın mı? O, seni, 12 Eylül 1934 yılında Nobel Barış ödülüne layık görmedi mi?
Sen, Dünya’nın en kritik yöresine barış getirmiştin. Senin ardından, senin çabaların yok edildi, Dünya artık barut ve kan kokuyor.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Ahmet Gürel
ADD GYK Üyesi

Scroll to Top