TONGUÇ NEDEN DAHA ÇOK YAŞIYOR?

Nazım Mutlu

Ulusal Eğitim Derneği Genel Bşk.

Öğretmen Dünyası Dergisi Genel Yayın Yön.

 

Aylardır Ankara Hacettepe Hastanesi’nin yoğun bakımında yatan, iyileşip aramıza dönmesini dilediğimiz Mahmut Makal’ın tanımıyla “Eğitimimizin Atatürk’ü” İsmail Hakkı Tonguç’u yitirişimizin üstünden 58 yıl (20 Haziran 1960) geçti. Eğitim tarihimizin bu büyük devrimcisi, 1930’lara doğru yaklaşık 15 milyon nüfusunun yüzde 80’i köylerde yaşayan halkın eğitimini en temel sorun olarak gören Cumhuriyetin önder kadrosu içinde, çoğu kendine özgü kuramsal belirlemelerini uygulamaya geçirmede en başarılı olanların başında gelir. Tonguç, o yıllarda yüzde 75’i 5 sınıflı okullarda, yüzde 25’i 3 sınıflı okullarda eğitim gören bir ülke gerçeğiyle “çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkma” amacına ulaşamayacağımızı fark eden az sayıdaki aydınımızdan biridir aynı zamanda. Bunu Edirne’den Kars’a, İzmir’den Samsun’a, Afyon’dan Gümüşhane’ye dek yaklaşık 10 bin köyün eğitim gerçeğini gezip hazırladığı raporlarla saptayan, bu ciddi işin başka ülkelerde yazılmış reçetelerle değil, Anadolu gerçeğinden üretilmiş yol haritasıyla somutlaştıran Tonguç, eğitim tarihimizde adı Köy Enstitüleriyle en çok özdeşleşmiş önemli değerlerimizdendir.

Yakın dostlarından M. Rauf İnan’ın “Beklenen Adam” diye nitelediği İ. Hakkı Tonguç, 1893’te Bulgaristan’ın Silistre kentine bağlı Tatar Atmaca Köyü’nde doğar. Biri kız sekiz kardeşin en büyüğü olan Tonguç, kendi köyündeki 4 yıllık ilkokulu bitirdikten sonra Silistre’de rüştiyeye (ortaokul) gider ve köyünde bir süre tarımla uğraştıktan sonra 1914’te İstanbul’a gelerek eğitimini sürdürür. Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Şükrü Bey’in yardımlarıyla parasız yatılı olarak Kastomonu Öğretmen Okulu’na gider. Bu sırada Osmanlı I. Dünya Savaşı’na girer. Zorlu eğitim yaşamını 1916’da İstanbul Öğretmen Okulu’na geçerek sürdürür, buradan mezun olur.

1918’de açılan bir sınavı kazanarak Almanya’ya gider. 1 Ekim 1918-27 Nisan 1919 arasında Karlsruhe’deki Öğretmen Okulu’nda Türk öğrenciler için düzenlenen özel eğitim programına katılan, savaşın bitmesiyle oradaki Türk öğrencilerle yurda dönen Tonguç, İstanbul’a geldikten kısa bir süre sonra Eskişehir Öğretmen Okulu Resim-Elişi ve Beden Eğitimi Öğretmenliği’ne atanır. 1921 Haziran’ında Eskişehir’in Yunanlarca işgal edilmesi üzerine önce Ankara’ya oradan da yeniden Almanya’ya dönerek Kalsruhe Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda grafik, tahta işleri ve illüstrasyon eğitiminin yanı sıra Ettlingen Beden Eğitimi Enstitüsü’nde beden eğitimi derslerine devam eden Tonguç’un yaşamı önce Anadolu illerindeki (Konya, Ankara, Adana) liselerde, sonra Ankara Muallim Mektebi’nde öğretmenlikle biçimlenmeye başlar. 1926’da Maarif Vekaleti Levazım ve Alat-ı Dersiye Müzesi Müdürlüğü’ne getirilir. Tonguç, aynı yıl ilköğretim müfettişleri ve ilkokul öğretmenleri için Ankara’da “İş ilkesine dayalı öğrenim kursu” açar, böylece 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı yasayla kurulan Köy Enstitüleri ile sonuçlanacak zorlu eğitim savaşımının önce içinde, sonra başında bulur kendini.

Ancak Köy Enstitüleri’nden önce (aynı zamanda bacanağı olan Nafi Atuf Kansu’nun etkisiyle gerçekleştiği düşünülen) 1935’te getirildiği İlköğretim Genel Müdürlüğü sırasında, dönemin Kültür (Eğitim) Bakanı Saffet Arıkan’la temelini attıkları eğitmen kursları,  köy okullarındaki öğretmen yetersizliğine ilişkin bulduğu kısa süreli çözüm yolundaki başarılı uygulamalarıyla dikkat çeker.  1936’da Eskişehir-Mahmudiye’deki eğitmen kurslarının ardından 1937’de Köy Eğitmenleri Yasası çıktıktan sonra İzmir-Kızılçullu ve Eskişehir-Çifteler’de ilk köy öğretmen okulları, Tonguç’u amaçlarına bir adım daha yaklaştırır.

Ölümünün ardından kendisi için “Tonguç, zekâca taze, düşünüşçe yeniydi. Onun için daima devrimci kaldı” diyen Hasan-Âli Yücel’in 1938’de bakanlığa getirilmesiyle gerek anlayış gerekse uygulamadaki yol ve yöntemler yönünden daha uyumlu bir ortamın oluşması, Tonguç’un geceli gündüzlü, hummalı bir çalışmanın içine çeker. Makam odasında oturup bürokratik işlerle uğraşmak yerine çizmelerini giyerek köy köy, Enstitü Enstitü dolaşan, okul yöneticilerinin neden olduğu sorunlardan yatılı öğrencilerin yatakhanelerinde kum gibi kaynayan tahtakurularıyla baş etmek gibi sayısız güçlükle kavgaya girişen Tonguç, eğitimle “canlandırılacak köy” için, görevden alınıp Talim Terbiye Kurulu üyeliğine gönderildiği 25 Eylül 1946’ya dek coşkulu bir seferberliğin hem komutanı hem neferidir.

Hasan-Âli Yücel’den sonra Milli Eğitim Bakanı yapılan, Tonguç’un genel müdürlüğü sırasında bir gezideyken kendisine “Sen bunları (köylüleri) okutuyorsun ama sonra başımıza iş çıkarmasınlar”  diyen, bakan olur olmaz Enstitü müdürlerine “Köy öğretmenlerimiz daha bilgili ve millî duyguları daha sağlam yetiştirilmeli” diye mektup yazan Reşat Şemsettin Sirer… 19 Kasım 1951’de TBMM’de yapılan gizli oturumda “Bu Hakkı Tonguç bir müddet Talim Terbiye’de kaldıktan sonra Atatürk Lisesi’ne resim hocası yapılmıştır. Hakkı Tonguç, değil İlk Tedrisat Umum Müdürü, değil Talim Terbiye Heyeti azalığı, değil resim hocalığı, Türk çocuğunun karşısına çıkamayacak kadar bu memlekete hıyanet etmiş bir adam olması sıfatıyla onun oradan tutulup atılması şükür olsun, bize nasip olmuştur”  diyen Demokrat Parti’nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri gibi, eğitim tarihimizdeki başarı(!) hanelerinde başka hiçbir şeyleri bulunmayan Karşıdevrim militanlarının intikam naraları arasında 1954’te yılında kendi isteğiyle emekli olan, ancak yine de yaşamının kalan yıllarında Avrupa’daki eğitim sistemini incelemekle geçiren, 27 Mayıs Devrimi’nden sonra hazırlanan yeni Anayasa için eğitimle ilgili madde taslakları hazırlayan İsmail Hakkı Tonguç, 20 Haziran 1960’ta Ankara’da yaşamını yitirdi, Cebeci Gömütlüğü’ne defnedildi.

Yücel’le Tonguç’un görevlerinden uzaklaştırıldıkları 1946’da Köy Enstitülerinde 16.400 öğrenci vardır. Onların döneminde bu okullarda okuyup mezun olduktan sonra köylerde göreve başlayan, Enstitülerde aldıkları “iş içinde iş için eğitim” ilkesiyle, Yücel’in bakanlığı döneminde çevrilen 500’e yakın dünya klâsiğiyle kendi edebiyatımızın klâsiklerini okuyarak dünyaları aydınlanan köy çocuklarının gittikleri köyleri yerinde çağdaşlaştırma anlayışı, yerini Atlantik kampındaki konuşlanmaya bıraktı. 1950’den sonra “demokrasi” adına, kalkınma adına aynı yerleşim yerlerindeki nüfusu kentlere yığıp onları üretimden, ulusal kalkınma ülküsünden koparma süreci, bugün eğitimden ekonomiye, sağlıktan kültüre dek yaşadığımız tıkanıklığa, çöküşe gelip dayandı. 70 yıl öncesinden bugüne yaşanan dönüşümün tam adı, Karşıdevrimdir.

Dikkat edilirse, özellikle son çeyrek yüzyıldır Köy Enstitüleri daha çok konuşulur, tartışılır ve yazılır oldu. Bu okulların kurucularından Tonguç’la Yücel de türlü etkinlik ve yazılar, kitaplarla sıkça anılır oldu. Bu tür etkinliklere katılanlar, o dönemin eğitim ikliminden birçok fotoğrafta hep hareket halinde, kendi okul binalarını yapan, folklor gösterilerinde yer alan, kitaplıklarda okuyan, işliklerde dikiş diken, demir döven, bayramlarda kalabalıklar içinde şiirler okuyup konuşmalar yapan gürül gürül köy çocuklarını gördükçe; günümüzün eğitim ortamından akıllara takılan sınav esnasındaki yüzleri asılmış ortaokul-lise öğrencileriyle sıbyan mekteplerini hortlatma peşindeki gericiliğin tutsak almaya başladığı başları sarıklı minikler için hayıflanmamak elde değil elbette.

Öğretmenliği ve yöneticiliği süresince elişlerinden beden eğitimine, ruh sağlığından iş eğitimine dek çok sayıda kitap yazan Tonguç’un “Köyde Eğitim” ve “Canlandırılacak Köy” adlı çalışmaları, bugünün ve geleceğin eğitimbilimcileri, öğretmenleri ve yöneticileri için yol gösterici bilgilerle doludur. Onun kara cehaletten kurtarmaya çalıştığı milyonlarca köy çocuğunun yerini bugün kentlerde zorla imamhatiplere, amaçları belli vakıfların hafızlık kurslarına göndrilen yoksul çocukları aldı. Ancak…

Ancak, biraz sonra “demokrasi” konusunda o günden bugüne bütün tazeliğini koruyan bir görüşüyle noktalayacağımız Tonguç’un, Tonguçların zamanının yaklaştığını söylemek, eğitimde geldiğimiz yeri gördükçe abartı olmasa gerek. Belki öbür alanlarda o kadar belli değildir ama eğitimde yaşadığımız, tam anlamıyla bir çöküştür. Karşıdevrim iktidarlarının sonuncusu, bunu açık açık itiraf ediyor zaten. Halk, çocukları için dayatılan “dindar-kindar” programlara, projelere karşı güvensizliğini açıkça belirtip yönlendirmelere de alttan alta başkaldırısını gösteriyor. Örneğin, geçen öğretim yılında imamhatip kontenjanının yarısı boş kaldı!

Son olarak şöyle bir saptamayı da yapıp sözü Tonguç’a bırakalım: Yukarıda adı geçen Reşat Şemsettin’den bu yana bütün milli eğitim bakanlarını, genel müdürleri bir araya getirip terazinin bir kefesine koysak, bir Tonguç ağırlığına ulaşabilirler mi, ne dersiniz?

“Yok, demokrasi bu değil. İki çeşidi var demokrasinin: Biri zor olanı, gerçek olanı, öbürü de kolay olanı. Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi. Köklü değişiklikler ister. Başka türlü kendisini yönetemez halk. Çeviremez makinayı. Bu, zor demokrasidir. Ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur, kolaydır. Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha.” (Mehmet Başaran, Tonguç Yolu, Varlık Yay., 1974)

Tonguç’un, Tonguçların o günden bugüne neden daha çok yaşadıklarının ya da başımıza gelenlerin gizi, O’nun bu uzağı gören sözlerinde yatmıyor mu?

 

Ankara, 2 Temmuz 2018

 

Top