Cumhuriyetçilik
Cumhuriyetçilik, devlet yönetiminde egemenliği ve özgür seçimi esas kabul eden ilkedir.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan ve 22 Haziran’da Amasya’da yayımladığı bildirgede (Amasya Bildirgesi): “Milletin bağımsızlığını milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadesine yer veren Mustafa Kemal; halkın temsilcilerinin görüşlerinin alınması için Sivas’ta bir kongre yapılması kararlaştırmıştır.
23 Nisan 1920’te Büyük Millet Meclisinin Kurulması ve devamında 1921 Anayasası’nın birinci maddesinde: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesinin yer alması, ikinci maddesinin ise yetkinin milletin temsilcisi olan Büyük Millet Meclisine ait olduğunun hükme bağlanması Cumhuriyeti işaret etmiştir. Devamında Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmış, böylece Cumhuriyet’in önündeki en büyük engeli ortadan kaldırılmıştır.
1 Nisan 1923’te yeniden seçimlere gitme kararı alınmış, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yapılan seçimler sonrasında yeni Meclis 11 Ağustos 1923 tarihinde açılmıştır.
Lozan Barış Anlaşması onaylandıktan, Ankara başkent yapıldıktan sonra 9 Eylül 1923’te Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu Halk Partisi’ne dönüştürülmüştür. Böylece sıra rejimin adının konulmasına gelmiştir.
28 Ekim 1923 akşamı Çankaya’daki akşam yemeğinde Mustafa Kemal Paşa “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” diyerek bir süreden beri üzerinde çalıştığı Cumhuriyet’e geçme düşüncesini masadakilerle paylaşmıştır. Yemek sonrasında Mustafa Kemal Paşa İsmet Paşa ile birlikte Teşkilât-ı Esasiye kanununun bazı maddelerinde yapılacak değişikliği çalışmışlardır.
Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun birinci maddesinin sonuna, “Türkiye Devletinin hükümet şekli cumhuriyettir” cümlesi, üçüncü maddesine: “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur Meclis, hükümetin yönetim kollarını bakanları aracılığıyla yönetir” cümlesi eklenmiş, sekizinci ve dokuzuncu maddeleri: “Türkiye Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi yeni Cumhurbaşkanının seçilmesine kadar devam eder. Görev süresi biten Cumhurbaşkanı yeniden seçilebilir. Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır. Bu sıfatla gerekli gördükçe Meclis’e ve hükümete başkanlık eder. Başvekil, Cumhurbaşkanı tarafından ve Meclis üyeleri arasından seçilir. Diğer vekiller, Başvekil tarafından yine Meclis üyeleri arasından seçildikten sonra, tümünü Cumhurbaşkanı Meclisin onayına sunar. Meclis toplantı halinde değilse onaylama Meclisin toplantısına bırakılır.” şeklinde değiştirilmiştir.
29 Ekim 1923’te Halk Partisi Grubu, Fethi Bey’in başkanlığında toplanmış, Parti Yönetim Kurulu, Fuat Paşa başkanlığında hazırladığı hükümet listesini Genel Kurula sunmuştur. Bunun üzerine milletvekilleri arasında tartışmalar başlamış, bir türlü sonuç alınamamıştır. Milletvekillerinin önemli bir kesimi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın krize müdahale etmesini ve kendilerini bilgilendirmesini istemişlerdir. Nitekim sorunun çözümü için parti meclisi tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya yetki verilmesini isteyen bir önerge teklifi oluşturulmuş ve teklif kabul edilmiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa Meclise çağrılmıştır. Hükümet sorununa bir çözüm bulunamadığını belirterek, sorunun çözümüne yönelik yapacağı öneri için milletvekillerinden bir saat izin istemiştir.
Mustafa Kemal Paşa, bu bir saat içinde gerekli kişilerle görüşerek akşam hazırlanan yasa teklifini onlarla paylaşmıştır. Daha sonra toplanan Halk Partisi Genel Kurulunda hükümetin oluşturulamama nedeninin hükümet üyelerinin tek tek Meclisten seçilmesinden kaynaklandığını, bunu giderebilmek için bir teklif hazırladığını, bu teklif kabul edilmesi halinde sorunun çözüleceğini belirtmiş ve teklifin okunmasını istemiştir.
Teklif okunmuş, uzun ve sert tartışmalardan sonra önerilen maddeler tek tek oylanarak kabul edilmiştir. Ardından Parti Grubu toplantısı bitirilerek Meclis toplantısına geçilmiştir. Teklif, Kanun-u Esasi Encümenine gönderilmiştir. Burada “Türkiye Devletinin Dini İslam’dır.” , “Resmî dili Türkçedir” ibareleri teklife eklenmiştir.
Acele olarak görüşülen teklif “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri arasında alkışlarla kabul edilmiştir. (29 Ekim 1923).
Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimine geçilmiş, Mustafa Kemal Paşa katılanların oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Cumhurbaşkanı 30 Ekim 1923 tarihinde İsmet Paşa’yı Başbakan olarak atamıştır. Cumhuriyet’in ilan edildiği gece telgrafla yurdun dört bir yanına bildirilmiştir.
Böylece 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet ile Osmanlı İmparatorluğu’nun monarşik yapısına son verilmiştir.
Atatürk’ün Cumhuriyetçilik İlkesi ile İlgili Söylev ve Demeçleri
Mustafa Kemal, daha 1905’te Şam’a gitmeden önce arkadaşlarına “Asıl dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır” demiştir.
Nitekim 1914’te tayin edildiği Sofya Ateşemiliterliği görevine giderken Kazım Özalp’e:
“Bu hanedandan ülkeye huzur yoktur. Diktatörlük ise ulusları mutlu ve gönençli kılmaz. Devletin esasını Cumhuriyet ilkelerine göre hazırlamak gerekir” demiştir.
Erzurum’da 7/8 Temmuz gecesi Mazhar Müfit Kansu’nun tuttuğu not defterine: “Zaferden sonra hükümetin şekli Cumhuriyet olacaktır.” ifadesini yazdırmıştır.
Mustafa Kemal Türk milletine en uygun rejimin Cumhuriyet olduğuna inanmış, bu düşüncesini şu sözleriyle belirtmiştir:
“Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir” (1924).
Yine 1924 yılında: “Hâkimiyet, mutlaka milletin elinde olmalıdır. Hâkimiyetine sahip olmayan bir insan veya bir toplum hiçbir vakit iradesini kullanamaz. Hâkimiyetini herhangi birisine veren bir insan kendi iradesinin uygulanacağından emin olamaz. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve kaderini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır.” “Cumhuriyet, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” demiştir.
Cumhuriyet’in korunmasına yönelik olarak:
“Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır” (1924) ifadesini kullanmıştır.
Cumhuriyet’in nasıl bir yönetim biçimi olduğunu ve onu gelecek nesillere emanet ettiğini de şu sözlerle anlatır:
“Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz” (1925).
Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhuriyet’in sonsuza dek yaşayacağını şu sözleriyle aktarmıştır:
“Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak; Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” (1926).
Atatürk, “Yurttaş için Medeni Bilgiler Kitabı”nda egemenliğin üç kullanış biçiminden söz etmiş ve bunları: Monarşi, Oligarşı ve Demokrasi şeklinde sıralamıştır.
Demokrasilerde egemenliğin halkın çoğunluğuna ait olduğunu belirterek:
“Demokrasi ilkesi egemenliğin ulusta olduğunu, başka yerde olmayacağını gerektirir, böylece demokrasi ilkesi siyasal gücün, egemenliğin kaynağına ve meşruluğuna dokunmaktadır.”
Demokrasinin tam ve en belirgin biçimi Cumhuriyettir. …Bundan dolayı demokrasinin en çağdaş ve mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir.”
“Yurttaşlar için Medeni Bilgiler” kitabında Cumhuriyeti de anlatır:
“…Cumhuriyet ulus tarafından seçilmiş meclistir. Ulus adına her türlü yasaları o yapar. Hükümete güven oyu verir ve onu düşürür. Ulus, vekillerinden memnun olmazsa (belirli dönemlerin sonunda) başkalarını seçer. Ulus egemenliğini, devlet yönetimine katılımını, ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyette hükümet, bir yöntem ve biçimle ve sınırlı süre için seçilmiş olan bir cumhurbaşkanına bırakılır. Başbakanı o gösterir. Bakanlar kurulunu oluşturacak bakanları, başbakan, milletvekilleri arasından seçer.
Cumhuriyet, milletvekillerinden kurulu meclisi ve belli bir süre için seçilmiş devlet başkanı ile ulusal egemenliğin korunmasını en iyi sağlayan düzendir.”