Toplum bu tuzaklarla bir rejim değişikliğine sürükleniyor.

ADD Başkanı Çölaşan: Toplum bu tuzaklarla bir rejim değişikliğine sürükleniyor.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği “Anayasa Tuzağı” panelinde konuşan Hüsamettin Cindoruk, Sabih Kanadoğlu ve Erdoğan Teziç, yeni Anayasa tartışmalarını değerlendirdi. ADD Başkanı Tansel Çölaşan, “Sadece yeni olsun, sivil olsun, vesayetlerden kurtulalım gibi içi boşaltılmış kavramlar kullanılarak toplumda yeni bir Anayasanın yapılmasına ihtiyaç olduğu algısı yaratılıyor. Toplum bu yolla rejim değişikliğine hazırlanıyor” dedi.

Atatürkçü Düşünce Derneği, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin “Yeni Anayasa Tuzağı” paneli düzenledi. Panelde konuşmacı olarak, TBMM Eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih Kanadoğlu ve Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç yer aldı. Panele Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İl Başkanı Ayfer Yüksel, eski Bakan Hikmet Uluğbay, Ufuk Söylemez, Uluç Gürkan, AYM üyesi Bülent Selim, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, CHP Parti Meclisi Üyesi Hakkı Süha Okay ve Bağımsız Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka da katıldı.

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel Çölaşan, panelin açılış konuşmasında, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en yakın tehlikenin Anayasa tuzağı olduğunu, çünkü toplumun bu tuzaklarla bir rejim değişikliğine sürüklendiğini söyledi. Çölaşan, 2011 genel seçimlerinden beri siyasi zeminde Anayasa’nın tartışıldığını, topluma tartışılıyor gibi algılatıldığını ifade etti. Konuyu evrensel içeriği ile bilimsel verilerle tartışan olmadığını kaydeden Çölaşan, “Sadece yeni olsun, sivil olsun, vesayetlerden kurtulalım gibi içi boşaltılmış kavramlar kullanılarak toplumda yeni bir Anayasanın yapılmasına ihtiyaç olduğu algısı yaratılıyor. Toplum bu yolla rejim değişikliğine hazırlanıyor. Dayatılan bu değişiklik sadece Meclis sisteminden Başkanlık sistemine geçiş değil, asıl amaç 1921 ve 1924 kurucu Anayasaları ve Cumhuriyeti kuran kurucu iktidarın iradesinin değiştirilmesidir” dedi.

Anayasa tartışmalarının, laik demokratik bir hukuk devletini amaçlayan Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırıp yerine tek adam diktatörlüğünde bir ortaçağ yaratmak ve ülkeyi bölmek amacı taşıdığını söyleyen Çölaşan, “Anayasa tartışmalarıyla varılmak istenen nihai hedef budur. Biz ADD olarak tam bu noktada topluma, ülkemizde algı yönetimiyle sanal bir ortam yaratılarak yürütülen bu Anayasa tartışmalarının bir tuzak ve asıl hedefin de cumhuriyet yıkıcılığı olduğunu, gerçek bilgilerle, bütün çıplaklığıyla anlatmayı ve halkın kendi geleceği için mücadele etmesini amaçlamaktayız” diye konuştu.

-CİNDORUK: İKTİDAR ANAYASA YOLUYLA TÜRKİYE CUMHURİYETİNE SALDIRIYOR-

Konuşmacılardan eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Türkiye’nin büyük bir bunalımdan, büyük bir Anayasa krizinden geçtiğini, bütün kusurları Anayasa’ya yükleyen bir siyasi beceriksizliğin Türkiye’yi zor günlere doğru götürdüğünü söyledi. Cindoruk, “Bugünkü kadar ağır bir krizi hiç yaşamadım, görmedim. Bu bir kriz değil saldırıdır. Bugünkü iktidar Anayasa yoluyla Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırıyor. Cumhuriyet rejimini değiştirmek istiyor. Aradıkları Anayasa değişikliği değil, Başkanlık sistemiyle Bonapartizmi getirmek istiyorlar” dedi.

Mevcut Anayasa için “darbe Anayasası” sözlerinin kullanıldığını hatırlatan Cindoruk, “Öyle düşünürseniz 61 Anayasası da darbe Anayasası. Anayasanın içeriğine bakacaksınız. O Anayasa’dan 113 madde değişmiş, 17 kez değişmiş, 3 kez halk oylaması yapılmış. O darbeyi yapan generaller de ömür boyu hapse mahkum olmuşlar. O Anayasa’nın içeriğinden elde ne kaldı, bir iskelet. Şimdi darbe Anayasası tarifesi altında yeni bir darbe yapan Anayasa ortaya koymaya çalışıyorlar. Bu darbe Anayasasının değiştirilmesi gereken yerleri var, oturup konuşur, yaparız. Ama bu Anayasa’yı kaldırıp da başkanlık sistemine dayalı bir Anayasa getirmenin akla, mantığa dayanır bir tarafı yok” diye konuştu.

-“BİZ CUMHURBAŞKANLARI KONUŞSUN DİYE BEKLİYORDUK, ŞİMDİ SUSSUN DİYE BEKLİYORUZ”-

Türkiye’nin bugünkü en büyük Anayasa probleminin Cumhurbaşkanının Anayasa kuralı koyması olduğunu söyleyen Cindoruk, “Cumhurbaşkanı Anayasa’yı yorumluyor, mitingler yapıyor, muhtarları toplayıp muhtar konseyi haline getiriyor, her gün başa bir yerde konuşuyor. İskemle bulursa iskemleye çıkıyor, kürsü bulursa kürsüye çıkıyor. Geçmişte biz Cumhurbaşkanları konuşsun diye bekliyorduk, şimdi sussun diye bekliyoruz. Ben Cumhurbaşkanına her zaman saygı duymuş bir siyasetçiyim, bizim geleneğimizde bu var. Ben Cumhurbaşkanına saygı duymak istiyorum ama Cumhurbaşkanı da bana saygı duyacak” dedi.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün yaptıkları bir yayınla ilgili tutuklanmalarına ilişkin üzüntüsünü ifade eden Cindoruk, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından Cumhurbaşkanının sözlerine ilişkin, “Ben şaşırdım. Sayın Cumhurbaşkanı neler söylüyor? Adalet Bakanı var adını tam telaffuz edemiyorum ama yaşıma verin. Ama diyor ki bir Anayasa Cinayeti işlemiştir. Arzuhalci aklıdır bu” dedi.

Cindoruk, konuşmasını, “Bu saldırıyı önlemek için bütün Türk halklarını işbirliğine çağırıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına bağlı bizim vatandaşlık hukukumuzdan ve tarihimizden faydalanıp bir arada yaşadığımız insanlardan şunu istiyorum. 95 yıldır yaşadığımız Cumhuriyetin damı altında herkese yer vardır. Birlikte kurduğumuz cumhuriyeti birlikte yaşatacağız” sözleriyle tamamladı.

-SABİH KANADOĞLU: MİLLİ İRADE TBMM’NİN 4 YIL İÇİN SEÇİLMİŞ OLDUĞU ANLAMIYLA SINIRLIDIR-

Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih Kanadoğlu ise başarısız bir iktidarın Türkiye’yi içine soktuğu politik, ekonomik sıkıntıların konuşulması gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanının AYM kararı için söylediği “Tanımıyorum, uymuyorum ve saygı duymuyorum” sözlerinin, belirli şekilde bir hiddet sonucu sarf edilmiş sözler olmadığını, hepsini bir hesabın getirdiğini ifade etti.

TBMM’nin 4 yıl ülkeyi idare edebilmek için seçildiğini ve milli iradenin anlamının da bununla sınırlı olduğunu vurgulayan Kanadoğlu, “Seçimde kazandım, istediğimi yapabilirim, Anayasayı a’dan z’ye yeniden yapabiliriz, halk bize söz verdi” anlayışının Anayasa hukukunda yeri olmadığını söyledi. Milli iradenin ancak taşıdığı bu sorumluluk ve ona verilmiş olan yetkiyle sınırlı olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen Kanadoğlu, şöyle konuştu:

“Bunu tanırsanız, her dört yılda bir iktidar olanın Anayasa değiştirmeye hakkı var demek olur. TBMM Başkanının dediği bizi ‘Biz de kurucu meclis gibiyiz’ demekle olmuyor. Öyle kurucu meclis olunmuyor. TBMM ne Anayasa’da ne iç tüzükte kendisine tanınmamış olan bir hakkı kullanarak Meclis Uzlaşma Komisyonunu kuramaz. Böyle bir Meclis Uzlaşma Komisyonu Anayasa’ya uygun bir komisyon değildir. Partiler arası uzlaşma komisyonu olur ama Mecliste kurulacak uzlaşma komisyonu içtüzükte Anayasa’da bellidir. O halde a’dan z’ye yeni bir Anayasa yapma hazırlığını ona dayanak gibi göstererek Mecliste kuracağınız bir uzlaşma komisyonunda halledemezsiniz. Değiştirme için bir uzlaşma komisyonu kurarsanız en azından eleştiri almazsınız. Değişiklik yapma yetkisini zaten size bu Anayasa veriyor.”

-“YENİ BİR ANAYASA YAPACAĞIM DEMEK HERHALDE MİLLETİN AKLIYLA ALAY ETMEKTİR”-

Meşruiyetini bu Anayasa’dan alan bütün organların bu meşruiyetin dışına çıktıkları anda meşruiyetini kaybedeceğini hatırlatan Kanadoğlu, “Kendi meşruiyetini kaybeden hiç kimse millete ‘Ben seni temsil ediyorum, ben senin adına bir anayasa yapacağım’ diyemez, dememelidir. İlk üç maddenin değiştirilemeyeceğini söyleyen bir Anayasa’da bırakın değişiklik yapmayı a’dan z’ye yeni bir Anayasa yapacağım demek herhalde milletin aklıyla alay etmektir” dedi.

-TEZİÇ: “YSK MAALESEF BAŞARILI BİR SINAV VERMEDİ AMA ANAYASA MAHKEMESİ KAPIYI AÇTI”-

Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç ise yeni Anayasa tartışmalarında gündeme gelen halk oylamasına ilişkin şunları söyledi:

“Halk oylamasına hangi halde gidileceği Anayasa’da bellidir. Anayasa’nın hiçbir hükmü bir ön oylamayla halk oylaması yapma yetkisi vermiyor. Yapılabilir, kabul de edilebilir, böyle bir süreç yaşıyoruz. Böyle bir oylama olduğu zaman YSK’ya başvurulacak. YSK’dan umudumuz sönmüştü geçen yıla kadar, fakat Anayasa Mahkemesi bir bireysel başvuru ile YSK’nın kesin olan kararlarının da denetlenebileceğine kadar verdi. Bugüne kadar YSK maalesef başarılı bir sınav vermedi ama Anayasa mahkemesi kapıyı açtı.”

-“2010 HALK OYLAMASI AHLAKİ AÇIDAN HALKI ALDATARAK YAPILAN BİR HALK OYLAMASIDIR”-

2010 halk oylamasının yargıyı yürütmeye bağladığını ve perişan ettiğini ifade eden Teziç, “HSYK tek kurul haline yine devam etti ayrı olması lazım onların. Ama felaket bu kurulun başkanlığına Adalet Bakanını getirdi. 2010 halk oylaması ahlaki açıdan halkı aldatarak yapılan bir halk oylamasıdır. Bu paketin içinde zehre batırılmış şekerler de vardı. Bu resmen halka hakaretti. Yetmez ama evet diyenler sineye çektiler bunu da ama yargı elimizden gitti” dedi.

Halk oylamasının son derece demokratik olduğunu ancak birden bire amacından saptırılabileceğini, baskı yönetimlerini kullanmanın aracı haline getirilebileceğini kaydeden Teziç, “Anayasa gibi son derece teknik konular halk oylamasına gittiğinde sade yurttaş neyi oyladığını bilmeyebilir, içeriğine hakim olamayabilir. Böyle bir kolaycılığa kaçma formülünü Anayasa yapım sürecinde kullanmak doğru değildir” ifadelerini kullandı.

-“YÜZDE 10 BARAJLI BİR ÇOĞUNLUKLA OLUŞAN PARLAMENTODAN ANAYASA ÇIKMAZ”-

“Darbe hukukundan kurtulalım” sözleri için bunu yasama organı tarafından yapılacağını söyleyen Teziç, Anayasa değişikliğini ve o kanunların değiştirilmesinden şimdilik vazgeçilip, bir kenarda durdurulmasında isabet olduğunu dile getirdi. Teziç, “Yüzde 10 barajlı bir çoğunlukla oluşan parlamentodan ne Anayasa çıkar ne de doğru dürüst bir kanun çıkabilir” diye konuştu.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru dolayısıyla yüklenildiğini belirten Teziç, “Bu karar şu ana kadar uygulanmadıysa geç kalınmıştır derhal uygulanmalı demiştim. Gecenin saat 3’üne kadar ancak uygulandı. Diğer mahkemelerle Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi kararı esas alınır. Bugünkü çırpınışlar mahkemeyi itibarsızlaştırma üzerindedir” diye açıkladı.

(ANKA)

Top