Şubelerden Haberler Listesi

Değerli Bilimadamı Oktay Sinanoğlu'nu Toprağa Verdik

Tedavi gördüğü ABD’de vefat eden Tirkiye’nin Einstein’ı olarak bilinen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Üsküdar Şakirin Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı

Geçtiğimiz günlerde ABD’de vefat eden Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu için önce Caddebostan Kültür Merkezi’nde tören düzenlendi. Ardından Sinanoğlu’nun, Üsküdar Şakirin Camii’nde öğle vakti cenaze namazı kılındı. Cenaze törenine; MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan, Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar, Sinanoğlu’nun ailesinin yanı sıra dostları ve sevenleri katıldı. Namazın ardından omuzlarda taşınan Sinanoğlu’nun naaşı, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Oktay Sinanoğlu’ndan çok şey öğrendiklerini belirten MHP’li Celal Adan, “Hocamız Türkçe sevdalısı, Türk sevdalısı bir bilimadamıydı. Milletimizin başı sağolsun. Ondan çok şey öğrendik. Çocuklarımız çok şey öğrenecekler. Allah rahmet eylesin.” dedi.

Yeterince Anlaşılmadı

Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp ise, “Çok üzgünüz. Sinan hocamla dosttuk. Akademik dünyada dosttuk. İkimizde aşağı yukarı benzer çizgileri paylaştık. Yeterince anlaşılmadığını düşünüyorum.

Erken kaybı Türkiye için büyü bir kayıp olmuştur. Hepimizin başı sağolsun.” İfadelerini kullandı. Sinanoğlu’nun eşi Dilek Sinanoğlu da, “Son anına kadar bilimle uğraştı, çok çalıştı. Sürekli bilimsel çalışmalarını devam etti. İyiydi kendine dikkat ediyordu ama bazı şeyler böyle oldu. Ömrü bu kadarmış. Hakka kavuştu.” şeklinde konuştu.

Neye İkna Ederseniz Gerçek Odur

Bugün “Ermeni Soykırımı Yaptı” diye Türkiye’ye dayatan ülkeler dün, Ermeni halkını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtan, örgütleyen ve kullanan ülkelerdir.

Bugün “Ermeni Soykırımı Vardır” diyen ülkeler dün, Osmanlı Devleti’ni yok etmek için harekete geçen ülkelerdir.

Bugün Türkiye’ye “soykırım” dayatmasında bulunan ülkeler dün de Osmanlı Devleti’ne ’Boğaziçi’ndeki hasta adam’diyen ülkelerdir.

Bugün Türklere Ermenilere insanlık dışı muamele yaptığını söyleyen ülkeler dün, Türkleri Anadolu’dan sökerek Orta Asya’ya sürmek isteyen ülkelerdir.

Bugün Türkiye’ye karşı bir “Ermeni Sorununu”  dayatan ülkeler dün de Osmanlı Devleti’ne “Şark Sorununu”  dayatan ülkelerdir.

Bırakın bir milleti ya da bölgeyi, bütün dünyayı iliklerine kadar sömüren, köleleştiren ve ezen bu ülkeler, Türkiye’yi Ermenilere karşı“soykırım” yapmakla suçluyorlar.

Türkiye’ye “Ermeni Soykırımını dayatanlar: Faşizm, Nazizim, Komünizm gibi ideolojileri; Hitler, Mussoloni, Salazar, Franco, Stalin gibi insanlık dostu olmayan liderleri; Öjenizm, Mengelecilik, Gobineauculuk ve Goebbelscilik gibi bilimsel çalışma alanlarını; şeytanın bile aklına gelmeyecek Auschwitz türü toplama kamplarını icat edenlerdir.

Türkiye’yi insanlık suçu işlemekle itham eden ülkeler, dünyayı sömürgeleştirmek amacıyla iki büyük dünya savaşınıçıkaran ülkelerdir. Dünyayı sömürü uğruna ateşe ve kana boyayanlar, Türkiye’ye insanlık dersi vermeye çalışıyor.

İşin ilginç yanı da aradan onlarca yıl geçmesine rağmen Türkiye’ye karşı insanlıktan bahsedenler bugün hâlâ insanlıktan nasibini almışülkeler değildir.

Emperyalist sömürgenler Boğaziçi’ndeki hasta adamın ölümünü bekliyorlardı, ölmedi. Bunun üzerine İstanbul’u işgal ettiler, olmadı. Ardından Anadolu’yu kendileri dışarıdan dört bir yandan istilaya ve içeriden Ermenileri ayağa kaldırdılar başaramadılar. Sonuçta emperyal işgal ve iştah, Anadolu’da hüsranla sona erdi. ” Hasta “ denilen adam küllerinden doğdu ve Türkiye oldu.

Dahası Azerbaycan’daki Ermeni işgali gerçeklik olarak orta yerde dururken; iki milyona yakın Azerbaycan Türk’ü topraklarından göç ettirilmişken; Hocalı’daki’106’sı kadın, 83’üçocuk’613 Azerbaycan Türk’ünün soykırım sonucu yok edilmesi görüntülü, kayıtlı ve kanıtlı güncel bir gerçeklik olarak insanlık vicdanına emanet edilmişken; Türkiye’nin kırkın üzerindeki diplomatına yönelik yok etme cinayetleri mevcutken, yüz yıl önceki Ermeni soykırımından bahsetmek, en hafif tabirle yüzsüzlük ve pişkinliktir.

Diğer yandan 1915’te meydana gelen tehcir olayını soykırım olarak kabul etmek için emperyalist ülkelerin yüz yıl niçin beklediğini de onlara sormak gerekir! Bu durum samimiyetsizlik ve iki yüzlülük değilse nedir?

Papa’ların Türk Milletine karşı düzenlediği ” Haçlı Seferleri “, dönemin devlet adamlarının ” Hasta Adam “ tanımlamaları, Batılı strateji yapıcılarının icat ettiği ”Şark Sorunu “ günümüz küresel gücün ideologlarının Medeniyetler ArasıÇatışma teorileri ve kılıf değiştirerek soykırım kavramına evrilmiş durumdadır.

1915’te dönemin Türk devlet adamlarının Ermenilere yönelik olarak gerçekleştirmiş oldukları” tehcir “ olayı soykırım sayılabilir mi? Cevabı açık ve kesindir; hayır sayılamaz. Zira soykırım kavramıİkinci Dünya Savaşı sonrası tanımlanmış ve tarif edilmiştir. Soykırımın unsurları, amacı, kapsamı ve sınırları kavramın içeriğinde vardır. Dahası herhangi bir soykırımdan bahsetmek için her şeyden önce herhangi bir mahkemenin kararı gereklidir. Nitekim BM Genel Sekreter Sözcüsü, BM’nin 1915 olaylarını” soykırım  “ olarak adlandırması için bir yasal mercinin bu tanımlamayı kabul eden hukuki karar vermesi gerektiğini söylemiştir!

Soykırım iddialarına yönelik olarak 1915 sonrası Malta’da İngilizler mahkeme kurmuş ve yargılama yapmışlardır. Sonuç herkes tarafından biliniyor.

Soykırım iddialarıyla ilgili olarak gerçekler ne olursa olsun, olgu ne derse desin, asıl olan yargıdır. Zira insanları neye ikna edersen, gerçek de odur! Bunu da Ermeniler çok iyi başarıyorlar!

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi / Özcan YENİÇERİ

 

Sayıştay Raporunda Çevre Bakanlığı'nda 144 Milyon Açık Bulundu

Erdoğan Bayraktar’ın bakanlığı dönemini kapsayan 2013 yılına ilişkin Sayıştay Denetim Raporu’nda skandal bir detay ortaya çıktı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, Erdoğan Bayraktar’ın bakanlığı dönemini kapsayan 2013 yılına ilişkin Sayıştay Denetim Raporu’nda skandal bir detay ortaya çıktı. Sayıştay, AB fonlarından elde edilen paranın kayıtlara geçirilmediğini belirledi. Bakanlığın kayıtlara geçirmediği paranın miktarı da 144 milyon 500 bin Euro olarak açıklandı.

Bütün AB fonlarının ‘kamu kaynağı’ olduğunu belirten Sayıştay, bunun gibi bütün malî işlemlerin muhasebeleştirilmesi ve her muhasebe kaydının belgeye dayanmasının şart olduğunu bildirdi. Buna rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na  “Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA)” adıyla tahsis edilen AB fonlarına ait paraların kayıtlara geçirilmediğini vurgulayan Sayıştay, şunları dile getirdi:

“Çevre Operasyonel Programı kapsamında 31.12.2013 tarihi itibariyle 144 milyon 500 bin 437,66 Avro tutarında fon kullanımı olmuştur. Merkez Bankası nezdinde oluşturulan fona 122 milyon 843 bin 285,42 Avro Avrupa Birliği katkısı, 21 milyon 657 bin 152,25 Avro ise Bakanlık ve son yararlanıcı olan Belediyenin protokollerle belirlenen yüzdeleri oranında katıldıkları Ulusal katkı olmuştur. Bahis konusu bu fonlar, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu başta olmak üzere diğer ilgili mevzuat hükümleri gereğince kamu kaynağı olarak değerlendirilmemekte, raporlanmamakta ve bunun neticesinde yapılan yatırım ve edinilen mallar ilgili varlık hesaplarında takip edilmemektedir.”

BİLGİSAYAR DA KAYITTA DEĞİL: Sayıştay, AB Yatırımları Daire Başkanlığı tarafından 9 Ekim 2013 tarihinde IPA fonları kapsamında alımı yapılan toplam 114 bin 882,00 Euro tutarındaki, başta masaüstü, diz üstü ve tablet bilgisayar olmak üzere, çeşitli demirbaşların taşınır kayıtlarının yapılmadığını da belirledi.

Bakanlık ise savunmasında, bu konuda Hazine, Sayıştay ve Maliye Bakanlığı’nın ortaklaşa bir çalışma başlattığını belirterek, “Bulgulardaki hususlarla ilgili düzeltmeler Hazine Müsteşarlığı’nda yapılan çalışma neticesinde tamamlanacaktır” dedi.

Sayıştay, Bakanlığa bağlı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nce ihale edilen bazı yapım işlerinde, sözleşmeye göre iş bitim tarihi geçmesine rağmen iş artışlarının yapıldığını belirledi. “Yapım İşleri Genel Şartnamesi”ne göre sözleşme konusu işlerin, idare tarafından yükleniciye verilen veya yüklenici tarafından hazırlanıp idarece onaylanan uygulama projelerine uygun olarak yapılmasının esas olduğuna vurgu yapan Sayıştay,  “Oysa İdare, proje değişikliklerini, değişiklik yapılmaksızın işin tamamlanmasının fiilen imkansız olması şartını aramadan yüzde 10 iş artışı kapsamında yapmaktadır” dedi. Bakanlık ise bu konuda topu valilere attı ve “Valileri uyardık” diye savunma yaptı.

Kaynak Sözcü Gazetesi

HDP'ye Oy Vermeyen Göçe Zorlanıyor

PKK, ‘AKP ile kendilerine yönelik operasyon yapılmaması konusunda anlaştıkları’ propogandasını yapıyor. TSK’ya operasyon izni verilmeyen bölgede HDP’ye oy vermeyecek olanlar göçe zorlanıyor

Doğu ve Güneydoğu’da  faaliyetlerini şehirlere doğru kaydıran PKK’lıların silahlarıyla birlikte yerleşim birimlerine gelerek toplantılar yapmaya başladığı öğrenildi. PKK’lıların yaptıkları toplantılarda AKP ile yürüttükleri “açılım” anlaşması ile ilgili bilgi verdikleri  bildiriliyor.
“Biz AKP ile anlaşma yaptık. TSK bize karşı operasyon yapmayacak. Bir olay olduğunda sadece rapor tutacaklar. Bunun dışında hiçbir harekette bulunmayacaklar. AKP bize bu konuda güvence verdi. Bu anlaşmanın dışına çıkılırsa biz de gerekeni yaparız” diyen PKK’lıların, bu konuda  şimdiye kadar çok önemli bir sorun çıkmadığını ifade ettikleri belirtiliyor.
‘AÇILIM’IN AYRINTILARINI PKK’DAN ÖĞRENİYORUZ’
Konuyla ilgili olarak Aydınlık’a açıklama yapan güvenlik yetkilileri de PKK’lıların yaptıkları propagandayı doğruladı. Bölgede yaşanan olayların giderek içinden çıkılmaz bir hale dönüştüğünü, PKK’nın aldığı her tavizden sonra yeni taleplerle geldiğini kaydeden güvenlik yetkilileri, “Güvenlik birimlerinin operasyon yapması valiler üzerinden engelleniyor. Operasyon taleplerimiz reddediliyor. Şimdilerde taleplerimize yanıt bile verilmiyor. Ağrı-Diyadin olayları sonrasında neredeyse  terörle mücadeleye yasak geldi. PKK’lılar meydanı boş buldu, istedikleri gibi hareket ediyor. Bu arada hükümetle PKK arasında varılan açılım anlaşmasının ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Açılımın ayrıntılarını PKK’lılardan öğreniyoruz” diye konuştu.
PKK’lıların faaliyetleriyle ilgili olarak yaptıkları istihbari çalışmaları raporlaştırdıklarını ve ilgili birimlere ilettiklerini vurgulayan yetkililer, TSK’nın terörle mücadeleye hazır olduğunu, ancak ellerinin kollarının bağlandığını bildirdi.
OY TEHDİDİ
Bu arada PKK’lıların köylerde muhtarları tehdit etmeye başladıkları öğrenildi. Konuyla ilgili olarak Aydınlık’a bilgi veren bir Hakkarili şunları söyledi:
“HDP’li adaylar köy çalışmasına vakit ayırmıyor. PKK’lılar köylere gidip muhtarları tehdit ediyor. ‘Köydeki seçmen sayısı şu. Senden HDP’ye  şu kadar oy istiyoruz. Eksik çıkarsa sorumlusu sen olursun’ diyorlar.  Bu tehditler giderek sertleşiyor. 7 Haziran’da bölgede seçim güvenliği diye bir şey yok.”
PKK’YA KARŞI ÇIKANLAR GÖÇE ZORLANIYOR
Bu arada, son günlerde PKK’nın bölge halkına yönelik baskılarını artırdığı öğrenildi. Hakkari, Şırnak, Van, Diyarbakır gibi illerde, işadamlarından ve çeşitli kişilerden para istendiği  belirlendi. Bu konuda Aydınlık’a bilgi veren vatandaşlar şunları söylediler: “PKK kendilerine göre herkes için birtakım rakamlar belirlemiş. Bir nevi vergi… Belirledikleri rakamları elemanları aracılığıyla ilgilisine tebliğ ediyorlar. Bir süre verip istenen paranın getirilmesini bekliyorlar. İtirazda bulunanlar tehdit ediliyor. Özellikle son günlerde seçim bahanesiyle baskılar artırılmış durumda… HDP’ye karşı çıkanlar da göçe zorlanıyor. Birçok aile göçtü. Birçoğu da göç için hazırlık yapıyor. Devlet  her şeyi biliyor. Ama seyrediyor.”
PKK’nın bir başka baskı yöntemi de HDP’ye oy vermeyeceklerinden emin olunan vatandaşlara yönelik tepki.
‘SANDIKTAN UZAK DURUN‘ 
Şehir merkezlerinde de HDP’ye oy vermeyeceğine inanılan seçmenler üzerinde yoğunlaşmış durumdalar… Bölgede bu durumda olan vatandaşların listeleri çıkarılıyor. PKK’ya yakın kaynaklar, bu kişilerin seçimlerde oy kullanılmasının önleneceğini ifade ediyor. “Sandıklardan uzak durun, oy kullanmayın”  tehdidinin öne çıkacağını bildiriyorlar.
Kaynak Aydınlık Gazetesi

Emekli Diplomatlar ve Şehit Aileleri Yürüyecek

fddsfdsf
100 yıllık ‘soykırım planı’nı gerçekleştirmek için PKK terör örgütü gibi caniliğe başvuran ASALA, 1973 ile 1985 yılları arasında 41 diplomatımızı şehit etti. Ermeni terör örgütü özellikle Fransa ve ABD’den büyük himaye gördü.

DIŞİŞLERİ Bakanlığının emekli mensupları ve şehit aileleri, Ermeni terörü nedeniyle şehit edilen diplomatları anmak ve 1915 olaylarına ilişkin temel gerçekleri kamuoyunun dikkatine getirebilmek amacıyla bugün Ankara’da yürüyüş düzenleyecek. Yürüyüş nedeniyle yayımlanan bildirgede, Ermeni terör örgütlerinin 1973 ile 1985 yılları arasında 40’ın üzerinde diplomat ve devlet görevlisi ile aile bireylerini acımasızca katlettiği hatırlatıldı.  Bildirgede, Ermeni eylemlerinin nedenleri ve amaçları şöyle sıralandı: “Osmanlı idarecilerinin 1915 yılında savaş koşulları altında başvurmak zorunda kaldıkları tehcir uygulamasının bir soykırım olmadığına dair yeni bulgular ortaya çıkmıştır. Bunların ışığında Ermenilerin esasen inandırıcılıktan yoksun karşı iddialarının dünya kamuoyunda giderek etkisini yitirmesi olasılığı belirmiştir. Gerçekler çarpıtılarak ülkemizin parçalanmasını hedefleyen ve Ermeni halkını emperyalist emellere alet eden ’Ermeni meselesinin’yeniden gündeme getirilmesine destek sağlamak için, siyasal çıkarlar ve insani duyguların istismarı dahil, her yol denenmektedir. özellikle, Batılı devletlerin ve toplumların Türkiye aleyhine kışkırtılmasına; söz ve düşünce özgürlüğünün kısıtlanarak tarihin, belgeler yerine siyasi çıkarlarla yeniden yazdırılmasına çalışılmakta ve acımasızca teröre de başvurulmaktadır.” Bu amaçların bizzat bazı Ermeni yazarlar tarafından da kabul edildiği ve “canilerin” beyanlarıyla da doğrulandığı kaydedilen bildirgede, 1973 yılında Los Angeles’te diplomat Mehmet Baydar’ı ve Bahadır Demir’i alçakça tuzağa düşürerek katleden Yanikian’ın “Ben bu eylemimle bir emsal yaratacağım” şeklindeki sözlerinin, bu gerçeğin ilk somut örneği olduğu ifade edildi. Bildirgede şu ifadelere yer verildi:  “Şehitlerimizi unutmadık, şehadetlerinin nedenlerini halkımıza anlatmak ve tarihe not düşmek de boynumuzun borcudur.  Bu amaçla 25 Nisan 2015 Cumartesi günü saat 14.00’te Ankara’da bir yürüyüş düzenlemekteyiz.”

Kaynak Yeniçağ Gazetesi

AKP-APO-HDP-PKK Elele

İzleme Kurulu Onay Aldı

Türkiye’de, ihanet süreci kapsamında “izleme heyeti”nin oluşturulması konusunda anlaşma sağlndığı ve burada yer alacak isimler belli oldu. Irak’ın kuzeyinden yayın yapan peşmerge reisi Mesud Barzani’ye yakınlığı ile bilinen Rudaw ‘ın haberine göre, HDP, teröristbaşı Abdullah Öcalan ve AKP Hükümeti arasında izleme kurulu konusunda mutabakata varıldı. Konunun kamuoyuna açıklanması tarihi konusunda ise henüz bir anlaşma sağlanamadığı belirtildi. Habere göre, HDP, Kandil ve Öcalan izleme heyetinin bir an önce kurulup, açıklanmasını isterken, hükümet ise zamanlama konusuna seçim kaygısı nedeniyle bunu şimdilik anlamaya yanaşmıyor. Habere göre, hükümet, HDP ve Öcalan’ın mutabık kaldığı isimler şöyle: “Artist Kadir İnanır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim üyesi Deniz Ülke Arıboğan, gazeteci-yazar Avni Özgürel, yazar Ali Bayramoğlu, yazar Ahmet Taşgetiren, yazar Nazan Üstündağ, sosyolog Fuat Keyman ve İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan.” Rudaw’a göre izleme heyeti, tarafların faaliyetlerini takip etme hükümet ve İmralı arasında gözlemci statüsünde olacak. Heyet Öcalan, Kandil, hükümet ve ilgili kurumlarla görüşebilecek. Bilindiği gibi “izleme heyeti”ni teröristbaşı Öcalan talep etmişti. AKP de buna olur vermiş ancak sayı konusunda bir uzlaşmanın olmadığı belirtilmişti.

24 Nisan 2015 Basın Açıklaması "Sözde Ermeni Soykırımı ve Gerçekler"

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) olarak saat 14.00’da Genel Başkanımız Tansel Çölaşan, Genel Sekreterimiz Öner Tanık, Genel Yönetim Kurulu üyemiz Reşat Demirci, Genel Denetleme Kurulu üyemiz Ali Selvi, Ankara şube yöneticilerimiz, üyelerimiz, gençlik kollarımız ve halkımızın katılımı ile Ulus Meydanı’nda “Sözde Ermeni Soykırımı” hakkında basın açıklaması yaptık.
Açıklamayı derneğimiz adına Genel Sekreterimiz Öner Tanık yaptı.
ADD olarak hazırladığımız “Sözde Ermeni Soykırımı ve Gerçekler” konulu broşürü Genel Başkanımız Tansel Çölaşan’ında katılımıyla halka dağıttık.
TESUD, MÜZED, Vardiya Bizde ve Eğitim-İş temsilcileri de eyleme destek verdi.

DSC_0032

DSC_0031

DSC_0044

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İndir

AYM, “Örtülü ödeneği” esastan görüşecek!

AYM, Tayyip Erdoğan’ın örtülü ödeneğini ve iç güvenlik yasasını esastan görüşme kararı aldı

Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’a örtülü ödenek verilmesini öngören yasanın iptali istemiyle CHP’nin açtığı davanın esastan görüşülmesine karar verdi. AYM, ayrıca Meclis’te uzun tartışmalara, kavgalara neden olan iç güvenlik yasasını da esastan ele alacak.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhurbaşkanlığı’na da örtülüödenek verilmesini öngören düzenlemenin iptali istemiyle CHP tarafından açılan iki ayrı davanın ilk incelemesini yaptı ve davanın esastan görüşülmesine karar verdi. İlk incelemesi yapılan davaya yönelik esastan iptal kararıyla Cumhurbaşkanı’naörtülüödenek kullanma yetkisi de AYM’den dönecek. Başvuru reddedilirse Cumhurbaşkanı’nınörtülüödenek kullanma yetkisi AYM’ce onaylanmış olacak ve devam edecek.  CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, kamuoyunda ’Torba Kanun’olarak bilinen yasanın bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.  Hamzaçebi, “Torba Yasa’nınörtülüödenek düzenlemesi hakkında yürütmenin durdurulması talebiyle biraz önce Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açtık. Cumhurbaşkanına örtülüödenek kullanma konusunda yetki veren düzenleme son derece önemli bir düzenlemedir. Bunun bütün toplum tarafından iyi değerlendirilmesi gerekir. Bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanının örtülüödenek kullanma yetkisi olmamıştır. Atatürk’ten bu yana Sayın Abdullah Gül de dahil olmak üzere hiçbir cumhurbaşkanına örtülüödenek kullanma yetkisi verilmemiştir. Buna anayasal sistemimiz izin vermemektedir. Ayrıca bugüne kadarki cumhurbaşkanları da böyle bir ihtiyaç duymamışlardır. Bugünkü Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan farklı davransa da, parlamenter sistem bekleme odasına alınmıştır dese de bizim anayasamız, cumhurbaşkanını tarafsız olarak konumlandırmıştır. Yine anayasamıza göre cumhurbaşkanımız sorumsuzluğu vardır” diye konuşmuştu. Hamzaçebi, “Hükümet politikasına göre hiçbir görevi olmayan cumhurbaşkanına örtülüödenek kullanma yetkisi verilmesi doğrudan doğruya anayasaya aykırıdır” demişti.

Cinsel istismar kararı

Bu arada, AYM, Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndençocukların cinsel istismarını düzenleyen TCK’nın 103. maddesinin iptali için yapılan başvurunun da ilk incelemesini yaptı ve eksiklik görmeyerek, kabul etti. AYM, bu kritik başvuruyu da esastan görüşmeye karar verdi. Mahkemenin talebi esastan da görüşülüp düzenleme iptal edilirse, 15 yaşından küçüklere tecavüz ettikten sonra evlenenlere ceza verilmemesinin yolu açılacak.

Kaynak Yeniçağ Gazetesi

Times Meydanı'nda Türk Şöleni

ABD’nin New York kentindeki dünyaca ünlü Times Meydanı’nda, İstanbul merkezli “Turkic Platform” tarafından 1915 olaylarının 100. yılı nedeniyle 250 Amerikalı dansçının katıldığı dev bir gösteri gerçekleştirildi

Üzerlerinde “Barış” ve “Gelecek 100 yıl için” yazan tişörtler giyen dansçılar, müzik eşliğinde 20 dakika boyunca dans gösterisi yaptı. Türk bayraklarının ve “barış” mesajlarının yer aldığı dövizler taşıyan dansçılar, gösterinin sonunda dev Türk bayrağını açtı. Organizasyonla ilgili bilgi veren Turkic Platform yetkilisi Ayhan Özmekik, amaçlarının 1915’te yaşanan olaylarla ilgili farkındalık yaratmak olduğunu belirtti. Özmekik, “4 yıl süren 1. Dünya Savaşı’nda 37 milyon insan öldü. Bu sayının içinde Türk, Ermeni ve diğer milletlerden insanlar var. Ermeni diasporasının asılsız iddiaları ve karalama kampanyalarına karşı biz burada Amerikan toplumuna barış mesajı verdik” dedi. Organizasyon kapsamında dansçılar, New York’un simgeleri arasında yer alan Flatiron Binasıönünde de aynı gösteriyi tekrarladı. Grubun, yarın Washington’da düzenlenecek “Büyük Barış ve Dayanışma Yürüyüşü” kapsamında Lincoln Memorial Anıtıönünde de aynı gösteriyi sergileyeceği öğrenildi.

Kaynak Yeniçağ Gazetesi

HDP’nin Barajı Geçmesi ya da Geçmemesi… Bütün Mesele Bu Değil

Ülkemizde çok ciddi bir temsiliyet krizi yaşanıyor. Yüzde 10 barajı pek çok seçmeni istediği partiye değil, istemediği partiye en karşı partiye oy vermesine yol açıyor.
AKP’nin seçilmesini istemiyorsanız CHP, MHP veya HDP’ye oy veriyorsunuz. Bu partiler sizi temsil etmiyor ama AKP’ye o kadar karşısınız ki kötünün iyisini seçiyorsunuz.

Bu seçimde en çok tartışılan konu HDP’nin barajı geçip geçmeyeceği. Pek çok seçmen ‘HDP barajı geçsin diye oy vereceğim’ diyor. Çünkü geçmezse AKP’nin tek başına iktidar olacağı ve belki de 330 milletvekili çıkarıp başkanlık sistemini getireceği düşünülüyor.

Pişman olmayın diye

Amacım siyasi tercihinizi etkilemek değil, tercihinizin doğru nedenden kaynaklandığına emin olmanızı sağlamak; ana akım medyada pek çok yazarın atıp tuttuğuna bakıp siyasi tercih yaparak sonra pişman olmanızı engellemek.
Sadece rakamlara bakacağım. HDP lehinde veya aleyhinde tek bir kelime söylemeyeceğim. Buna şimdiden söz veriyorum. Şeffaflık adına da yazının en altında tüm hesapları içeren tabloyu paylaşıyorum.
Önce aşağıdaki tabloyu bir inceleyin. Tabloda en sol sütunda AKP’nin oy oranlarını görüyorsunuz. HDP’nin barajı aştığı ve aşmadığı iki farklı senaryoda AKP’nin farklı oy oranlarıyla kaç vekil çıkardığını görebilirsiniz.
unnamed (1)
İkinci olarak, bazı anket firmalarının tahminlerini aşağıda görebilirsiniz. Bu tahminleri göstermemin nedeni AKP’nin yüzde 50’nin üzerinde oy aldığı ütopik senaryoları bir kenara bırakıp daha gerçekçi ihtimallere odaklanmak.
unnamed (2)
Yukarıdaki verilere dayanarak çıkaracağımız en önemli sonuç, HDP’li ya da HDP’siz, AKP’nin tek başına başkanlık sistemini getirecek milletvekili sayısına (330) ulaşmasının nerdeyse imkansız olduğu.

HDP barajı aşarsa?

HDP barajı aşarsa AKP’nin tek başına iktidar olması için oyların yüzde 48’sini alması lazım. Çok zor.
Buna karşılık MHP ve CHP’nin toplam milletvekili sayısı hiçbir durumda 275’e ulaşmadığı için ana muhalefet partilerinin iktidara geldiği bir ihtimal yok.
Peki bu durumda ne olacak? AKP koalisyon kurmak zorunda.
AKP’nin en doğal koalisyon ortağı HDP (Dipnot 3). AKP ilk olarak HDP’ye yaklaşacaktır. HDP’nin bu ortaklığı kabul etmek için AKP’den ne isteyeceğini siz de biliyorsunuz. AKP de iktidarı kaybetmemek için bunu kabul edecektir. Meclis’e girsin diye oy verdiğiniz HDP Meclis’e girmekle kalmayıp iktidara ortak bile olabilir.
Bu durumda, AKP’ye tepki olarak verdiğiniz HDP oyu size AKP iktidarı olarak geri dönecek.

HDP barajı aşamazsa?

HDP barajı aşamazsa AKP’ye tek başına hükümet kurmak için yüzde 43-44 oy yetiyor. Ama HDP barajı aşamazsa ve AKP bu orana ulaşamazsa AKP’nin doğal koalisyon ortağı olmayacağı için hükümeti kurmakta zorlanacak. CHP ve MHP’nin toplam vekil sayısı da iktidar olmaya yetecek.
Yani? Yani, eğer AKP’nin iktidar olmasını istemiyorsanız en iyi sonuç HDP’nin barajı geçmesi değil!
HDP baraja yaklaşıp geçemez, CHP+MHP AKP’den fazla oy alırsa seçim sistemindeki adaletsizlik sayesinde 2002 yılında yüzde 30 oyla tek başına iktidar olan AKP, aynı adaletsizlik yüzünden iktidardan düşebilir.

HDP kaybetse de kazanıyor

Kendimize şu soruyu sormalıyız; sırf AKP tek başına iktidar olmasın diye oy verdiğimiz ve koalisyon ortağı olma ihtimali olan HDP’yi ne kadar tanıyor ve güveniyoruz?
Meclis’te bir parti olan HDP ile bağımsız adaylar sayesinde kurulan HDP’nin en büyük farkı aslında para. HDP’nin 55 milletvekiliyle Meclis’e girmesi yıllık 17 milyon TL Hazine yardımı alması demek. HDP Meclis’e giremese de yüzde 7’nin üstünde oy alırsa Hazine’den yardım almaya başlıyor.
Eğer koalisyon ortağı olursa muhtemelen bir bakanlık ve bu bakanlık aracılığıyla gelen para da HDP’nin kasasına girecek. Eğer HDP’nin sizin vergilerinizle ödenmiş bu parayı sizi temsil edecek şekilde harcayacağına inanıyorsanız, ne ala…

AKP’ye karşıysanız en iyi ihtimal…

Sonuç olarak HDP’ye AKP iktidar olmasın diye oy veriyorsanız, aslında AKP’nin zayıf (azınlık anlamında) bir iktidar ortağıyla iktidar olmasına oy veriyorsunuz demektir. AKP iktidarına karşıysanız hala en iyi ihtimal, HDP’nin baraja takılması ve CHP+MHP’nin oy oranının AKP’yi geçmesi.
Yetişkin olmak, tercihlerinizin doğuracağı sonuçların farkında olmanızı ve bu sorumluluğu almanızı gerektirir. Ülkeler için de bu böyle. Demokrasi (entelektüel olarak) yetişkin bir seçmenle mümkün. Bu da oyunuzun ne anlama geldiğini bilmek demek.
Tek yapmanız gereken, ‘model’ sayfasında partilerin oy oranlarını girmek. Size sonuç olarak milletvekili sayısını ve iktidar olup olamayacağını veriyor. Modeldeki mevcut rakamlar en son açıklanan Metropoll anketine göre ayarlanmıştır ama isterseniz değiştirebilirsiniz.
Dipnot 1: Tüm anket ve senaryo analizleri ülkemizi çok istikrarsız bir 10 yıl beklediğini gösteriyor.
Dipnot 2: Bu modeli temsili olarak Diken okuyucuları için hazırladım. Aslında çok daha kapsamlı bir çalışmanın basitleştirilmiş hali. Varsayımlar anketlerin ortalamasına göre hesaplandı. Burada amaç ana akım medyada bölük pörçük olarak tartışılan konuların daha düzenli bir hale getirilmesi.
Dipnot 3: AKP-MHP koalisyon ihtimali – Bu yazının amacı HDP’ye verilen oyun etkisini incelemek. AKP, MHP ile koalisyona giderse HDP oyunun tek etkisi HDP’nin barajı geçmesi olacak. Yani HDP’ye yardım etmiş ama AKP’yi iktidardan uzaklaştırmamış olacaksınız. Bu anlamda amaca göre nötr bir oy olarak nitelendirilebilir oyunuz. Ayrıca HDP’nin MHP’ye oranla çok daha düşük oya sahip olması sebebiyle HDP’nin koalisyon için AKP’den talebi MHP’ye göre çok daha sınırlı olabilir. AKP MHP ile ortaklık yapsa bakanlıkların üçte birini vermesi gerekecek ki bunu istemez. Bu sebeple AKP-HDP koalisyonu AKP-MHP koalisyonuna oranla çok daha yüksek bir ihtimal.

Not: Yazının ilk yayımlanan versiyonunda tabloda hata vardı. HDP’nin barajı aşmadığı senaryoda milletvekili toplamları 550’yi bulmuyordu. Bu hata düzeltildi (yazıdaki sonuca etki etmiyor).

Sehven yaptığım hata için tüm Diken okuyucularından özür diliyor ve hatayı gösteren okuyucumuza teşekkür ediyorum. Amacım kimseyi yanlış yönlendirmek değildi.

Kaynak: diken.com.tr / Mert YILDIZ

Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yılında Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Vatan Savunması

KOLEKSİYONCULAR DERNEĞİ’NDEN

Günümüzde 1.Dünya Savaşının 100. Yılı çeşitli etkinliklerle ele alınmaktadır. İnsanlık tarihinde çok

önemli olan bu dönüm noktası, aynı zamanda çağdaş Türkiye Cumhuriyetine giden yolun başlangıcını

da oluşturmuştur. Ülkemiz emperyalizme karşı 200 yıldır “ayaklar altında ezilmek”, “devletsiz kalmak”

ve “yaşadığı topraklardan sürülmek” tehdidi altında yaşamaktadır.

Buna karşı Namık Kemal, Mithat Paşa, Jön Türkler, İttihat ve Terakki Cemiyetinin Meşrutiyet

programıyla yürüttükleri vatan ve özgürlük mücadelesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet

programıyla zafere ulaşmış ve birbirini tamamlayan bir zincirin halkaları olarak Büyük Türk Devrimini

oluşturmuştur.

Bu süreçte yer alan 1. Dünya Savaşının, Osmanlı topraklarının yağmalanması, Türklerin Balkanlar ve

Anadolu’dan kovulmasının tamamlanması için başlatıldığını görmekteyiz. Savaş sonunda dayatılan

Sevr haritası, bunun çok açık bir kanıtıdır. Bundan dolayı taraf olan bütün ülkeler açısından savaş,

haksız bir “emperyalist yağma”, ülkemiz açısından ise haklı “vatan savunması görevi” olarak ortaya

çıkmıştır.

Vatan savunması, “kusurları ve zararları” olmasına rağmen “vatanseverliği her türlü tartışmanın

üstünde olan” İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidarı altında, Türk subayının cesaret ve kurmay

yönetimi, halkın fedakarlığı, Mehmetçiğin kahramanlığıyla sürdürülmüştür.

Vatan savunmasının ön cephesi olan Çanakkale mevzilerindeki dehşet, milli şairimiz Mehmet Akif’e

“siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın” mısralarını yazdırırken, düşmanın ağır ateş ve saldırısı,

Mustafa Kemal’in “size ölmeyi emrediyorum” sözlerini tarihe yazdırmasıyla bozguna uğratılmıştır.

Üzerinde güneş batmayan ‘majestelerinin ülkesi’, Türk süngülerinin karşısında Çanakkale ve Kut-ul

Amare’de bozguna uğrarken, “Türkler iyi yönetiliyor, yürekleriyle savaşıyorlardı” sözlerini çaresizlikle

haykırıyordu.

Direniş, Türkiye açısından “en yakın ve en yakıcı” tehdit olan Rus Çarlığının yıkılarak savaş dışı

bırakırken, Kurtuluş Savaşının en büyük müttefikini ve sağlam cephe gerisini de yarattı.

1.Dünya Savaşının en hayati dönemi olan 15 Nisan 1915 günü İngiltere ve Rusya tarafından

kışkırtılarak silahlandırılan Ermeni çeteleri, cephe gerisinde Doğu Anadolu’da çıkarttıkları isyanlar,

destek aldıkları halkın tehciriyle bastırıldı. Savaş sonunda ülkemiz 500 bin şehit verirken 900 bin gazi

sakat olarak evine dönüyordu.

Ruşen Eşref, Çanakkale Zaferini “Kurtuluş Savaşının Önsözü” olarak tanımlamıştır. Önsözü yazan

Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizmi bozguna uğratarak bizlere güzel yurdumuzu ve çağdaş

cumhuriyetimizi armağan etmiştir.

Ülkemiz vatana yönelik tehditlere 1876 Birinci Meşrutiyet İlanı, 1908 İkinci Meşrutiyet İlanı ve 23

Nisan 1920 Cumhuriyetin ilanıyla devrim yaparak cevap vermiş ve ayağa kalkmıştır.

Sergimizi, bu sürecin daha iyi anlaşılması için büyük Türk tarihi kapsamında ele alınmasının doğru

olacağı inancıyla hazırladık. Sıradan “askeri tarih”, “centilmenler savaşı” ya da devrim önderlerimizi,

Mustafa Kemal Atatürk’ü perdeleyen “ermiş dedeler zaferinin” sınırları dışında bilimsel temelde

hazırladık. Bu nedenle Başkent’te hazırlanan sergi, kitap ve katalog çalışmaları, ülkenin en kapsamlı

etkinlik çalışması olarak ortaya çıkmıştır.

24 Nisan-30 Mayıs 2015 tarihleri arasında açık kalacak olan sergi, başta Ankara halkı olmak üzere

bütün yurttaşlarımızın öğünerek gezecekleri görkemli bir sergi olarak bilinçlere kazınacaktır.

 

TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ve ÖNCESİ GÖRSELLERLE KISA TARİHİ

1.Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümündeyiz. Bu nedenle tüm dünyayı etkileyen, sonunda pek çok

yönlerini değişik açılardan inceleyen, yorumlayan yazılı ve görsel yayınlar yapılmakta, sergiler,

konferanslar düzenlenmektedir.

Savaş sırası diplomatik ilişkiler, savaşın ekonomik boyutu, ayrıntılı cephe incelemeleri de dahil olmak

üzere savaşın askeri ve teknik tarihi ayrı ayrı inceleme ve değerlendirmelere konu olmaktadır.

Bu çalışmada; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin başlangıcı sayılabilecek kadar önemli olan 1.Dünya

Savaşı’nın öncesi ve gelişimi sırasındaki tüm farklı yönlerine aynı zamanda değinmenin, ekonomik,

siyasal ve askeri boyutlarını birlikte ve yan yana, bunların karşılıklı etkileşimlerini de gösterebilecek

biçimde ele almanın yararlı ve hatta gerekli olduğu görüşünden hareket edilmiştir.

Böylece bu büyük olay, tüm nedenleri, siyasal, ekonomik ve askeri unsurların birbirleriyle

bağlantılarıyla daha kolay anlaşılabilecek, daha iyi kavranabilecektir.

100 yıl önce gerçekleşen bu savaşın, bir asır kadar öncesinden ortaya çıkmaya başlayan siyasal ve

ekonomik bir geçmişi bulunmaktadır.

Bu geçmiş, savaşan Avrupa devletleri için olduğundan daha çok Türkiye ve Türk tarihi açısından

önemlidir. 1.Dünya Savaşı, 19. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde yaşanan tüm siyasal,

toplumsal ve ekonomik gelişim ve değişim zincirinin son halkasıdır.

Dolayısıyla bu savaşı, savaşın Türk tarihi içindeki yerini daha iyi kavrayabilmek için savaş dönemi

gelişmelerin yanı sıra öncesi, savaş giden yolun merhaleleri de çalışmada ele alınmış ve

değerlendirilmiştir.

Ayrıca, günümüzde görsel algılama alışkanlığının giderek artmakta olduğu dikkate alınmış, bu iletişim

aracı da kullanılarak, üzerinden 100 yıl geçmiş olan bu savaşın bir bütün olarak yazılı ve görsel

algılanması, böylece daha iyi anlaşılabilmesi ve hatırda kalması amaçlanmıştır.

Bu amaç doğrultusunda, savaşa ve öncesi dönemine ait obje, fotoğraf, kartpostal, belge gibi çok

sayıda orijinal görsel malzeme, bir sergi niteliğinde bir araya getirilmiştir.

1.Dünya Savaşı’nın ve öncesinin uzun süreci, uzunluğunun mecbur ettiği sınırlamalar çerçevesinde,

geçmişin elle tutulur, gözle görülür kılındığı bir zeminde, bir bütün olarak kavranabilmesi, anılması ve

ileride hatırlanması amacıyla, metin-görsel malzeme birlikteliği içinde sunulmuştur.

Sergimiz, Koleksiyoncular Derneği üye ve dostlarının seçkin birikimlerinden alınan değerlerden

oluşmaktadır. Dönemin gravür, fotoğraf, fotokart, kartpostal, bildiri, afiş, ipek mendil, harita, ünlülere

ait imzalı fotoğraf, yazışma ve belgelerden oluşmaktadır. Ayrıca yine döneme ait madalya, nişan,

plaket ve askeri tıp tarihine ait malzemeler bulunmaktadır.

Yaklaşık 700’e yakın koleksiyon değerleri, çok özel grafik ve tasarımlarla halkımızın görüşüne

sunulmaktadır.

Korkut Erkan

Koleksiyoncular Derneği Başkanı

24 Nisan’da Anıtkabir 24 Saat Açık. Başkent Ankara’da Ulaşım 23:00’da Bitiyor.

24 Nisan günü Anıtkabir, tarihinde ilk defa 24 saat süreyle açık olacak.

Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi milletçe anacağız.

Peki Ankaralılar bu anlamlı etkinliğe nasıl katılabilecekler?

Çünkü beş milyondan fazla nüfusu olan ve “başkent” kimliğini taşıyan Ankara’da metro seferleri 23:00’da bitiyor!

Bu nedenle 24 Nisan günü kamu ulaşımının 24 saat süreyle yapılmasını istiyoruz.

Atatürkçü Düşünce Derneği

Genel Merkezi

1915 OLAYLARI AVRUPA PARLAMENTOSU KARARI BASIN AÇIKLAMASI

 

DEĞERLİ FETHİYELİLER, SEVGİLİ DOSTLAR,

VATAN SAVUNMASINDAN BAŞKA HİÇ BİR AMACI OLMAYAN BİR MİLLET, BİR ULUS

TOPYEKÜN SUÇLANMAK İSTENMEKTEDİR.

KATOLİK DÜNYASININ DİNİ LİDERİ PAPA ÖNCÜLÜĞÜNDE, HAÇLI İRTİCA HAREKETİ

BAŞLATILMIŞTIR. AVRUPA PARLAMENTOSUNUN ALMIŞ OLDUĞU KARAR MİLLETİMİZİN

YIRTIP ÇÖPE ATTIĞI SEVR DAYATMASININ BUGÜNE UZANAN EMELLERİDİR.

1915 OLAYLARI DÖNEMİ ORDUMUZUN VE MİLLETİMİZİN TOPYEKÜN İŞGAL

ŞARTLARINDAN KURTULMAYA ÇALIŞTIĞI BİR DÖNEMDİR. 1915 OLAYLARINA TAŞNAK

ERMENİ ÇETELERİN; TÜRK MİLLETİNİN MÜCADALESİNİ ARKADAN BIÇAKLAYARAK,

İSYANLAR ÇIKARARAK, ORDUNUN GERİ HATLARINA SABOTAJLAR DÜZENLEMEK İÇİN

ORGANİZE OLMASININ YOL AÇTIĞI UNUTULMAMALIDIR. EMPERYALİST YAYILMACI

POLİTİKALARIN OYUNCAĞI OLMUŞ ERMENİ TAŞNAK HARAMİLERİNİN IRK MİLLİYETÇİLİĞİNE

ESAS OLAN KATLİAMLARINA DÖNÜK EYLEMLERİ TARİHİMİZİN AYRILMAZ GERÇEĞİDİR.

BİR MİLLETİN HERKESİN GÖZÜNDE KABUL GÖRECEK HAKLI GEREKÇESİ VATANINI

ULUSUNU VE MİLLETİNİ SAVUNMA AZMİDİR. VATAN SAVUNMASI YAPAN MİLLETİMİZİ

SIRTINDAN BIÇAKLAYAN ERMENİ ÇETELERİDİR. ONLARIN BUGÜNKÜ UZANTILARI “TEHCİR”

HAREKETİNİ “SOYKIRIM” OLARAK GÖSTERMEK İSTEMEKTEDİR.

TEHCİRİN SOYKIRIM OLARAK TANIMLANAMAYACAĞI AVRUPA İNSAN HAKLARI

MAHKEMESİNİN ALDIĞI KARARLARLA TESCİL EDİLMİŞTİR. YETKİLİ MAHKEME KARARINI YOK

SAYARAK, SİYASİ VE EMPERYALİST AMAÇLAR İÇİN ALINAN KARARLAR YOK HÜKMÜNDEDİR.

HİÇ BİR GÜÇ HİÇ BİR KURUM BİR MİLLETİN KENDİ TOPRAĞI VE ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN

YAPTIĞI MÜCADELEYİ GÖRMEZDEN GELEMEZ. KENDİ ÇIKARLARI İÇİN HAİNCE VE

ÖRGÜTLÜCE SALDIRAMAZ.

ERMENİ MESELESİ OLARAK GÜNDEMDE TUTULAN SORUN ASLINDA DÜNYAYI

YÖNETME İDDASININ, SÖMÜRGECİLİĞİN ESERİDİR. BİZLERİ MİLLİ MÜCADELEMİZİN

ÖNCESİNE GÖTÜRMEK İSTEMEKTE VE MİLLİ İRADEDEN AYRIŞTIRMAYA ÇALIŞMAKTADIR.

SOYKIRIM YAPMADIK. VATAN SAVUNDUK. BU ÇOK HAKLI MÜCADELEMİZİ

ENGELLEMEK İSTEYEN TÜM OYUNLARA DÜN OLDUĞU GİBİ BÜGÜNDE KARŞI ÇIKIYORUZ.

SEVR DAYATMALARINI KABUL ETMİYORUZ. BÜTÜN ÜLKELERİN ARŞİVLERİNİ TÜRKİYE

CUMHURİYETİ GİBİ UZMANLARIN İNCELEMESİNE AÇMASINI İSTİYORUZ.1915 OLAYLARINI

SİYASET MALZEMESİ YAPARAK TÜRK ULUSUNA SALDIRANLARI KINIYOR VE TÜM

MİLLETİMİZİ BİRLİK VE BERABERLİĞE ÇAĞIRIYORUZ.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

LİKYA KORUMA PLATFORMU BİRLEŞENLERİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ FETHİYE ŞUBESİ

CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ FETHİYE ŞUBESİ

ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ FETHİYE ŞUBESİ

MAVİ KUŞ DERNEĞİ

TEMA FETHİYE TEMSİLCİLİĞİ

YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜLER DERNEĞİ FETHİYE ŞUBESİ

Papa, Uluç Gürkan ve Yemen

Türkiye’yi yönetenler; Türkiye ve Türkler aleyhine, dünyanın herhangi bir yerinde çıkacak bir ‘olay veya psikolojik bir ortam’ gerçekleşmeden, ‘önleme’çalışması yapmıyorlar; veya yapamıyorlar… Nitekim, Vatikan’daki Papa’nın 12 Nisan 2015’te yapacağı ayinde -gerçek dışı- ‘Ermeni Soykırımı’ sözünü edeceği biliniyordu. Ne yazık ki, Papa ayinde bu sözü ettikten sonra Dışişleri Bakanlığımız harekete geçti! Ama Papa, bu yalan ifadeyi kullanmadan günler önce, bilge devlet adamımız Sayın Sadi Somuncuoğlu’nun öncülüğünde oluşan “Türkiye Sivil Toplum Birliği” görevini tam olarak yaptı! Papa’ya ayinden günler önce “Sayın Papa 1. Franciscus’a ve Hıristiyan Kiliselerine Tarihî Çağrımızdır” başlıklı, altı sayfalık -yüzlerce yıl Ermenilerle kardeşçe nasıl yaşadığımızı; soykırımın emperyalist bir yalan olduğunu anlatan- gerçeklerle örülü tarihî bir mektup gönderdi. (İliştiri: İsteyen okuyucularıma bu mektubu e-posta ile iletebilirim.) Ben, açıkçası, böyle bir önleme gayretini devletimi yönetenlerden beklerdim. Ama yapmadılar!
Efendim; mazlum Türk milletinin haklarını savunan insanları, hep gönlümün en yüce yerinde ağırlarım. O insanların pek çoğuyla da tanışmamışımdır bile. Ama onlar benim canlarım… İşte o değerli insanlardan birisi de Sayın Uluç Gürkan’dır. Sayın Gürkan önemli bir farklılık. Bu görkemli insanın yalanlarla bezeli Ermeni iddialarını gerçeğin tezgâhında çürütmesi, alkışlamanın da ötesinde bir olaydır. Geçen ay Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Ermeni Katliamı Suçlaması, Yargılama ve Karar” başlıklı eseri, iftiracıların yüzlerine inen okkalı bir şamardır! Bu muhteşem eserden hangi bölümü, hangi cümleleri seçip de size sunabilirim ki? Her cümle ’gerçeğin efendisiyim’diyor. Özellikle, 165-167 arasındaki sayfalar, sözde yazar yurttaşlarımızın acınacak hallerini anlatıyor… Sayın Gürkan 284 sayfalık eserini 56 kaynak ve 13 fotoğraflı gerçek belge ile oluşturmuş. Bu eseri lütfen okuyunuz. Esere Kaynak Yayınları’nın 212 252 21 56 numaralı telefonundan ulaşabilirsiniz.
Ve Yemen…
Sevgili okuyucum, 08 Nisan 2014’te Orta Doğu Uzmanı, Sayın Arif Keskin Millî Düşünce Merkezi’nde, kan-revan içindeki ’Yemen’i anlattı. Sayın Keskin tüm Orta Doğu’nun ayrıntılı etnik yapısını avucunun içi gibi biliyor. Sayın Keskin’in sözlerinden bir-kaç cümle sunuyorum: “Irak İngiltere’nin askeri marşıyla kuruldu”, “Arap Baharı İran’ın aleyhine işledi. İran ’hesaba katılmak için’nükleer konusunu öne çıkardı”, “İslamcılar açık bir şekilde selefi-mezhepçi kampa evriliyor”, “Yemen %35 Zeydi’dir. Husiler Zeydiler içinde Carudi adlı ekole sahipler”, “Husiler 1990’dan sonra örgütlendiler”, “Araplar, Bab-ül Mendep ve Hürmüz Boğazları İran’ın eline geçerse Arap devletlerinin yıkılacağına inanıyorlar”, “Mezhepçilik Sünnî devletlerin hayrına değildir. Arabistan bu konuda en büyük kötülüğü yapıyor. Mezhepçilik ahlakî ve dinî olarak yanlıştır”, “Mezhepçi siyaset Arap coğrafyasında yaşatılıyor”, “Laiklik Türkiye’yi kurtarıyor”.
Efendim; Millî Düşünce Merkezi, 09 Nisan 2014’te Ankara Hamamönü’ndeki tarihî Kabakçı Konağı’nda beşinci kültür sohbetini düzenledi. Sevgili Hakan Paksoy’dan edindiğim bilgilere göre; Yağmur Tunalı’nın yönettiği toplantıda, Prof. Dr. Sayın Ahmet Bican Ercilasun Azerbaycan şiirini örneklerle anlattı. Sayın Emine Işınsu, E. Kur. Albay Oğuz Kaleli gibi değerli konuklar huzurunda Molla Penah Vakıf, Vidadi, Mirza Elekber Sabir, Aliaga Vahit, Samet Vurgun, Mikail Müşfik, Resul Rıza, Hüseyin Cavit, Bahtiyar Vahapzâde, Şehriyar, Bulut Karaçorlu, Sehend, Halil Rıza Ulutürk, Sabir Rüstemhanlı ve Rüstem Behrudi anıldı…
Esen kalın efendim.

Kaynak: Yeniçağ / Mevlüt ULUĞTEKİN

 

Köy Enstitüleri Destanı

KE Afis2

 

17 Nisan 1940 günü, Köy Enstitüleri kanunu kabul edilmiş ve bu süreçte açılan “Köy Enstitüsü” sayısı 21’e ulaşmıştır. Köy Enstitülülerinin açık olduğu 12 yılda, bu okullarda; 18.000 öğretmen, 2.000 sağlık memuru yetişmiştir.

 

21 Köy Enstitüsüne ait binlerce fotoğraflık bir arşive, “Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği” kurucusu ve onursal başkanı, Ortaklar Köy Enstitüsü mezunu, Müfettiş Halil Vural sayesinde kavuştum. Önce 21 “Köy Enstitüsü ”ne ait 200 fotoğraflık sergi açtık. Bu arşiv, eğitimde yitirdiklerimiz için özlem dolu tepkiler aldı. 8 yıl içinde, yaşları 80 ile 90 arasında olan 17 Köy Enstitülü mezun ile 20 saate yakın röportaj yaptım. 60 dakika olan “Köy Enstitüleri Destanı” arşiv belgeselimde; bu okulların kuruluşunun utkusunu, verdiği eğitimi ve kapanışının hüznünü anlatan 55 dakikalık mezun röportajıyla 600 fotoğrafa yer verdim.

“Köy Enstitüleri Destanı” yaratan Köy Enstitülü konuşmacıların çoğunun evden çıkamayacak oluşları, yaşadığım en büyük üzüntüdür. 5-10 yıl sonra, Aydınlanma neferlerinin hiçbiri yaşamda olmayacaktır. Bu nedenle röportajı sürdürmek gerektiği kanısındayım. Amaç; ileriye dönük olarak ülkemiz eğitimine “Köy Enstitüleri Belleği”ni armağan etmektir.

“Köy Enstitüleri Destanı” belgeselim, ülkemizde yapılan en önemli belgeselden biridir. Tüm ADD şubelerinin izlemesi ve şubelerinde göstermesi arzumdur.

Konak Belediyesi Selahattin Akçiçek Kültür Merkezinde, 17 Nisan 2015 Saat: 14.00“Köy Enstitüleri Destanı” konferansımıza bekliyoruz. 01 Nisan 2015

Ahmet Gürel

ADD Eğitim-Bilim-Danışma Kurulu Üyesi

Not: Etkinliğimiz “ADD İzmir Şubeleri-Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi”

Birlikteliği ile yapılacak.

Program: Saygı Duruşu

Belgesel sunumu

Halil Vural- Engin Tonguç Konuşması

Top