Tüm Kategoriler

Mehmet Rıfat BÖREKÇİ

İstanbul Hükümeti tarafından, Ankara Müftülüğü’nden azledilerek idama mahkûm edilen din adamı.
Vefat ettiği 5 Mart 1941 tarihine dek 17 yıl başkanlık yapan, kefen parasını bile milli mücadeleye bağışlayan, ilk Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Rıfat BÖREKÇİ..
Rahmet, minnet ve saygı ile anıyoruz.
Ruhu Şad Olsun..

UŞAK NASIL BAŞARDI ?

Yayınlanan Korona Virüs haritasında batı illerinde mavi renkli tek il olan Uşak, bu başarıyı nasıl elde etti? Başarıda en büyük pay kimindi ?
Kimilerine göre tarhana,kilerine göre ilkler şehri,efeler diyarı uşak elbette başarırdı,kimilerine göre valiydi,kimi Sağlık Müdürlüğü,kimi belediye başardı dedi.Ancak gerçek kahramanlar hep unutuldu.
Elbette ki Sağlık Çalışanı olarak, dilekçeyle Kişisel Koruyucu Ekipman istediğimizde, merdiven altı üretilmiş kalitesiz maske gönderen, el dezenfektanı, tulum, bone gibi malzemeleri bakanlık karşılamıyor, kendiniz sağlayın diye sarı zarfla bilgi veren Uşak Sağlık Müdürlüğünün değildir.
İsmet Paşa Caddesine çıkarak vatandaşa uzaktan bağırarak uyarıda bulunan valinin de değildir.
Mavi rengin partisinin renklerinden biri olduğunu ileri sürerek, her fırsatta milletin arasına nifak tohumu ekmekte, ayrıştırmakta, ötekileştirmede hünerli, sağlık çalışanları ve halkımızın emeğini siyasi malzeme yapmaktan çekinmeyen iktidar partisi milletvekilleri ve belediye başkanları hiç değildir.
Sağlık emekçilerinin kasım, aralık, ocak ve şubat ayı ek ödemelerinin üstüne yatan, caydırıcı özelliklere sahip sağlıkta şiddet yasasını çıkaramayan, COVİD-19 hastalığını meslek hastalığı olarak kabul etmeyen Sağlık Bakanlığı da değildir.
Başarı; Her türlü destekten yoksun olarak Aile Sağlığı Merkezlerinde,bulaşı önlemek için kendilerinin geliştirdiği özgün yöntemlerle,salgının pik yaptığı dönemde bile 250-300 hasta bakma becerisi gösteren ve her hastasına eğitim veren Aile Hekimlerinindir.Gebe izlemde,aşıda,kan almada,enjeksiyonda maksimum önlemler alarak hizmet veren Aile Sağlığı elemanlarınındır.Fiziki hijyenin yanında solunum hijyenini de sağlayan temizlik elemanlarınındır.
112 ve Filyasyon ekibinde ki şoföründen, hemşire ve doktoruna 7 gün 24 saat çalışan sağlık personelinindir.
Aciller de,labaratuarlarda, görüntüleme merkezlerinde, insanüstü gayret gösteren sağlık emekçilerinindir.
Servislerde yatan hastalarının başından ayrılmayan, servisten yoğun bakıma giden her hasta için göz yaşı döken, yoğun bakımdan servise geri gelen hastaları içinde sevinç göz yaşlarını tutamayan hemşire ve hekim arkadaşlarımızındır.
Yoğun bakım ünitelerinde günlerce sevdiklerinden uzak kalan, her türlü önlemlere rağmen virüse yakalanarak uzun süre tedavi olan, hayatını kaybeden sağlık çalışanları ve kurallara uyma konusunda son derece duyarlı davranan halkımızındır.

Dr.Arif Güvenir
GYK Üyesi ve İç Ege Bölge Sorumlusu

DEVRİM YASALARI, LAİK, DEMOKRATİK DÜZENİN TEMELİDİR!

DEVRİM YASALARI, LAİK, DEMOKRATİK DÜZENİN TEMELİDİR!

3 Mart 1924’ te çıkarılan Devrim Yasalarıyla çağdaşlaşma yolunda büyük bir adım atılarak siyasetle din arasındaki ilişki tamamen ortadan kaldırılmış, “Toplumun ümmet olmaktan millet olmaya dönüşümü” için harekete geçilmiş, “Ulus Devlet” olmanın temeli oluşturulmuştur.

Devrim Yasaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Laik, Demokratik düzenin temelidir.

Devrim Yasaları, Cumhuriyet’in saygın, yetkin, üretken yurttaşlarını yetiştirmeyi hedeflemektedir. Amaç; aydınlanma, kadın-erkek eşitliği, aklın ve bilimin egemenliği, bağımsızlık, özgürlük ve onurlu yaşamdır.

Öğrenim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasıyla Türk Milleti’nin ortak bir eğitim potasından geçirilerek, aynı ulusal değerleri sahiplenmesi, yurttaşlık bilincinin yerleştirilmesi süreci başlatılmıştır. 97 yıl sonra eğitimimizin geldiği nokta ne ulusal ne de laiktir!

Dinselleştirilmiş bir eğitim, toplumu ayrıştırmanın en önemli unsurudur.

Devrim Yasaları Anayasamızın 174. Maddesi ile korunuyor olmasına rağmen Öğrenim Birliği Yasası bugün fiilen uygulanmamaktadır.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; Fransa’da Türkçe öğretilmesi konusunda mevkidaşına yazdığı mektupta: “Bu öğretim, Fransız milli eğitiminin laiklik, tarafsızlık ve eğitimin parasız olması gibi genel ilkelerine ve yürürlükteki Fransız mevzuatına uygun olarak sağlanır.” İfadelerini kullanırken, iktidarın “Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği” nden “Atatürk ilke ve inkılaplarına, Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetişmeleri” ifadeleriyle birlikte; ders kitaplarımızdan, Atatürk’ün din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili sözlerinin ve laikliğin, çıkarıldığını; laikliğin tehlike olarak gösterildiğini, hatta hedef tahtasına konduğunu unutmuş görünse de, biz unutmadık!

Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılarak yerine kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, görevini Laik Cumhuriyet Yasalarının tanımladığı gibi değil, Şeyhülislam gibi sürdürmektedir. Uygulamaları ve açıklamalarıyla Atatürk düşmanlığını, Devrim Yasaları’na karşıtlığını ortaya koymaktadır.

Halifeliğin kaldırılması devletin laikleştirilmesi için yapılmış bir devrimdir. Bugün din, açık açık siyasetin odağı haline getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Devrim Yasaları ile kazandığı “Ulus Devlet” ve “Laik Cumhuriyet” nitelikleri yok edilmek istenmektedir. Yapılanlar son derece tehlikelidir.

Ulusal kimliklerini yitirmiş toplumlar sömürge olmaya mahkumdur!..

Laiklik, demokrasinin güvencesidir!..

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı iktidarın, “Yeni Anayasa”, “Kurucu Anayasa” söylemlerini, sıradan bir gündem değiştirme olarak yorumlamak son derece yanlıştır.

Hedeflerinde Demokratik Laik Sosyal Hukuk Devleti Türkiye Cumhuriyeti’ni bitirmek vardır.

Hilafet özlemiyle yanıp tutuşanların karşısında Cumhuriyete ve Devrim Yasalarına sahip çıkmak ya da çıkmamak; geleceğimizi belirleyecektir. Yol ayrımına gelinmiştir. Görev Türk Milletinindir!

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

ONURSAL BAŞKANIMIZ SAYIN HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU’NU ANIYORUZ!

ONURSAL BAŞKANIMIZ SAYIN HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU’NU ANIYORUZ!
YORULMADI, YILMADI, ÖRNEK OLDU!

1904’te doğdu.
27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’i Ankara’ya gelişinde karşılayan lise öğrencileri arasındaydı.
1920’de 16 yaşındayken TBMM’de katipti.
1927’de, 23 yaşındayken çalıştığı TBMM’de Mustafa Kemal’den 6 gün boyunca Nutuk’u dinledi. Yıllar sonra herkes anlasın diye Nutuk’un dilini sadeleştirdi.
Cumhuriyet’in 5.Yaşında, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Cumhuriyet’in 10.Yılında İsviçre’de doktora yapabilen bir aydın Türk hukukçusuydu.
1942’de Profesördü. Hukuk dilinin sadeleşmesi için savaştı.
1961’de çağdaş, özgürlükçü Anayasayı kaleme alanlardandı.
Herkesin, “hocaların hocası” oldu.
1989’da büyüyen tehlikeyi gören Muammer Aksoy’un kurduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Onursal Başkanı oldu. 85 Yaşında, hiç korkmadan, inanç, azim ve heyecanla yeni bir mücadeleye soyundu.
1992’de aramızdan ayrıldı. Devrime de, ne yazık ki karşı devrime de tanıklık etti. Ama Atatürk’ün yanından da izinden de hiç ayrılmadı.
O, bize mücadelenin yaşı olmadığını gösterdi. Mücadelenin uzun soluklu olduğunu, bir devrimcinin yorulmayacağını, olumsuz koşulların inanmışları yıldıramayacağını gösterdi. Yaşasaydı O’da iktidarın aydınlara, gazetecilere yaptığı acımasız saldırıdan elbette payını alacaktı. Ama tabii ki yılmayacaktı.
O, İşini yaptı, öğretti, gitti.
İşini layığıyla yaptığının, öğrettiğinin, ektiği tohumların yeşerdiğinin, dallanıp, budaklandığının göstergesi biziz. Buradayız. Unutmadık, anıyoruz.
Ve, biliyoruz ki, ilk TBMM’nin tanığı, Anadolu Aydınlanması’nın en saygın isimlerinden, Atatürk İlkeleri’nin yılmaz savaşçısı, bağımsızlık neferi, Devrimci bilim adamı, Cumhuriyet Gazetesi’nin 50 yıllık yazarı sayın Hıfzı Veldet Velidedeoğlu da sevinçle bizi izliyor, duyuyor.
Selam olsun yorulmayanlara, baskıdan, zulümden, yasaktan korkmayanlara, mücadeleden yılmayanlara…
Selam olsun sana “hocaların hocası”, onursal başkanımız Sayın Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na…
Onursal Başkanımız Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na, Cumhuriyeti var edenlere, yaşatanlara yürekten sevgi, saygı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

“BAŞÖĞRETMEN” SIFATININ SAHİBİNİ BİLMEYENLERE AÇIK MEKTUP

Türk Ulusu’nun tek Başöğretmeni Mustafa Kemal ATATÜRK’tür!

“Başöğretmen” unvanı, Büyük Devrimci Mustafa Kemal ATATÜRK’e Gazi Meclis tarafından, Harf Devrimi’nin ardından verilmiştir. Gaziantep Belediye Başkanı Fatma ŞAHİN ‘in bu unvanı kendi partisinin Genel Başkanı için kullanması kabul edilemez. Fatma ŞAHİN kendi genel başkanına dilediği kadar iltifat edebilir ve bazı unvanlar yakıştırabilir. Ancak “Başöğretmen” bunlardan biri değildir, olamaz.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ü “Başöğretmen” yapan, “Başkomutan” yapan “Gazi” yapan “Büyük” yapan, taşıdığı unvanlar değil, başardığı işlerdir ve bu gerçeği hiç kimse hiçbir şekilde değiştiremez!

Bu sıfatlar Mustafa Kemal ATATÜRK’e verildikleri için anlam yüklüdürler. Bu sıfatlar bir makamı, bir mevkii değil, bir büyük Devrimciyi, bir büyük Devrimi anlatırlar…

Herkes haddini, hukukunu, yerini ve ne söylediğini bilmelidir.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

ANAYASAL HAKLARIMIZA DOKUNMA!

Örgütlenme, Anayasal bir haktır. Demokrasinin güvencesidir.

Anayasa Madde 13:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” demektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 33. maddesinde ise; “derneklerin kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla, kapatılabileceği veya faaliyetten alıkonulacağı” düzenlemesi mevcuttur. Ancak, “gecikmesinde sakınca bulunan özel durumlarda ise, kanunla yetkili kılınan merci tarafından alınacak kararın, yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulacağı; hakim kararının kırk sekiz saat içinde açıklayacağı, aksi halde, bu idari kararın kendiliğinden yürürlükten kalkacağı” öngörülmüştür.

Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Yasası ile derneklerin tüm çalışmaları yasa ile belirlenmiştir. Mevzuat, mevcut haliyle bile dernekler için son derece kısıtlayıcı ve sınırlayıcıdır. Hal böyle iken; Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve yoğun tartışmalara neden olan yeni yasa teklifinde: “terörizmin ve kitle imha silahlarının finansmanının engellenmesi” gerekçesi ile “dernek yönetimlerine kayyum atama, dernek malvarlıklarının dondurulması ve faaliyetinin durdurulmasına ilişkin düzenlemeler” bulunmaktadır. Oysa:

· Yurttaşlarımızın örgütlenme hakkı, demokratik toplum düzeninin ve Anayasa’nın demokratik devlet ilkesinin ön koşulu ve güvencesidir.

· Demokratik toplumlarda, yurttaşların örgütlenmeleri ve örgütsel etkinlik gerçekleştirmeleri hukuki güvence altındadır.

· Yasalar çerçevesinde, yasaların denetiminde ve güvencesinde oluşturulan örgütlenmeler, çağdaş dünyada demokratik baskı unsurları olup demokrasinin ve çoğulcu toplum yapısının temelini oluşturmaktadır.

· Hukuk devletinde yurttaşlar, yaşadıkları topluma karşı sosyal sorumluluklarını, ancak, demokratik kitle örgütlerinde güç birliği yaparak yerine getirebilir.
Bu bağlamda; Atatürkçü Düşünce Derneği, Kamu Yararına Çalışan bir Demokratik Kitle Örgütü’dür. Kurulduğu günden bu yana, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik her türlü bölücü ve gerici kalkışmaların karşısında durmuştur. Terörün, nereden gelirse gelsin emperyalizme hizmet ettiğinin, faşizmin değirmenine su taşıdığının bilincindedir.

Atatürk İlke ve Devrimleri’nin korunması ve geleceğe taşınması için kurulan, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin temel amaçlarından biri de “Hiçbir ayrım gütmeden ve gözetmeden, anayasal demokratik düzen güvencesinde evrensel insan hak ve özgürlüklerini üstün tutarak, yurttaşları tam eşitlikle kucaklayıp, ulusal dayanışmanın temeli olan toplumsal barışı sürekli kılmak, her tür teröre ve sömürüye karşı çıkarak, çağdaş sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bütün olarak bağımsızlığının karşısındaki yapılanmalara karşı mücadele etmektir.”

Derneklerin işlevsiz hale getirilmesi, terör bahanesi ile yurttaşlarımızın örgütlenme hakkının elinden alınması ve demokratik kitle örgütlerinin faaliyetlerinin kısıtlanması asla kabul edilemez.

Devlet, terörle mücadelede her türlü imkan ve araca sahiptir. Bu gerekçe ile derneklerin yönetimlerine kayyum atanabilmesi, malvarlıklarına el konulabilmesi ve faaliyetlerinin durdurulabilmesi, şahıs devletinin oluşumundaki en ürkütücü ve en son kilometre taşıdır. Bu düzenleme ile devlet ve toplum yapısı, kazanılmış hak ve özgürlükler geriye götürülecek, dernek yöneticilerinin seçme ve seçilme yoluyla güvencede olan örgütlenme özgürlükleri de İçişleri Bakanlığı’nın siyasi vesayeti altına alınmış olacaktır.

İktidarın baskıcı yönetim anlayışı, bugüne kadarki hukuk tanımaz uygulamaları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen bu yasa teklifinin ardındaki niyetleri daha iyi görmemizi ve anlamamızı sağlamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine ve niteliklerine düşman, cemaat ve tarikatlarla iş birliği içinde olan iktidarın, ne yapmak istediğini görüyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini Anayasa hükümlerinin ve demokratik toplum yapımızın korunması için, bu yasa teklifini reddetmek üzere göreve çağırıyoruz.

Atatürkçü Düşünce Derneği, aynı kaygıları paylaştığı ve benzer amaçları benimseyen tüm demokratik kitle örgütlerini bu yasa teklifine karşı ortak mücadeleye çağırmaktadır. Boyun eğmeyeceğiz, yolumuzdan dönmeyeceğiz…

Milletimize saygılarımızla duyururuz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL YÖNETİM KURULU

Diyarbakır ADD’den okullara Atatürk büstü

AAD Diyarbakır İl Başkanı Oktay Arıtürk ve ADD Hakkâri İl Temsilciliği, öğretmenlerden gelen talep üzerine 3 okula Atatürk büstü hediye etti.

YENİGÜNHABER – Diyarbakır’da Atatürk büstü olmayan 3 okulun talebi üzerine Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Diyarbakır İl Temsilciliği ve ADD Hakkâri İl Temsilciliği harekete geçti. ADD Diyarbakır İl Başkanı Oktay Arıtürk ve beraberindeki dernek üyeleri, Diyarbakır Gaziler Anadolu Lisesi, Bismil İMKB Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Şehit Mehmet Bora Tayfur Anadolu Lisesi için hazırlanın Atatürk büstlerini teslim ettiler. Okullarda Atatürk büstü olmadığı için kendilerine başvurulduğunu belirten Arıtürk, benzer taleplere daima karşılık vereceklerini söyledi (Haber Merkezi)

ATATÜRK’ÜN ADI TÜRK MİLLETİ’NİN BENLİĞİDİR!

Cumhuriyet karşıtlarını, şeriatçıları, ırkçıları koruyan, kollayan, buna karşın; Atatürk’ün adını her yerden silmek isteyen; Atatürk’e, manevi şahsiyetine, Devrim ve İlkeleri’ne saldırılara göz yuman siyasi iktidar her geçen gün haddini biraz daha aşmaktadır.

İçişleri Bakanlığı’nın, Rize Fındıklı’daki Millet Parkı’na, Belediye Meclisi kararıyla “100.Yıl Atatürk Parkı” adının verilmesine, sudan gerekçelerle ve büyük bir işgüzarlıkla soruşturma açmasını kınıyoruz.

Kendi iktidarını da Atatürk’ün Cumhuriyet Devrimi’ne borçlu olduğunu unutan siyasi iktidarın O’nun adını silme, unutturma çabası da diğer politikaları gibi iflas edecektir..

Milletimizin varlık nedeni Büyük Atatürk’ün adını yaşatma mücadelesi verdiği için, siyasi iktidarın zulmüne uğrayan Rize Fındıklı Belediye Başkanı Sayın Ercüment Şahin Cervatoğlu ve Belediye Meclis Üyeleri’nin yanındayız. Onları yürekten kutluyoruz.

Zulme ve hukuk dışı baskılara hep birlikte direneceğiz. Kazanacağız…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

KADINA YÖNELİK AYRIMCILIĞIN, BASKININ VE ŞİDDETİN KARŞISINDAYIZ

 Dominik’te faşist diktatöre karşı mücadele eden Mirabel kardeşlerin 25 Kasım 1960 da tecavüz edilerek öldürülmeleriyle dünya tarihinde yerini alan bu gün; kadına yönelik her türlü şiddetin gözler önüne serildiği, tartışıldığı, önlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, mevcut mekanizmaların çalıştırılması için kamuoyunun dikkatinin çekildiği bir gün haline gelmiştir..
 
Büyük Önderimiz Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, kadınlarımızın Kurtuluş Savaşı’ndaki katkısını da göz önüne alarak kadın erkek eşitliğine büyük önem vermiş, kadının eşit yurttaş olması yolunda devrimlerin hayata geçmesini sağlamıştır. Kadının toplumsal hayatta özgürleşmesi büyük önderimizin çok önemsediği konuların başında gelmekteydi.
 
Oysa bugün kadınlarımızın yaşadığı sorunların başında açık farkla “kadına şiddet” yer alıyor. Son 9 ayda 269 kadın cinayetinin işlendiği ülkemiz, OECD verilerine göre en az bir kez eşinden fiziksel veya duygusal şiddet gören kadın oranının en yüksek olduğu ülke haline geldi. 
 
Cumhuriyetimizin 100. yılına gelirken yapılması gereken, toplumsal anlayışın kadına yönelik tüm olumsuzlukların ortadan kaldırılması doğrultusunda şekillendirilmesidir. Oysa mevcut iktidarın bu anlamda samimi hiçbir çabasının olmadığı, yaşananlarla açıkça ortadadır. Uygulamalar, iktidarın kadına bakış açısı göstermektedir. Onların dünyasında kadın ikinci sınıftır. Kadın haklarıyla birlikte Cumhuriyetimizin temel değerleri de aşındırılmaktadır.
 
Tarikat ve Cemaatleri iş birliği protokolleri ile Milli Eğitim (!) sisteminin içine alan iktidar, laik eğitimden vazgeçtiğini açıkça ortaya koymuştur. Kadını “hizmetçi” ye indirgeyen, toplumsal eşitliği ortadan kaldıran ifadelere yer veren ders kitapları, -referansı din olan- kadına şiddeti “hak” gösteren bir anlayışı çocuklara aşılamaktadır. Diyanet fetvaları ile kadına yönelik her türlü baskı ve şiddete zemin hazırlamaktadır.
 
Kadınlarımız; yaşadıkları taciz, tecavüz ve şiddeti; çarpık bakış açısıyla “hak etmiş olduğu” yargısı yüzünden sineye çekmek zorunda kalmakta, başına gelenleri kimseyle paylaşamamaktadır. Kadınlarımız, yaşadığı her türlü vahşeti kendi içine gömmekte, hatta intihar etmektedir.
 
Eğitim sisteminin yeniden Atatürkçü Düşünce Sistemi doğrultusunda yapılandırılması, çağdaş eğitimden geçmiş ve kadın-erkek eşitliğini sindirmiş yargı mensuplarının yetiştirilmesi kadına şiddetle mücadelenin en önemli adımıdır. 
 
Bu nedenle eğitimin laik, bilimsel ve karma olması zorunludur.
 
Şiddetle karşılaşan kadınlarla yapılan araştırma çalışmaları, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe ve ekonomik güç arttıkça şiddete uğrama oranın düştüğünü göstermektedir. Bu da kadınlar için eğitimin ve ekonomik özgürlüğün önemini ortaya koymaktadır. Kadınlarımızın çocuk yaşta evlendirilmesi, erken anne olmaya zorlanması, eğitimden yoksun bırakılması, kötü koşullarda düşük ücretle hatta kayıt dışı çalıştırılması, sosyal güvenceden mahrum kalması devletin çözmekle yükümlü olduğu temel sorunlardır. 
Devletin ekonomi politikaları kadının hangi eğitim düzeyinde olursa olsun birey olarak var olabilmesini sağlamalıdır.  
 
Devletin suçluyu mahkum etmesi gerekirken, taciz, şiddet, tecavüz, hatta kadın cinayetleri davalarında ceza indirimleri uygulanıyor olması, çoğu zaman suçlunun ceza bile almaması kabul edilemez. 
Devlet; ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ni hiçbir bahane üretmeden hayata geçirmek zorundadır.
 
Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın, baskının, şiddetin önüne geçilmesi; toplumsal barış, çağdaş bir toplum için en temel şarttır.
Bu nedenle
• Laik Cumhuriyet’ten, çağdaş bir toplumdan, aydınlık bir gelecekten yana olan toplumun tüm kesimlerinin birlikte mücadele etmesi gerekmektedir.
• Kadına şiddetle mücadele, planlı ve sürekli olmak zorundadır.
• Yılda bir gün farkındalık eylemleri gerekli olsa da yeterli değildir. 
• Özellikle yerel yönetimlerce, çaresizliğin ezberletildiği kadınlarımıza ulaşılmalı, çaresizliklerini ortadan kaldıracak çözümler üretilmeli, kendi hayatlarına sahip çıkabilmeleri için başta ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına olanak sağlanmalıdır.
 
Siyasi iktidarın, ülkemizle, Laik Cumhuriyetimizle ilgili planları da ancak böyle bozulabilir. Unutmayalım ki bir kadın değişirse bir toplum değişir…
 
25 Kasım Kadına Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde yaşamlarını faşist iktidarla mücadeleye adayan Mirabel kardeşleri saygı ile anıyor, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesiyle dünyada ve ülkemizde kadına yönelik her türlü şiddet ve sömürünün son bulması için örgütçe mücadelemizi sürdüreceğimizin altını bir kez daha çiziyoruz.
 
 
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

KINIYORUZ!

Millet Mekteplerinin açılışı ve Atatürk’ümüzün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği günün yıldönümünde, öğretmenler için hazırlanan mesleki çalışma programı kapsamındaki “medeniyet bilinci semineri”nde Kurtarıcımız ve kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’e ve Ulusal Kurtuluş Savaşımıza yer vermeyenleri kınıyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türk devrimini yok saymaya ve yok etmeye çalışan zihniyeti çok iyi tanıyoruz.

Tevhid-i Tedrisat (Öğrenim Birliği) Kanunu çıkararak eğitimin tek çatı altında toplanmasını sağlayan, Harf devrimini gerçekleştiren, Köy Enstitülerini kuran, eğitimin tüm yurda yayılmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ü, onun başöğretmenliği kabul edişinin yıldönümü olarak kutlanan günde görmezden gelen anlayış, Milli Eğitim değil Milli İhanet anlayışıdır.

Eğitimimize, ülkemize, geleceğimize ve çocuklarımıza ihanet eden bu anlayışın yerine Mustafa Necati’lerin, Hasan Ali Yücellerin gerçek “milli eğitim” anlayışını egemen kılana dek var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Genel Yönetim Kurulu

CUMHURİYET’İ SUSTURAMAZSINIZ!

Basın İlan Kurumu’nun Cumhuriyet Gazetesi’ne haksız yere verdiği 45 günlük ilan kesme cezasını kınıyor ve tüm yurttaşlarımızı Cumhuriyet Gazetesi almaya çağırıyoruz.

ADD GENEL YÖNETİM KURULU

GENEL BAŞKANIMIZ KONYA BEYŞEHİR KUVAİ- MİLLİYE KARARGAHINI İNCELEDİ

Genel Başkanımız Hüseyin Emre ALTINIŞIK ve Genel Sayman Yardımcımız, İç Anadolu Bölge Sorumlusu Şadiye YEŞİLYURT Konya Beyşehir Kuva-i Milliye Karargâhını yerinde incelediler. Konya Beyşehir Kuva-i Milliye Karargâhı ile ilgili sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımları dikkate alarak, bölgede bizzat yerinde görmek ve incelemek üzere Konya’ya giden Genel Başkanımıza, Genel Sayman Yardımcımız İç Anadolu Bölge Sorumlumuz Şadiye YEŞİLYURT un yanısıra; ADD Konya Şube Başkanı Sinan Düzenli, ADD Karaman Şube Başkanı Ulkan Sanliturk, ADD Seydişehir Şube Başkanı Hürriyet Demiral ve yöneticileri, ve ADD Akşehir Şube Yöneticileri eşlik ettiler. CHP Konya İl Başkanlığı ve CHP Beyşehir İlçe Başkanı Rıdvan Şenyurt ve CHP yöneticileri de Genel Başkanımız Hüseyin Emre Altınışık in Konya Beyşehir Kuva i Milliye Karargâhı incelemelerinde hazır bulundular.

İZMİRLİ DEPREMZEDELERİMİZ ATASINI ANDI

Atatürkçü Düşünce Derneği Ödemiş Şube gençleri 10 Kasım’da Atasını İzmirli Depremzede çocuklarla birlikte andı.

Derneğimizin Ödemiş şubesi gençleri, Ödemiş eğitim camiası ve gönüllü dostlarının katkıları ile topladıkları zeka oyunları, genellikle ana sınıfı ve ilkokul düzeyi öğrencilerine yönelik boyama kitapları, hikaye kitapları, kuru boya, pastel boya, oyun hamurları ve parmak boyları malzemeleri ile deprem bölgesinde ADD İzmir Şubelerinin desteleriyle öğrencilere Atatürk imzalı pankartlara el baskı etkinliği gerçekleştirildi. ADD Ödemiş şube başkanı Gürcay IŞIK ve Gençlik Kolları olarak etkinliğe katılan Filiz ÇEŞMELİ, Abdullah GEÇER, Sami BAYIR, Ayhan UĞUR, Elif DİNÇ, Salih KORKMAZ, Ceren KARACAOĞLU ve İrem YİĞİT ortak bir bülten yayımlayarak: “Bizler Atatürk’ün izinde 10 Kasım’da ölümün ölümsüzlüğünü andık ve depremzede kardeşlerimizin yüzlerinde bir gülümseme olmak amacıyla yola düştük. Ellerinde ki renkler kadar güzel günler görmeleri tek dileğimiz. Ulu önderimiz Mustafa Kemal’in yolunda fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller için emek harcıyoruz. Bu felaketlerin tekrar yaşanmaması temenni ediyoruz.” diyerek depremzede çocuklarımız ile Atatürk imzalı pankartlara el izlerini bıraktılar. Daha güzel günler de buluşmak dileğimiz ile…
Atatürkçü Düşünce Derneği Ödemiş Şube Başkanı Gürcay IŞIK

97. YIL…

DEVRİM ŞEHİDİ AHMET TANER KIŞLALI DA ADINI ÖLÜMSÜZLER LİSTESİNE YAZDIRMIŞTIR.

Devrim ve demokrasi şehidimiz Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI’yı 21 Ekim 1999’da evinin önünde uğradığı hain bombalı saldırı sonucu kaybettik. Ahmet Taner KIŞLALI’yı aramızdan alanlar, düşüncelerini, söylemlerini ve eylemlerini unutturamadılar. Birlikte yürümemize engel olamadılar. O, Atatürk Devrimi’nin ışık saçanlarından biri olarak hala önümüzden yürüyor, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Kemalizm’in devrimci niteliğine sahip bir aydın olan, eylem ve söylemleriyle bunu kanıtlayan Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI; ülkemizin karşı devrimciler tarafından bir uçuruma sürüklendiğini gören ve bununla mücadele etmek için Prof.Dr. Muammer AKSOY tarafından kurulan derneğimizin de yöneticilerindendi. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı önce Genel Başkan Yardımcımız sonrasında da Genel Yönetim Kurulu üyemizdi.

Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI, “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncüllüğüdür… Slogan Atatürkçülüğüne karşıyım.” diyerek, toplumuzun bu savaşımda neler yapması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Kendisi de bir arı gibi çalışmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, yüzlerce makale yazmış, onlarca kitap yayınlamıştır.

Cumhuriyet düşmanları tıpkı Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer AKSOY’dan, Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK’tan, Araştırmacı – Gazeteci Yazar Uğur MUMCU’dan rahatsız oldukları gibi Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI’dan rahatsız oldular. Onu da Muammer AKSOY, Bahriye ÜÇOK, Uğur MUMCU gibi devletin ve toplumun gözleri önünde katlettiler. Faili belli diğer cinayetler gibi bu cinayet de aydınlatılmadı… Daha doğrusu aydınlatılmak istenmedi.

Katledilen Ahmet Taner KIŞLALI’da adı da ölümsüzler listesine yazıldı. Çünkü, Atatürk Devrimi, demokrasi ve özgürlükler için; Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak ve yaşatmak için yaşamlarını hiçe sayanlar bizce ölümsüzdür.

Cumhuriyet Devrimi şehitlerimiz, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin varlık nedenidir, onurudur.

Tarihimiz ve eylemlerimiz ölümlerin bizi yıldıramayacağını, korkutamayacağını, sindiremeyeceğini yazmış ve yazmaya devam edecektir…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

Top