Türkiye Ateş Çemberinde

Sonunda herkes eteğindeki taşları dökmeye başladı. Daha düne kadar “çiçek çocuklar” olarak muamele gören, medyanın neredeyse tamamında baş sayfalara taşınan, binlerce insanın ölümünden sorumlu olan Apo’ya methiyeler düzülen o iklim, bir anda değişiverdi. Şimdi, yeni bir şeyler yaşanıyor. O sözde çiçek çocuklar, ellerinde silahlarla Mehmetçiğe pusu kuruyor, sağlık görevlilerini kaçırıyor, polislerin evlerine girip öldürüyor!

Peki bunlar yaşanırken yıllardır bize “açılım ve Öcalan” güzellemesi yapanların yüzleri kızarıyor mu? “PKK silah bıraktı! PKK sınır dışına çekildi! Analar ağlamasın! Kimse ölmesin!…” diye diye dolaşan adamların şimdi olan biteni anlatması gerekmez mi Türk halkına? Sahi ne oldu? Bu kadar yalan söylediğiniz ve halkı kandırdığınız için hiç utanmadınız mı?

ANLATIN BU MİLLETE…’

Madem sizler aydınsınız, haydi şimdi anlatın bu millete; evinde kafasına kurşun sıkılan polislerin annesine anlatın! Gidip bulun PKK kurşunuyla şehit düşen askerlerin analarını ve onlara “Açılımın nimetlerinden” bahsedin. “Biz o kadar zeki adamlarız ki, bak ne dediysek çıktı! Silahlar sustu! Analar da ağlamıyor!” deyin.

Ama sizin kimlere hizmet ettiğinizi bildiğimiz için bunları yapamayacağınızı da biliyoruz. Sizler için, şehit düşen evladının ardından gözyaşı döken o analarının değeri yok! Siz, “ana” denince aklınıza sadece uşaklığını yaptığınız emperyalist ordularda görev yapanların anaları gelir. Zaten bütün hikâye de bu değil mi? Coniler, Toniler ölmesin ve tüm bölgeye egemen olsunlar diye yapılmıyor mu bunca rezillik? Yoksa vatan, millet ve bayrak diyenlerin “anası ağlamış”, “geride kalan yavrusu ağlamış”, “elleri kınalı karısı ağlamış,” onlar için önemi yok!

Fakat zannetmeyin ki artık susarlar! Tam tersine hiç durmadan konuşmaya devam ederler. Bugün yarın başlarlar “Türkiye, bölgede Barzani’yle anlaşırsa… Türkiye PYD’yle şöyle yaparsa… Türkiye Apo’ya şunu verirse…” demeye.

Türkiye’nin bu hale gelmesinde hiç sorumlulukları yokmuş gibi devam ederler atıp, tutmaya. Zaten varlık sebepleri de bu! Cehenneme giden yolu şu ya da bu şeklide pazarlamak… Aylardan beri söylüyoruz “PKK, dağ kadrolarını ağzına kadar doldurdu, IŞID bahanesiyle yabancı devletlerden modern silahlar aldılar, Türkiye’yi hizaya getirmek için “ölümü gösterip sıtmaya” razı etmek için planlar yapıyorlar diye.

SORUMLULUĞU KİM ALACAK?’

İşte bugüne geldik! Her saat yeni bir haber! Şu ilde bomba patladı, bu ilde çatışma çıktı, şurası yanıyor, burası düşüyor! Peki, bu durumun sorumluluğunu almayacak mı kimse? Oslo’da büyükşehirlere yığıldığı söylenen bombalar mı bu patlayanlar? Yoksa Suriye’ye yollanıp 3-5 füze attırılacak olanlar mı harekete geçirildiler? Herkes bulunduğu yerden değerlendirmesini yapabilir fakat şu da unutulmamalıdır. Eğer ülke olarak caydırıcı değilseniz, hükümetiniz kararlı ve yetenekli değilse, ordunuzu kendinize düşman bellediyseniz, istihbaratınız kendi vatandaşlarını izlemek dışında bir şey yapmıyorsa birileri de bunun sorumlusu olmalı! Birileri çıkıp bu sorumluluğun gereğini de yapmalı!

Açılımın mimarları Tayyip Erdoğan, Beşir Atalay, Yalçın Akdoğan, Hakan Fidan, Efgan Ala… Açılım propagandası sayesinde kendilerini tanıtan, makam-mevki sahibi olan, seçim üstüne seçim kazanan bu insanların “siyasi sorumluluğu” üstlerine alması gerekmiyor mu şimdi?

Eğer gerçek bir “devlet”, “gerçek bir “hükümet” olsaydı zaten bunların hiç biri olmazdı. Bu yüzden bugünlerde adını saydığım isimlerin üst perdeden vatan, millet sözlerine şahit olmaya hazır olun. Mangalda tek bir kül zerresi bile bırakmayacaklardır. “Kimse Türkiye’nin gücünü test etmesin!” derler mi diye meraklanmayın; derler!

Bu bayrak inmez! Teröre pabuç bırakmayız! Herkes haddini bilsin!” derler mi; derler! Hatta bir adım daha ileri gidip şehit cenazelerini bile kullanmak isterler. Kendi sorumluluklarını unutturmak için icab ederse oluk gibi kan akıtılmasına seyirci kalırlar.

AYNI İSİMLER YİNE ÇIKAR’

Ancak her şey dönüp dolaşır aslına rücu eder. Bu tantanalı günler geçip, milletin kişisel çıkarlara kurban edilmiş güzel çocukları toprağın sinesinde istirahata çekildiğinde aynı isimlerden biri yeniden kükrer “Açılım sürecinden vazgeçemeyiz!”

İşareti alan gazeteler, televizyonlar iyice köpürtür işareti, öyle ya daha “yapılacak açılımlar” beklemektedir, bütün mesele yeterince “açılamamaktır”. Zaten Avrupa da açılım istemektedir, ABD zaten açılımı desteklemektedir…

Öyleyse çalsın davullar!” manşetleri süsler renkli sayfaları. İmralı diye “şirin, masum, elleri de yumuk yumuk bir tatlı çocuk(!)” üzerinden kampanya başlatırlar. Kandil isimli “nur topu gibi bir gençlik kampı(!) sokulur gözümüze, ellerinde gitarlar olan genç kızlar, kadın kimliklerini keleşlerin namlusuna taktıkları çiçeklerle göstermiş olurlar(!)” E bunlar yapılırken medya durur mu? Hemencecik düşerler yollara. “Bir yol hikâyesine dönüşür yaşananlar(!)” Bam teline dokunacak olanlar döşenir klavyelere! “Benim nenemin amcasının karısı İtalyan’mış! Zaten Türk demek de çok banal! Ay ne güzel canım 36 etnik kimlikle ne güzel yaşıyoruz!” diye diye sustururlar seni güzel kardeşim!

AYAĞA KALK KARDEŞİM’

Yok! Ben bu zokayı bir kere yuttum artık aynı tuzağa düşmem diyorsan o zaman ayağa kalk kardeşim. Seninle, aklınla, kaderinle alay etmesine izin verme hiç kimsenin. Egemen olduğunu, millet olduğunu örgütlenerek göster kardeşim. Türkiye’yi bu “ateş çemberinden” ancak sen çıkarabilirsin.

Gazi Koray Gürbüz

Top