TÜRKİYE CUMHURİYETİ  “LAİK BİR DEVLET” Mİ? Prof. Dr. Mahmut Adem

Anayasada “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” yazıyor. Anayasanın başlangıcında da, “laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal Din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağını” yazıyor. Kâğıt üzerinde laik de gerçekten laik mi? Kutsal din duyguları devlet işlerine ve politikaya karıştırılmıyor mu? İşte asıl sorun burada.
Laiklik sözcüğü dilimize Fransızcadan gelmiştir (Laicité). Fransızca sözlükte laiklik, sivil toplumun ve din toplumunun ayrılması ilkesidir. Buna göre devlet hiçbir dinsel güç, kilise hiçbir siyasal güç icra etmez. Laiklik Türkiye’de nasıl gelişti?

Cumhuriyetin ilanından 4 ay 4 gün sonra, 3 Mart 1924’te TBMM üç devrim yasasını kabul etmiştir: Hilafetin kaldırılması, Şeriat ve Vakıflar Bakanlığının kaldırılması ve Öğretim Birliği Yasası. Arkasından 1 Mayıs 1924’te Şer’i Mahkemelerin kapatılması, 17 Şubat 1926’da Aile ve Miras hukukunu yeniden düzenleyen Yurttaşlık Yasasını (Medeni Kanun), 1 Temmuz 1926’da Şer’i ceza hukukuna son veren ceza yasasını, 10 Nisan 1928’de de anayasadaki “Türkiye Devletinin dini İslam’dır” maddesini kaldıran yasa ile hem laikliğin hem de harf devriminin önündeki engeller birer birer kaldırılmış, Türkiye Cumhuriyeti laik devlete ilk adımını atmıştır. Ama Osmanlı aydınlarınca din dışı anlamında kullanıldığı için laiklik sözcüğü hemen hemen hiç kullanılmamıştır. Ama 10 Nisan 1928’den sonra devletin önde gelenlerince yüksek sesle ifade edilmeye başlanmıştır. Laiklik 14 Mayıs 1931’de toplanan kurultayda Halk Fırkası Programına alınmış, 1937’de de anayasaya girmiştir.

Şer’iye ve Evkaf Vekaletini kaldıran 429 sayılı yasa ile, laiklik sözcüğü kullanılmadan benimseniyordu. Bu yasanın 1. Maddesi aynen şöyledir: “İslam dininin inanç (itikat) ve tapınma (İbadet) ile ilgili tüm hükümleri, dini kuruluşların yönetimi, yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının ilgi ve yetkisine bırakılmıştır. İlgili yasa koymak ve bu işlerle ilgili tasarruflarda bulunmak TBMM ile onun kurduğu hükümete aittir”. Buna karşılık laik eğitim ifadesini ilk kez resmi olarak kullanan Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati olmuştur. Necati bakan olur olmaz (20.12.1925) ilk yaptığı iş, 3. Heyet-i İlmiyeyi (Bilim Kurulu) toplamak olmuştur (26.12.1925/ 8.01.1926) . Arkasından yayınladığı genelgelerle Cumhuriyet eğitiminin ilkelerini şöyle belirlemiştir: Türkiye’de herkesin milli ve dünyevi, modern ve demokratik eğitim alması esastır. Eğitimin milli olmasından maksat; gençleri, yaşayan bütün kurumları düşünce ve idealleriyle topluma uydurmaktır. Dünyevi kelimesinden hedeflenen anlam, eğitimin laik olması, düşünceyi daraltan ve vicdan özgürlüğünü kuran her türlü dini etkiden uzak bulunmaktır[1]. Böylece dogmatik eğitimden laik eğitime geçilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Laiklik Tanımı ve Görüşü “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetidir”. “Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar ilmin muasır medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Din telakkisi vicdani olduğundan Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin muasır terakkisinde başlıca muvaffakiyet amili görür”. Büyük Önder Atatürk laikliği şöyle açıklıyor: “Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da inanıyorum. Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz”. Örneğin Fransa’da laiklik ilkesi önce okullarda uygulanmaya başlanmıştır. Çünkü öğrenciler, yargılama özerkliğine erişebilmek için bir dinginlik (sük̂unet) ortamı içinde eğitim görebilmeli ve kendilerini özgürce gerçekleştirebilmelidirler.

Türkiye’de öğrenciler kendilerini özgürce gerçekleştirebiliyorlar mı? Bu, Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanlığından ayrılıncaya kadar öyle idi. Şöyle demiş Yücel: “Cumhuriyet devleti esasen din ile devleti ayırmış, dini sırf bireylerin vicdanına, duygularına bırakmış olduğu için Cumhuriyet, çocukların terbiyesinde bilginin ahlak ve ahlakın bilgi kadar dini kaynaklardan ayrılmış olarak verilmesini temin etmiştir. Bu itibarla Cumhuriyet okullarında Devlet eliyle din öğretimi yapılamaz. Telkin ettiğimiz ahlak, dini kıymetlerle müeyyidelendirilemez (TBMM, 2.03.1942). Bugün öyle mi?

Laik Devlet Nedir?
Bugüne dek görülen başlıca iki tür devlet vardır: Teokratik devlet, Laik devlet. Meşruiyetini (yasalara uygunluğunu) kutsal güçlerden alan ve yasama, yürütme ve yargı erklerinin bu kutsal gücün temsilcisi tek bir elde toplandığı devlet türüne teokratik (din erkine dayanan) devlet denilmektedir.

Buna karşılık meşruiyetini halktan alan, yasama yetkisinin halkın temsilcilerinde olduğu, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı devlet, laik devlettir. Laik devletin dayanağı halk olduğundan, bu halkın da gerçeğin bilincine varabilmesi ancak ve ancak laik eğitimle gerçekleşebilir. Halkın eğitiminin devletin temel görevlerinden olması da, 1789 Fransız Devriminden sonra kurulan laik devlet ile başlamıştır. Bu evre Türkiye’de ancak yüzyıllar sonra Cumhuriyet aydınlanması ile başlamıştır.

Buna karşılık teokratik devletlerde eğitim dini kurumların elindedir. Her dini inanç, kendi cemaatine, kendi dinsel inancına uygun bir eğitim vermektedir. O zaman bu eğitim de, o cemaatin din dilinde yapılmaktadır.
Osmanlıda Tanzimat’la başlayan batılılaşma sürecinde açılan rüştiyeler de, tıpkı cami vakıflarınca kurulan medreselerde olduğu gibi, hem müfredat programı hem de yönetim yönünden Şeyhülislamlığa bağlı okullardır. Halifelik tüm İslami okullar arasındaki eşgüdümü sağlayan üst kurumdur.

Bu nedenle Mustafa Kemal, laik bir Cumhuriyet kurarken Halifeliği, Şeriat ve Vakıflar Bakanlığını kaldırmış, vakıfları hükümete bağlı bir genel müdürlüğe dönüştürmüş, öğretim birliği ile de tüm eğitim kurumlarını Milli Eğitim Bakanlığına bağlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, çağdışı kalmış medreseleri kapatmıştır. Böylece laik eğitimin önündeki engeller kaldırılmış, eğitim herkese zorunlu ve parasız yapılmıştır.

Bugün Eğitim Laik mi?
Laik eğitim, dinden emir almayan eğitimdir. Laik eğitimde, okullarda zorunlu din eğitimine yer yoktur. Laik eğitimde öğretmenler, “bildiğim doğruysa, koşullar değişmedi ise vb çekincelerle ders verirler. Çünkü laik eğitim bilimseldir, kuşkucudur. 4+4+4 Gece yarısı ucube yasası ile, Kuranı Kerim, Hz. Peygamber’in Hayatı, “ zorunlu seçmeli” dersler olarak konulmuştur. Sonra da Temel Dini Bilgiler, Arapça, Osmanlıca dersleri, “zorunlu seçmeli” olarak programa alınmıştır. Seçmeli dersin amacı, öğrenciye daha geniş bir görüş kazandırma, bilgi ve becerisini artırmaktır. Bu nedenle seçmeli dersler her zaman birden çoktur ki, öğrenci ilgi duyduğu dersi özgürce seçebilsin. APK iktidarınca getirilen seçmeli dersler için alternatif olmadığından, olsa bile okul yönetimlerinin baskısı ile öğrenci istemese de zorla bu dini derslere yönlendirilmektedir. Böylece ilkokul, ortaokul ve lise öğretimi “imam-hatipleştirilmektedir”. Öte yandan hangi sıfat ve yetki ile, Bilal Erdoğan’ın sık sık ziyaret ettiği ve de planladığı siyasal İslam’ın kalesi olan İmam-hatip okulları öğrenci sayısı da milyonu geçmiştir. Buna, resmi normal ve yaz Kuran kursları ile tarikat/cemaatlerce açılan – eskiden “kaçaktı”, bugün değil- kurslarda dini eğitim gören 5 milyon dolayındaki öğrenciler eklenince toplam yıllık 6 milyon “yeni Osmanlılar” yetiştirilmektedir.

2016 yılında devlet karma eğitime son vermekte, çağdışı kalmış medreseleri yeniden kurmakta ya da tarikat/cemaatlerce kurulanları desteklemekte, kamuda ve eğitimde “Cuma ayarları” yapılmakta, Mısır’daki “Müslüman Kardeşlerin” yetiştiği El Ezher medresesi benzeri şeriat üniversiteleri kurma hazırlıkları yapılmakta, Diyanet İşleri Başkanı medreselere üniversite denkliği önermekte, Devrim tarihi kitaplarında laik Cumhuriyeti kuran “Atatürk’ün adı tümüyle silinmekte ise, laik eğitimden söz edilebilir mi? Erken meslek seçimi bahanesiyle 10 yaşındaki çocuklar imam-hatiplere, Kuran kurslarına yönlendirilmekte, ailesi isterse bir çocuk 10 yaşından sonra okul dışında kalabilmekte, çocuk yaşta kızlar kocaya ya da hocaya verilmekte, insanlar emir kulu Müslüman robotlar haline getirilmekte, kadınlar eve kapatılmakta, böylece bu kul sürüsünü güdecek seçkin(!) “imam çobanlar” yetiştirilmektedir. Bu eğitim laik olabilir mi?

Üniversiteler? Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu siyasal, ekonomik, toplumsal, eğitsel, kültürel vb sorunlara çözüm üretecek bilimsel araştırma ve öğretim kurumları üniversiteler “medreseleştirilmektedir”. Daha dün bir rektör yardımcısı şöyle demişti: “Ben daha çok cahil ve okumamış kesimin ferasetine (anlayış) güveniyorum…Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır… Bizde şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor…”
AKP iktidarı rektör-dekan atarken bu tür İslamcı profesörleri seçmektedir. Onlar da, üniversite yerleşkesine cami-mescit yaptırmak için birbirleri ile yarışmaktalar. 4+4+4 yasası ile ulusal-bilimsel-laik eğitim “dinselleştirilmiştir” . Üniversitenin tepkisi yok. Hukuk yerle bir edilmiştir, üniversitelerden bir tepki geldi mi? Hayır.

Devlet Laik mi?
Anayasa Mahkemesi, 14 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin 30 farklı eylem nedeniyle laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğuna karar verdi. Yüce Mahkeme, bu eylem ve söylemde bulunanlar arasında ilk sırayı zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığını, onu TBMM Başkanı Bülent Arınç, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, eski başbakan danışmanı Cüneyt Zapsu’nun izlediğine de karar verdi[2].
14 yıllık AKP iktidarında başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere hemen tüm devlet kadroları “imam-hatiplilerle” dolduruldu. Bu kadrolaşma o denli yoğunlaştı ki, örneğin adalet bakanı vb olmak için önkoşul imam-hatip mezunu olmak. AKP’den milletvekili olmanın da ön koşulu “imam” olmak mı? Önceki yıllarda bir Cumhurbaşkanı “ben Nakşibendiyim, devlet laik” demişti. Bugünkü Cumhurbaşkanı neler demiş?
Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye… Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii ki elden gidecek!…Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına?”
Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik.
Egemenlik Allah’ındır… “Ben Müslümanım” diyenin, tekrar yanıma gelip laikim, demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah kesin hâkimiyet sahibidir.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” lafı koskoca bir yalan! Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.
Ümmetçilik tutar… Yahu bu milletin bütünlüğü -Ne mutlu Türküm diyene- ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı 30’u aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliği ile tutacağız.
Doğumları kadın yaptıracak. Doğum evlerinde yalnız kadın doktorlar çalışacak.
“Türkiye Cezayir olur mu?” diye soruyorlar. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allah’ın izniyle.
Kıyam (ayaklanma, başkaldırı) başlayacak. Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi Müslüman-Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor… Işıklar göründü, Allah’ın izniyle kıyam başlayacak…”[3].
“Erdoğan değişti mi? Hiçbir zaman bir öz eleştiri yaparak değiştiğini açıklamadı” demişti, İlhan Selçuk. Böyle bir devlet laik olabilir mi?
__________
[1] Laiklik sözcüğü kaynakta aynen bu imlasıyla verilen açıklamalarla yer almıştır. Yusuf Akçura, Türk Yılı, Yeni Matbaa, 1928, s:112.
[2] Cumhuriyet, 24.10.2008.
[3] Bu bilgileri İlhan Selçuk “Tüyler ürpertici” başlığı ile vermiş, Cumhuriyet, 30.12.2006.

Top