Yavuz Alogan: ANKARA, ANKARA!…

Tarihsel olarak her yeni rejim büyük kentlere kendi mimarisini dayatma eğilimindedir. Eski rejimin izlerini silmek, hayal ettikleri geçmiş bir dönemin sembolleriyle büyük kentleri donatmak isterler. Rus topçusu Reichstag’ı bombalarken, Hitler her akşam mimar Albert Speer’le sığınağın içindeki Berlin maketini tartışıyordu. Kenti Yeni Roma olarak görüyor ve onu sütunlu dev yapılar, Nazi tapınaklarıyla donatmak istiyordu.
Modern kent mimarisini benimseyen Cumhuriyet, Osmanlı’dan kalan anıtları korumuştur. Yeni mimaride Balkan etkisi sezilir. Bu etkinin en güçlü olduğu yer Ankara’daki eski bakanlık binaları ve Çankaya Köşkü’dür. Hepsinin cumbaları, yola doğru uzanan alçak duvarlı avluları vardır.
Aşağı yukarı seksenlerin sonuna kadar Ankara’daki bütün apartmanların önünde ve arkasında küçük bahçeler vardı. Şimdi bile Esat’ın, Bahçelievler’in iç sokaklarındaki bazı apartmanların arasında ağaçlı çiçekli küçük avlular görülebilir. Temeli 1925’te atılan Etnografya Müzesi kubbeli yapısıyla Osmanlı mimarisini andırır. Hemen önünde  Mustafa Kemal’i at üzerinde gösteren bir bronz heykel vardır. Az ileride Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi yükselir. Binanın alnında “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” yazısı yer alır. 
Ankara Cumhuriyet’in kuruluş izlerini taşır. Bunları kanıksamayın, önünden geçerken bir iki dakika düşünün. “Dur, yolcu,” diyoruz, “bilmeden önünden geçtiğin bu anıt…” Ulus’ta   Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen Atatürk anıtı, Sıhhiye Meydanı’nda  Hitit Anıtı, daha ilerde  Mustafa Kemal’i kılıçla gösteren Zafer Anıtı, Güven Park’taki  Cumhuriyet’in kuruluşunu ve gençliğe emanetini anlatan efsanevi anıt; Kavaklıdere’de Tunalı Hilmi Bey’in, Pembe Köşk’ün karşısında İnönü’nün, Çankaya Köşkü’nün girişinde Mustafa Kemal’in heykelleri vardır. Saray, henüz bunlara dokunamadı. Meşrutiyet, Selanik, Talat Paşa, Ziya Gökalp, İnönü, Tunalı Hilmi, Mustafa Kemal isimlerini taşıyan bulvar ve sokakların isimlerine de dokunamadı. Tandoğan  ve Kızılay dışında hiçbir meydanın ismini değiştiremedi.
Fakat gericilerin kente el atmak ve Cumhuriyet’in izlerini silmek için kıvrandıkları açıktır. Şu ana kadar sadece Atatürk Orman Çiftliği’ni kendilerine benzettiler, Saltanat Saray’ını diktiler, 1925’te açılan Merkez Lokantası’nı kapattılar. Kıvranıyorlar ve 2023’e kadar netice almayı, Dersaadet’i (İstanbul) yeniden Payitaht yapmayı umuyorlar. 
Bir şeyi değiştirmeye korkuyorsanız, onun karşısına önce başka bir şey çıkarırsınız. Karşı karşıya gelen iki melodiye müzikte kontrpuan denir. Bunu yaparken armoniyi kaybederseniz ortaya kakafoni (ses uyumsuzluğu) çıkar. Ankara’da Anıtkabir’in kontrpuanı Kocatepe Camii, Çankaya Köşkü’nün kontrpuanı Saray’dır. Özal liberalizminin Çankaya’ya diktiği Atakule ve İslami burjuvazinin Söğütözü’ne diktiği kasvetli gökdelenler, oraya buraya dikilen ibrik, maşrapa ve keçi heykellerinin yanı sıra,  tarihi ve kültürüyle bütün şehrin kontrpuanıdır ve bir uyumsuzluğu yansıtmaktadır.
Ve şimdi, sokak ve bulvar isimlerinin değiştirileceğini, Güvenpark’taki anıtın yerine cami yapılacağını, Çankaya’daki Atatürk köşkünün yıkılacağını,  Hitit Anıtı’nın Çorum’a taşınacağını, meydanların yıkılıp Selçuklu Mimarisi’yle yeniden yapılacağını işitiyoruz. “Sakın!” diyoruz. “Ey Ankaralı, şehrin cadde ve sokak isimlerini ve anıtlarını, gerekirse barikat kurarak savun!” diyoruz…
Top