Yavuz Alogan: Kantarın Topuzu

Bir siyasî partinin devleti ele geçirerek devlet aygıtlarını kendi menfaatleri ve bekası için kullandığı bir rejimi hangi ölçüye göre “meşru” kabul edebiliriz?

 

Burjuva demokratik toplumlarda devlet, siyasî iktidarı oluşturan kişilerden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu kişiliğin siyasî iktidar üzerinde anayasa ve yasalardan kaynaklanan bir denetim yetkisi olmalıdır. İktidardaki siyasî parti anayasayı ve kanunları değiştirerek devletin denetim yetkisini ortadan kaldırırsa, yasama aygıtını etkisizleştirirse, kendi yargıçlarını seçebileceği mekanizmalar kurarsa, seçimle gelmiş olsa bile o iktidarın meşruluğu sorgulanır.

 

Toplumu oluşturan bireyler ve gruplar evreler hâlinde ağırlaşan meşruiyet krizini gündelik hayatın içinde algılayamazlar. Mutlak iktidara sahip olma oyunu zamanla kanıksanır ve eskilerin mâşerî şuur (toplum vicdanı) dedikleri şeyi çürütür. Bu çürüme hâli gerçekleştiği zaman, yani insanlar iktidar katına kayıtsızlaşıp seyirlik demokrasiyi bir oyun gibi algılamaya, kendi cemaatlerine ve topluluklarına sığınmaya başladıkları zaman, toplum parçalarına ayrılır. Parçalarına ayrılan toplumu bir arada tutmak ancak sopayla mümkün olur.

 

Her istediğini yapan bir siyasî iktidar meşru görülür mü? Onun belirlediği oyun sahası içinde, onun belirlediği kurallara uyularak siyaset yapılır mı?

 

Tillerson’la tutanaksız, tercümansız, diplomatsız, üç buçuk saat ne görüştü? Burası kabile devleti mi? Abdullah Gül’ün Colin Powell’la yaptığı 2 sayfa 9 maddelik anlaşmayı tesadüfen öğrendik. Fakat Tillerson’la yapılan görüşmeyi ancak şehit cenazeleri gelirken, savaş sahasında olup bitenleri gözleyerek öğrenebileceğiz.

 

Kantarın topuzu kaçmıştır! Siyasî iktidar Çözüm Süreci’nin ve FETÖ’yü ülkenin başına musallat etmenin sorumluluğunu, “yetmez ama evetçi” eski taraftarlarına ağırlaştırılmış müebbet (idam yerine uygulanıyor) vererek, İmralı’yla irtibatlarını bizzat sağladığı HDP’lileri hapsederek kendi omuzlarından atamaz.

 

Arada ne fark var? Papa’yı ziyaret ederek verilen “dinlerin kardeşliği” görüntüsü, ardından “Biz İbrahim milletindeniz” sözü size Pensilvanya’yı hatırlatmıyor mu? Peki yaşı seksene gelmiş generallere ağırlaştırılmış müebbet istenen 28 Şubat davasının Ergenekon/Balyoz davalarından ne farkı var? Kadir Mısırlıoğlu ziyareti, Abdülhamit hayranlığı vs…

 

Siyasî inanç sistemine, ideoloji denir. İdeoloji insan bilincini belirler; düşüncelere, davranışlara, ahlaki ve estetik değerlere yön verir. Aynı ideolojiye sahip olanlar arasında siyaset farklılıkları, menfaat çatışmaları olabilir; bunlar birbirini boğazlayabilir, biri diğerini alta düşürüp üzerinde tepinebilir. İdeoloji temelde aynı kaldığı sürece bu çatışmalara gerçeklerle bağdaşmayan niteliksel, programatik anlamlar yüklemek yanlış olur.

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşundan itibaren siyasî İslam ideolojisini toplumu ayrıştıran, bilimsel düşünmeyi önleyen bir unsur olarak değerlendirdi ve onu dışladı. İslam’ın siyasallaşmasını önledi, dinî inançları bireyin vicdanına bırakarak ibadet özgürlüğünü sağladı. Hiçbir siyasî parti devletin kuruluş ilkelerini ihlâl ederek toplumu ve devleti kendi inançlarının gerektirdiği tasavvura uygun biçimde dönüştürme hakkına sahip değildir. Aksi hâlde meşruiyet sorunu ortaya çıkar.

 

Kaldı ki programda da bir değişiklik yok. Şeker fabrikalarını açtılar diye ben çok sevindim mesela. Millî ekonomiye geçiyoruz; belki Sümerbank’ı, Et ve Balık Kurumu’nu da açarlar, Kamu İktisadi Teşekülleri’ni topluma iade edip karma ekonomiye geçerler diye hep birlikte umutlandık. Meğer şeker fabrikalarını özelleştirmek için açmışlar. Sanki sömürge yönetimi!.. Topuzu kaçmış kantarda neyi tartarsanız tartın sonuç değişmez!

 

Bizim yeni bir siyasî partiye, yeni bir iktidara değil, kurucu iradeye, yeni bir devlete ihtiyacımız var.

Top