TIBBİYELİ OLMAK

TIBBİYELİ OLMAK

Osmanlı Ordusu’nun hekim ihtiyaçlarını karşılamak üzere Askeri Tıbbiye II. Mahmut döneminde 14 Mart 1827’de “Tıbhane-i Amire” adıyla kurulmuş, bunun yanında, bir de cerrah yetiştirmek üzere “Cerrahhane” okulu açılmıştır. Bu iki okul 1836’da “Mekteb-i Tıbbiye” adıyla birleştirilmiştir. Tıbbiye ve Tıbbiyeli kavramları bu birleşmeden sonra kullanıma girmiştir.1  

Kuruluşundan başlayarak Tıbbiyeliler Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’ya, bilime ve teknolojiye dönen yüzü olmuştur. Tıbbiye’de, yetişen genç kuşaklar, kuruluştan başlayarak, devletin işleyişi ve ülke sorunlarıyla yakından ilgilenmeye ve bu sorunlara karşı çözümler üretmeye başlamıştır.  Özgürlük, adalet, eşitlik kavramlarını bilen Tıbbiyeliler tek kişinin yönettiği baskı rejiminin dayanılmaz boyuta ulaştığı ülkelerinin durumunun iyiye gitmediğini görünce, üretilen çözüm önerilerini zaman içinde eylem durumuna geçirmişlerdir. Eğitim kurumları içinde gençlik örgütlenmeleri de güç kazanmış ve Abdülhamit’in baskıcı yönetimine ilk başkaldırı Askeri Tıp Okulu’nda başlamıştır.   Baskıcı yönetimine son vermeyi ve Meşruti yönetimle Kanuni Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymayı amaçlayan Tıbbiyeli gençler İttihat (Birlik) ve Terakki (İlerleme) Cemiyeti’ni kurarak (1889) Meşrutiyet rejiminin doğuşunu sağlamışlardır. 2

27 Mayıs Devrimi’nde olduğu gibi 1908 Meşrutiyet Devrimi’nde de anayasa ve hürriyet arayışı vardır. Sarayın aleyhine çalışan, özgürlük, bağımsızlık düşünceleri taşıyan ve eylemler yapan Tıbbiyelileri sevmeyen ve yakınında istemeyen Abdülhamit bazı Tıbbiyelileri tutuklatmış ve sürgüne göndermiştir. Kalan Tıbbiyeliler de, Haydarpaşa Yıldız Sarayı’na uzak ama Selimiye Kışlası’nın süngüsüne yakın olduğundan, Haydarpaşa’ya sürülmüştür. Abdülhamit’in bu davranışları Tıbbiyelileri sindirememiştir. Cisminin sindiremediği Tıbbiyelileri isminin sindirebileceğini düşünenler bugün Haydarpaşa Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin adını, nafile bir çabayla, “Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi” olarak değiştirmişler ancak, adı ne olursa olsun orada çalışan Tıbbiyelilerin Mustafa Kemal’in askerleri olduğunu dikkate almamışlardır.

Tıbbiyeliler eylemlerine hiç ara vermemişler ve İstanbul’un resmen işgal edildiği günde Haydarpaşa Tıp Okulu’nun iki kulesi arasına büyük bir Türk bayrağı asarak bu vatanın bizim olduğunu ve vatan için mücadele edeceklerini düşmanın yüzüne haykırmışlardır.3 İngilizler okullarını işgal edince de direniş göstermişler ve bu direnişlerini Kurtuluş Savaşı boyunca sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet’in Tıbbiyelileri de aynı ruhu taşıdıklarını “Gezi Direnişi” sırasında, bütün engellemelere karşın, canla başla çalışarak ortaya koymuşlardır. Tıbbiyenin işgal edilmesinden 40 gün sonra kuruluş günü olan 14 Mart’ı Tıp Bayramı olarak ilân etmişler ve büyük bir miting düzenlemişlerdir.3 Darülfünun (üniversite) konferans salonunda 14 Mart Tıp Bayramı 1919’da Tıbbiyelilerin çabalarıyla kutlanmış ve bu kutlama aynı zamanda direnişin, özgürlüğün, ulusçuluğun, gericiliğe karşı oluşun ve bağımsızlığın simgesi olmuştur.

Türk Devriminin her taşında Tıbbiyelilerin emeği, kanı ve ruhu vardır. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, Kafkas Cephesi ve Kurtuluş Savaşı’nda görev alıp cepheden cepheye koşmuşlardır. Balkan savaşında baş gösteren kolera salgınında Gülhane’nin bütün asistanları cepheye gönderilmiş ve Askeri Tıbbiye 1. ve 2. sınıf öğrencileri de sıhhiye onbaşısı, diğer sınıflar ise sıhhiye çavuşu olarak görev yapmıştır. Bazıları kolera nedeniyle kaybedilmiştir.

Birinci Dünya savaşı başladığında, seferberlik ilan edilmiş ve Tıbbiyeli öğrencilerin hemen hepsi silâh altına alınmıştır. Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış Savaşı sırasında ortaya çıkan tifüs salgınında İstanbul Tıp Fakültesi’ni yeni bitiren doktorlar Erzurum’a gönderilmiş, bu doktorların hemen hepsi tifüse yakalanmış ve her gün bir doktor tifüs nedeniyle kaybedilmiştir. İstanbul’dan yeni doktorların getirilmesi ve hastalık geçirenlerin de İstanbul’a gönderilmesi söz konusu olduğunda, tifüsten kurtulan doktorlar, bitkin olmalarına karşın, buna karşı çıkmışlar ”Ülkenin büyük özverilerle yetiştirdiği doktorları ölümün kucağına atmak doğru değildir. Bizler zaten tifüs geçirdik burada kalmaya razıyız “ diyerek Tıbbiyelinin ne kadar korkusuz ve yüce gönüllü olduğunu göstermişlerdir.4 Çanakkale Savaşı’na katılan Tıbbiyeliler de yorulmadan pek çok ameliyat gerçekleştirip yaşam kurtarmışlardır. İstanbul’dan Çanakkale’ye gelen Tıbbiye 1. sınıf öğrencilerinin hepsi bir gecede şehit olmuştur. Çanakkale’yi geçilmez kılan işte bu ruhtur.

Kurtuluş mücadelesi sırasında Tıbbiyeliler mesleklerini yaparken “Kuvva-i Milliye”  ve “Müdafaa-i Hukuk” teşkilatlarında da çalışmışlar ve daima Mustafa Kemal’in yanında yer almışlardır. İşgale karşı kurulan örgütlere katılıp çalışmalar yürütmüş, Anadolu’ya silah ve cephane geçişini sağlamışlardır. İstanbul’daki mitinglerde de öncü rol oynamışlardır. İstanbul işgal edilince direniş örgütlemesi olası bazı Tıbbiyeliler de Malta’ya sürgün edilmiştir. İzmir’in işgalinde Yunan’ın gözlerinin içine bakıp “kato Venizelos” (kahrolsun Venizelos) diyerek süngülenip şehit edilenlerden biri de Tıbbiyelidir (Dri Şükrü Bey). 3 Mustafa Kemal’i Samsun’a götüren Bandırma vapurunda da ülkenin kaderini değiştirecek üç Tıbbiyeli vardır. Bunlardan biri Dr. Refik Saydam’dır. Sivas Kongresi sırasında, 9 Eylül 1919 gecesi, İstanbul’dan bin bir zorlukla Sivas’a gelen ve mandayı şiddetle reddederek “ya istiklâl ya ölüm” diye haykırabilen bilge insan da askeri Tıbbiyeli 3. sınıf öğrencisi Hikmet’tir (Boran).

Tıbbiyelilerin devrimci ve öncü ruhları kuruluşta da devem etmiştir. Savaşta Mustafa Kemal’in yanında oldukları gibi barışta da yanındadırlar. Milli mücadele utkuyla sonuçlandıktan sonra da çağdaş bir ülke kurulması için yapılacak çok iş vardır.  Sadece meslekleri açısından değil öz ve ortak bir ana saydıkları vatanları için de verilen mücadelede çok emekleri geçmiştir. Savaşta hem asker hem hekim olan kahraman Tıbbiyeliler çağdaş ülkenin kuruluşuna da canla başla destek olmuşlardır. Cumhuriyet’in ikinci Sağlık Bakanı olan Dr. Refik Saydam sağlık hizmetlerinin temelini atmış ve sağlıkta bir devrim gerçekleştirmiştir. Salgın hastalıkların kol gezdiği (sıtma, verem, trahom vb.) yoksul ülkede yine Tıbbiyelilerin çabasıyla bu hastalıkların kökü kazınmıştır. Cumhuriyet döneminin idealist (ülkücü) Tıbbiyelisi Dr. Reşit Galip üniversite reformunu gerçekleştirmiş, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Halkevleri örgütünün kurulmasında önemli rol oynamıştır. Dr. Tevfik Rüştü Aras Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış ve Mustafa Kemal’in “memlekete yabancı eli sokmayız” diyerek tam bağımsızlığı vurguladığı şekilde görevini uzun yıllar sürdürmüştür. Ülkemizin kurtuluşunda ve Cumhuriyet’in kuruluşunda emeği geçen Tıbbiyelilerin adları, çalışmaları, özverileri bu yazının sayfalarına sığmaz doğal olarak.

Bize bırakılan Cumhuriyet bir yeniden doğuştur, varlığımızın simgesidir. Bu doğuşun her evresinde tıbbiyelinin de yeri ve izi vardır.  Tıbbiyeli sözcüğü Türk Devrim Tarihi’nde yer almış bir terimdir ve tıp öğrencisi olmanın dışında özgün bir anlam taşımaktadır.5 Tıbbiyeli olmak bir bilinç ve bir terbiyedir. Tıbbiyeli olmak, Çanakkale’ye, ülkesi için bir sınıfın tamamının gönüllü olarak bir gecede şehit olmaya gittiği bir ruhtur. Cehalete, karanlığa, geriliğe, yoksulluğa, ezilmişliğe, bölücülüğe ve tabii ki gericiliğe karşı bir direniştir, savaşımdır, bağımsızlık ruhunu taşımadır.5 Bu sayılan özelliklerin hepsi Atatürk’ün düşünce ve davranışlarını yansıtmaktadır. Atatürk’ün yolundan gitmek aydın olmak demektir, onurdur, mutluluktur ve geleceğimizin garantisidir. Hiç unutmayalım ki Atatürk bizim her şeyimizdir. Ülkemizi ve varlığımızı borçlu olduğumuz kişidir.  Bu nedenle Tıbbiyeliler Atatürkçü, devrimci, ilerici, çağcıl, özgürlükçü, bilimci ve vatansever olmak zorundadırlar.

Bir Tıbbiyeli, iyi doktor ve bilim adamı olmakla yetinemez. Her Tıbbiyeli yaşamı boyunca, Atatürk’ü yüreğine ve beynine kazıyıp, onun yüceliğini ve ilkelerini gelecek kuşaklara taşımayı görev bilip, ona emanet edilen laik Cumhuriyet’imizi yani geleceğimizi aydınlık yapmakla yükümlüdür.  Bu değerleri taşımayan biri Tıbbiyeli olamaz ancak tıp fakültesi öğrencisi ve tıp fakültesi mezunu olabilir. Bugün bu ruhu taşıyanlar yanında Tıbbiyeli olmanın ne demek olduğunu bilmeyenler de vardır. Tıbbiyeli ruhu taşıyan gençliği bugün de görebilmek için Tıbbiyeli öğretim üyelerine büyük görev düşmektedir. Hepimizin, tıp öğrencisinden profesörüne, teğmeninden generaline yeniden Tıbbiyeli olduğumuz günleri göreceğimize inanmak istiyorum.

Direnişin, bağımsızlığın, ulusçuluğun, gericiliğe karşı oluşun ve özgürlüğün simgesi olan 14 Mart Tıp Bayramımız kutlu olsun. Tüm zamanların Tıbbiyelilerine sevgiyle, saygıyla, minnetle…

 

Prof. Dr. Esmeray Acartürk

ADD Bilim Danışma Kurulu Üyesi

Kaynaklar

1.  Hatiboğlu T. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Toplumsal İlerlemenin ve Türkçe Eğitimin Öncüsü Tıbbiye. Hatiboğlu Yayınları. 2. basım, Ankara 2011.

2.  Yücel Aktar, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Gençlik”. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 2.

3. Özata M. Atatürk ve Tıbbiyeliler. Umay Yayınları. 1. basım. İzmir, 2007.

4. Müderrisoğlu A. Sarıkamış Dramı. Kastaş Yayınevi, Zafer Matbaası. İkinci basım. İstanbul 2004.

5. Hatiboğlu T. Jöntürklerden Sontürklere Tıbbiyeli. Otopsi Yayınları. İstanbul 2002.

 

 

Top