Uzak da Olsa Bir Umut Var!

… Ama mutluluk döneminin doğumu çok acılı olacak

Değerli arkadaşlar, öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, artık her önüne gelen, her eli kalem tutan, her mikrofonu veya kamerayı önünde bulan  hemen her konuda,  yazıyor, çiziyor, konuşuyor… Eskilerin deyimiyle “ahkâm” kesiyor.  Büyük bir bataklıktaki milyonlarca kurbağa sesinin yarattığı curcunaya çok benziyor Bilişim Dünyası; gürültülü bir kakafoni, iğrenç  bir bilgi kirliliğinden başka bir şey değil… Bilerek bilmeyerek yaratılan bu sisli ortam, aslında oltanın ucuna takılmış

informasyon kurtçuklarıyla dolu “bir avlan ortamı”dır; kafası bulandırılmış, pusulası şaşırtılmış yığınlara yönelik sürüm, satış, siyaset, sömürü alanıdır.

“Küresel liberal ekonomik sistem” bu minval üzere, şöyle bir mantıkla işlemektedir:

…Ne olursa olsun, tekerlek dönmeli, üretim-paylaşım-tüketim sarmalındaki müşteri/bireyin beyni Din-Siyaset-Ticaret kafesinde tutulmalıdır. Birey doğumundan ölümüne değin “müşteri”dir ve öyle kalmalıdır; bebek müşteridir, çocuk müşteridir, kadın müşteridir, öğrenci müşteridir, hasta müşteridir, emekli müşteridir, yolcu müşteridir, yaşlılar müşteridir… Ve birey/müşteri son tahlilde aldığından daha çoğunu vermiş olarak sahneden ayrılmalıdır. Anlamsız ve gereksiz olsa da, Doğanın yıkımına mal olsa da bir şekilde üretim sürdürülmeli, haksız ve dengesiz paylaşımla gerginleştirilmiş toplumlar savurgan tüketim döngüsünde tutulmalıdır…

Peki, Gezegenimiz üzerinde doğayla çelişkili bu gidişat daha ne kadar sürer dersiniz?

“Hep böyle gider gibi görünüyor; çünkü insanlar aslında bilgi aranışında değil, teselli aranışındadır;  bilgi edinmek değil, teselli bulmak istiyorlar; bilgi edinmek zor, zahmetli ve sıkıntılı bir iş; o nedenle topluma nesnel bilgi verenler değil, sosyal ortamlarda ve medyada eğlendiren, gaz veren, umut ticareti yapan, teselli eden  kaynaklar, yani tuzaklar tercih ediliyor. O nedenle insanlık alışkanlıklarına bağlı kalarak, katiline saygı ve tapınmayı sürdürecektir”

diyebilirsiniz,  ama unutmayalım, son sözü doğa yasaları söyler; Doğa yasalarıyla çelişkili sosyal yasalar sürgit egemen olamazlar.

Değerli arkadaşlar, bu gidişatın uzun süreceği kuşkuludur. En geç bu yüzyılın ortalarına doğru Petrolün bittiği, enerji kriziyle tetiklenmiş küresel ekonomik krizin/çöküntünün baş gösterdiği, bir yandan da nüfusun 10 milyara doğru tırmandığı bir durumu düşünün. Üstüne üstlük kaçınılmaz hızlı iklim değişikliğinin neden olacağı olumsuz etkilerini düşünün.  Sosyal yapı büyük acılarla kökünden değiştirecek ve en geç bu Yüzyılın sonuna kadar, tapınılan küresel kapitalist paradigma çökecektir.

  1. yüzyıla insanlık büyük bir kıyımdan arta kalan hayli azalmış belki 2-3 milyarlık bir nüfusla ve hayli yıpranmış olarak ama kesinlikle çok daha deneyim kazanmış ve hayli aydınlanmış olarak girecektir. 22 Yüzyıl, Gezegenimizde bilimin gerçekten egemen olduğu, küresel sosyal barışın etkin korunduğu yepyeni bir sürecin başlangıcı olabilir. Uzak da olsa bir Umut var ! Sevgilerimle. æ

 

D. Ali ERCAN

 

Top