Şubelerden Haberler Listesi

ATATÜRK’ÜN TUZLA’YA GELİŞİNİN 91. YILI

Atatürk’ün Tuzla’yı ikinci kez şereflendirişinin 91. yıl dönümü ADD Tuzla Şubesi Başkanı Şengül Özpağada’nın girişimiyle İçmeler’deki tarihi Tuzla otelinin bahçesinde düzenlenen etkinlikle ilk kez kutlandı. Kutlamada model Atatürk resimleri sergisi açıldı. Atatürk’ün Tuzla’ya geldiği zaman kaldığı oteldeki odası yeniden düzenlenerek ADD TUZla Şubesi Anı Odası olarak açıldı. Etkinliğe ADD Genel Başkanı Hüseyin Emre Altınışık, İstanbul ADD Şube Başkanları, siyasi partiler ve dernekler katılım sağladı.

LAİK CUMHURİYET İÇİN TOPARLANIN!

Aziz Milletimiz, Saygın Üyelerimiz!

Sadece birkaç günlük olaylara, gelişmelere bakıldığında; görülecektir ki Türkiye
Cumhuriyeti’nin “laik ve demokratik” niteliklerinin içi tamamen boşaltılmıştır,
zayıflatılmıştır ve son vuruş beklenmektedir…

Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlık nedenlerinden, Lozan Barış
Antlaşması’nın 97. yıldönümüne denk getirilen, Ayasofya’nın ibadete açılması sırasında,
Ali Erbaş’ın Büyük Atatürk’e yönelik, hadsiz ifadeleri sıcaklığını korumaktadır. Ali Erbaş’ın
bu sözlerinden daha vahimi devlet yöneticilerinin, tüm üst düzey komuta kademesinin,
yargı temsilcilerinin huzurunda bu konuşmayı yapmaya cüret etmesidir. Büyük Atatürk’ü
hutbelerden çıkaran, anmayan ve bir kez bile rahmet dilemeyen Ali Erbaş’ın “Atatürk’e
dua edilir” ifadeleri aldatmacadır.

Aynı gün, “hilafet isteriz” diye haykırarak, bağıranların ve İstanbul sokaklarında
özgürce yürüyüş düzenleyerek, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e karşı kin kusanların, “biz bugün
onun kemiklerini sokağa attık” nidalarıyla sevinç çığlığı atanların, kimlerden cesaret aldığı
Milletimizce çok iyi tespit edilmiştir. Bu eylemler ve söylemler, devlet ricalinin önünde,
yanında, olduğu mekânda, bulunduğu ortamda ve meydanda gerçekleşmiştir. Anayasal
düzene bağlılık üzerine “namus sözü” verenlerden, bugüne kadar hiçbir tepkinin gelmemiş
olmasına şaşırmıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin 2008/1 Esas 2008/2 sayı ve 30.07.2008
tarihli kararı ile “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” kesinleşmiş olan siyasi zihniyetten
böyle bir şey beklemek hayalcilik olur…

Yine aynı gün, yani, 24 Temmuz 2020 Cuma günü; Lozan’ı anmak için hem
Anıtkabir’de hem de tüm Türkiye’de etkinlik düzenleyen, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne
karşı yapılanlar, yıllar geçse de unutulmayacaktır. Atatürkçü Düşünce Derneği şubeleri ve
üyeleri, Genel Başkanı ve Genel Merkez Yöneticileri ile birlikte, bütünlük içerisinde,
demokratik ve yasal haklarını kullanarak, baskıya ve zulme direnmişlerdir…
Saatler, laik ve demokratik rejimin sonunu hazırlamaya ayarlanmıştır. İktidar
mensubu aileden, Albayrak Medya Grubu’nun dergisi, Gerçek Hayat’ın 27 Temmuz 2020
tarihli sayısında hilafet çağrısı yapılarak: “ şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim?
hilafet için toparlanın” ifadelerine yer verilmiştir. Bu açıkça kalkışma çağrısıdır. Albayrak
Medya Grubu’nun bu yayını, 5237 sayılı TCK’nın 390. maddesi gereğince suçtur. Türkiye
Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma teşebbüsüdür… Atatürkçü Düşünce Derneği, bu konuda
hukuki süreci başlatmıştır. Bilal Erdoğan’ın katıldığı bir televizyon programında, aleni bir
şekilde Harf Devrimi’ni hedef alması, dini kadroları övmesi, kurgulanmaya çalışılan devlet
sistemini gözler önüne sermektedir…

Değiştirilen, dönüştürülen, başkalaştırılan Türkiye’de Atatürkçülere yasak, baskı ve
zulüm vardır. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarına ise destek, iltimas, tolerans, devlet
kaynakları vardır

Aziz Milletimiz, Saygın Üyelerimiz!

Anlaşılmaktadır ki Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları, Lozan’ın yıl dönümünde
kılınan, Cuma namazını, “laik Cumhuriyet’in cenaze namazı” olarak kabul etmişlerdir…
Oy kaygısıyla hareket eden, konuşmalarında, “laiklikten” tek kelime söz etmeyen
muhalefete; Atatürk ve Cumhuriyet konusunda hassas olduğuna inandığımız, Milliyetçi
yurtseverlere, ayrımsız vatansever tüm siyasilere ve yurttaşlarımıza bir kez daha
sesleniyoruz: “ şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim? Laik
Cumhuriyet için toparlanın.”

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

 

ÇOKLU BARO VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KONUŞULACAK

17 TEMMUZ CUMA (Bu akşam)
SAAT: 21.00’de
İstanbul Barosu Bşk. Yrd.
Av. NAZAN MOROĞLU ile
ÇOKLU BARO VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Konularını konuşacağız .
Siz değerli dostlarımızı
TWITTER @Add_bakirkoy
FACEBOOK- ADD Bakırköy Şubesi
Hesaplarımızdan CANLI yayınımıza bekleriz .

DOĞRU OLAN ATATÜRK’ÜN KARARIDIR!

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belirtilen, “değiştirilmesi talep dahi edilemeyen” ilkeler; milli birlik ve bütünlüğümüzün güvencesidir. Türkiye Cumhuriyeti; üniter, sosyal, hukukun üstünlüğüne dayalı, laik ve demokratik bir ulus devletidir. Kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Büyük Atatürk’ün bedenen aramızdan ayrılışından sonra; siyaset eliyle, Cumhuriyetin temel nitelikleri, birer birer yok edilmektedir. Açıkça söylüyoruz ki bu bir emperyal oyundur. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin tarihteki ilk yenilgisinin sonucudur.
Yok edilmek istenen, ilkelerin başında, laiklik gelmektedir. Çünkü, laiklik; çağdaşlaşmanın temelidir. Akılcı ve bilimsel düşüncenin; demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bir inancın bir diğerine tahakküm kuramadığı, eşitlikçi ve özgürlükçü toplum, ancak ve ancak laiklik ile mümkündür… Çok partili siyasi yaşamla başlayan laiklik karşıtlığı; Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı, geleceğimizi ve ulusal bütünlüğümüzü tehdit etmektedir. Laikliğin örselenmesiyle; devlet sistemini ele geçiren, din istismarcısı ve emperyal işbirlikçisi, cemaatlerin ve tarikatların nelere mal olduğunun en iyi kanıtı; 15 Temmuz FETÖ darbe girişimidir. Laiklik yoksa, demokrasi de, hukukun üstünlüğü de, eşitlik ve özgürlük de yoktur. Laiklik yoksa; kadın yoktur, insan yoktur, birey ve yurttaş yoktur. Laiklik yoksa; çağdaş ve evrensel değerler yoktur… “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözü esasen laikliğin tanımıdır.
Bugün, siyasal dinci bir sistem inşa edilmiştir. Milletimizin samimi ve temiz inançları sömürülerek siyaset yapılmaktadır. Kutsallarımız, dini inançlarımız hiçbir siyasi partinin tekelinde değildir. Din adına siyasetçilerin konuşması kabul edilemez…
Ayasofya’nın ibadete açılması, asıl mesele değildir. Asıl mesele; Atatürk’ün kurduğu ulus devlet modelinin tasfiye edilmesidir… Asıl mesele, hukukun siyasete alet edilmesidir. Asıl mesele, ekonomik krizdir. Asıl mesele, işsizliktir. Asıl mesele, Ayasofya üzerinden, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapılmasıdır. Bu durum; rahatsız edicidir, kaygı vericidir,düşündürücüdür…

Atatürk’ün Ayasofya’yı müze yapması, Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyaya verdiği bir barış mesajıdır. İkinci Dünya Savaşı rüzgarları bu dönemde esmeye başlamıştır. Avrupa’da faşist ve baskıcı yöneticiler, bu dönemde iktidarları ele geçirmiştir. İnsan hakları ve hukuk, 1930’lar Avrupa’sında ayaklar altındadır. Büyük Atatürk’ün 24 Kasım 1934’de Ayasofya’nın müze yapılmasına yönelik kararı ve imzası, böyle bir dönemde insanlığa ders niteliğindedir. Atatürkçü Düşünce Derneği, Atatürk’ün ve başkanlık yaptığı Bakanlar Kurulu’nun, bu kararının arkasındadır. Atatürkçü Düşünce Derneği, bu kararla “tarihe ihanet edildiği” söylemini de şiddetle red ve söyleyenlere iade etmektedir… Doğru olan Atatürk’ün kararıdır!
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu, fakat, Atatürk’ün adına bile tahammül edemediği bilinen Diyanet İşleri Başkanı’nın, “Ayasofya’nın ibate açılması yetmez. Bir medresenin de açılması zorunludur…” sözleri her şeyi açıklamaktadır. Kendisini Suudi Arabistan’da, Yemen’de, Afganistan’da, Pakistan’da, Malezya’da ya da İran’da yaşıyor sanmaktadır. Bu beyan, Tevhid-i Tedrisat ve Anayasal ilkelere aykırıdır. Hukuk Müşavirliğimiz, Diyanet İşleri Başkanı hakkında, bu nedenlerle, suç duyurusunda bulunmuştur…
Lozan’da masada çarpıştığımız emperyal devletler, Tekli Hukuk Sistemine karşı çıkarak, Osmanlı’nın Çoklu Hukuk Sistemi’ni talep etmişlerdir. Aynı Çoklu Hukuk Sistemini, Çoklu Baroyu kimlerin neden istediği sorgulanmalıdır…
Eğitim ve Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) ile Tekli Hukuk Sistemi; Atatürk Cumhuriyeti’nin taşıyıcı kolonlarıdır. Çoklu Baro Yasası ile Osmanlı Devleti’ndeki Çoklu Hukuk Sistemine geçişin amaçlandığı aşikârdır. Atatürkçü Düşünce Derneği, bu konuda da üzerine düşeni yapmıştır ve yapacaktır…
24 Temmuz 2020, Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yıl dönümüdür. Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milleti’nin sigortasıdır. Böylesine anlamlı bir günde Ayasofya’nın ibadete açılması, “86 yıllık esarete son verildi.”, “Taş adam eriyor, tükeniyor…” çığlıkları atanların, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının, güç ve gövde gösterisine dönüştürülmemelidir. Bu tür eylem ve söylemlerle toplumsal barış ve huzur bozulmamalıdır. Yöneticilere sorumluluklarını tekrar tekrar hatırlatmak, demokratik bir hak ve yurttaşlık ödevimizdir…
Uyarılarımız, sadece, siyasi iktidara yönelik değildir… Muhalefeti de uyarıyoruz:
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarına karşı kayıtsız ve tepkisiz kalmanız, yeterince mücadele etmemeniz, hayal kırıklığı yaratmaktadır… Muhalefet; iktidarın kendi kendisini bitirmesini dileyerek ve bekleyerek, alternatif olamaz… Atatürk’e ve Cumhuriyete çok daha yüksek sesle sahip çıkınız… Parlamenter ve demokratik sisteme dönüş için acilen bir manifesto ve takvim yayımlayınız… Mecliste, Cumhuriyeti dönüştürme yasalarına, karşı çıkmakla birlikte; orada kalarak, sürece katkı sunmuş oluyorsunuz… Tekrarlıyoruz, sine-i milleti ciddiyetle düşününüz… Sesimize ses veriniz. Bu ses, hiç ayrımsız, Yüce Türk Milleti’nin gür sesidir…

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu, 12 Temmuz 2020 Pazar günü, yapmış olduğu acil değerlendirme toplantısında; yukarıda ifade edilen hususların örgütümüzle ve Milletimizle paylaşılmasına karar vermiştir.
Genel Merkez Yönetim Kurulumuz, 24 Temmuz 2020 Cuma günü, saat 12:00’da aynı kaygı ve düşünceleri paylaşan Sendika ve Demokratik Kitle Örgütleri başkanları ve yöneticileriyle birlikte, Anıtkabir programı gerçekleştirecektir. Büyük ATATÜRK’ün ve Lozan Kahramanı İsmet İNÖNÜ’nün manevi huzurunda, mücadele kararlılığımız bir kez daha teyit edilecektir…
Aynı gün (24 Temmuz 2020 Cuma günü), Lozan Antlaşması’nın 97. yıl dönümünde, saat 12:00’de bütün şubelerimiz, üyelerimizle ve yurttaşlarımızla; bulundukları yerlerdeki, Sendika ve Demokratik Kitle Örgütleri ile birlikte Atatürk ve Cumhuriyet için, Atatürk Anıtları önünde buluşacaklardır. Çelenk sunumu, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’mızın söylenmesinin ardından, Genel Merkezce gönderilecek kamuoyu açıklaması okunacaktır. Atatürkçülere yakışır bir şekilde, sosyal mesafe ve yeni normal kurallarına uyarak demokratik ve yasal hakkımızı hep birlikte kullanacağız.
Atatürk’ün Türk Milleti için tayin ettiği rotadan sapmak, yok oluş sürecine göz yummaktır. 15 Temmuz’un, FETÖ’nün, PKK’nın, bölücü ve gerici tüm yapıların hedefi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletidir…
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti… Yaşasın Türk Milleti…
Sonsuza Kadar…

BAROLAR KANUNU’NDAKİ DEĞİŞİKLİKLER VE BAĞIMSIZ SAVUNMA

BU AKŞAM 10 Temmuz Cuma günü saat: 21.00’de Twitter
@Add_bakirkoy hesabımızdan
İstanbul Barosu Başkanı
Av. MEHMET DURAKOĞLU ile
BAROLAR KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER VE BAĞIMSIZ SAVUNMA’ yı konuşacağız .
Siz değerli dostlarımızı CANLI yayınımıza bekleriz .

Kamuoyuna Çağrımızdır: Aydınlık İçin 5 Gün, 5 Dakika!

RTÜK’ün “TELE1 ve Halk TV’ye verdiği ekran karartma cezalarını protesto ediyoruz.

Atatürkçü Düşünce Derneği, bu karartmaya karşı demokratik bir hak olarak tüm yurttaşlarımızı, cezanın uygulanacağı 5 gün boyunca, her gün saat 21.00’da “ülkemizin aydınlığı için” televizyonlarını 5 dakikalığına kapatmaya çağırmaktadır.
Ayrıca, bu antidemokratik ve hukuk dışı uygulamaya karşı, yine 5 gün süreyle; akademisyenlerimize, siyasilere, gazeteci ve aydınlarımıza TV kanallarından yapılacak hiçbir program davetine katılmamaları çağrısını yineliyoruz.
Özgür basın ve hukukun üstünlüğü için mücadelemiz sürecektir..
Milletimize duyururuz. Saygılarımızla.

ADD Genel Merkez Yönetim Kurulu

Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK’a açık mektup

Sayın Ziya SELÇUK
T.C. Milli Eğitim Bakanı
Sayın SELÇUK;
Milletler ve devletler; ancak ve ancak, milli kahramanlarına sahip çıkarak ayakta kalabilir,
varlıklarını sürdürebilirler.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın Eşsiz Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, tüm dünyada
haklı gururumuz ve onurumuzdur. Atatürk’ün silah arkadaşları ise Türk Milleti’nin
kahramanlarıdır.
İstiklal Savaşımızın unutulmaz komutanlarından Albay Reşat ÇİĞİLTEPE, milli bir
kahramandır. Ankara Mamak’ta bulunan ortaokuldan adının kaldırılması milli bir faciadır. Bunun
gerekçesi ise daha da vahimdir: “para veren, bağış yapan bir şahsın ismi verilmiştir”. Bu açıklama,
milli his, milli vicdan ve insani değerlere sahip hiçbir yurttaşımızca kabul edilmeyecektir.
Milli kahramanlarımızın parasal karşılığı olamaz, bulunamaz. Milli kahramanlarımız; bizi biz
yapan, bizi ulus yapan, devlet yapan ve yaşatan değerlerimizdir. Milli kahramanlarımıza karşı
hepimiz borçluyuz. Bizler, sizler, Türk Milleti, Albay Reşat ÇİĞİLTEPE’ye, Mustafa Necati’ye
borçludur. Bu borcu ödemek de mümkün değildir.
Bu vahim hatadan biran önce dönülmesini, yanlışın düzeltilmesini ve Albay Reşat
ÇİĞİLTEPE ismini ait olduğu okula yeniden verilmesini talep ediyoruz. Bu bir “millilik” sınavıdır.
Yasal yollara da müracaat edeceğimizin bilinmesini isteriz.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve milli kahramanlarımızın isimlerine dokunmayın.
Onların aziz hatıralarına yapılan bu saldırıları durdurun.
Unutmayınız ki, tarih bu tür olayları gelecek kuşaklar da görsün diye yazacaktır.

MUSTAFA NECATİ KÜLTÜR EVİ ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMAMIZ

Atatürkçü Düşünce Derneği; Genel Başkan Hüseyin Emre ALTINIŞIK öncülüğünde GYK Üyeleri ve Ankara Şubeleriyle birlikte Mustafa Necati Kültür Evi önünde toplandı.

“Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine yapılan yıkıcı saldırılar devam etmektedir.
Cumhuriyetin Baş Mimarı, Büyük Atatürk’ün mirasına ve manevi şahsiyetine yönelik insanlık dışı saldırılar yetmiyormuş gibi, Atatürk’ün yol arkadaşlarının isimleri de hedef haline gelmiştir. Saldırılara en son örnek, Ankara’da Cumhuriyetin Başkenti’nin tam merkezinde yaşanmıştır. Kültür Bakanlığı, Mustafa Necati’nin kendi evine, tarihi bir esere verilen ismini kaldırarak; Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, siyasal islamcı Nuri PAKDİL’in adını vermiştir. Mustafa Necati’nin kendi evine, yani, mirasına Mustafa Necati’nin temsil ettiği değerlere düşman bir kişinin adının verilmesi; Cumhuriyete vurulan yıkıcı bir balyoz darbesidir…
TBMM’de bulunan; gerici-yıkıcı ve bölücü gelişmeler karşısında, sonuç alamayan, siyasi partilerin yetkililerine ve milletvekillerine sesleniyoruz: Demokratik parlamenter sistemin işlemediği, rafa kaldırıldığı, yargının siyasallaştığı, açlığın, işsizliğin, yoksulluğun milletimizin belini büktüğü bir sistemle sorunlara çözüm bulmak mümkün değildir. Üstüne üstlük Cumhuriyetimizin değerleri birer birer yok edilmektedir. Sine-i millete geri dönmeyi ciddiyetle düşünün. Yaşadığımız sorunların nedeni, Cumhuriyetin kazanımlarına açılan savaş ve siyasi yıkım projeleridir. Dünya tarihinde, bir devlet ve ulus yoktur ki kendi varlık nedenlerini ortadan kaldırarak yaşayabilsin… Millet ile laik ve demokratik Cumhuriyet için ittifak kurun. Yok edilen ve silinen Cumhuriyetin kimliğidir, kazanımlarıdır. Sessiz kalmayın! Gelin! Atatürk’ün manevi liderliğinde, Cumhuriyetimize ve demokrasimize hep birlikte sahip çıkalım!”

YIKIM PROJELERİNE KARŞI ÇAĞRIMIZDIR!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine yapılan yıkıcı saldırılar devam etmektedir.

Cumhuriyetin Baş Mimarı, Büyük Atatürk’ün mirasına ve manevi şahsiyetine yönelik insanlık dışı saldırılar yetmiyormuş gibi, Atatürk’ün yol arkadaşlarının isimleri de hedef haline gelmiştir. Saldırılara en son örnek, Ankara’da Cumhuriyetin Başkenti’nin tam merkezinde yaşanmıştır. Kültür Bakanlığı,Mustafa Necati’nin kendi evine, tarihi bir esere verilen ismini kaldırarak; Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, siyasal islamcıNuri PAKDİL’in adını vermiştir. Mustafa Necati’nin kendi evine, yani, mirasına Mustafa Necati’nin temsil ettiği değerlere düşman bir kişinin adının verilmesi; Cumhuriyete vurulan yıkıcı bir balyoz darbesidir

Bu kaçıncı uygulama… Bu kaçıncı yıkıcı hareket… Büyük Atatürk’ün ve Onun mücadele arkadaşlarının hatıralarına ve temsil ettiği değerlere sahip çıkmak her yurttaşın vatani görevidir. Yıkım projelerini gerçekleştirenleri uyarıyoruz: Millivarlığımızın nedeni olan milli değerlerimizle oynuyorsunuz... Bu oyunu oynatmayacağız… Seyirci olmayacağız…

TBMM’de bulunan; gerici-yıkıcı ve bölücü gelişmeler karşısında, sonuç alamayan, siyasi partilerin yetkililerine ve milletvekillerine sesleniyoruz: Demokratik parlamenter sistemin işlemediği, rafa kaldırıldığı, yargının siyasallaştığı, açlığın, işsizliğin, yoksulluğun milletimizin belini büktüğübir sistemle sorunlara çözüm bulmak mümkün değildir. Üstüne üstlük Cumhuriyetimizin değerleri birer birer yok edilmektedir. Sine-i millete geri dönmeyi ciddiyetle düşünün. Yaşadığımız sorunların nedeni, Cumhuriyetin kazanımlarına açılan savaş ve siyasi yıkım projeleridir.Dünya tarihinde, bir devlet ve ulus yoktur ki kendi varlık nedenlerini ortadan kaldırarak yaşayabilsin… Millet ile laik ve demokratik Cumhuriyet için ittifak kurun. Yokedilen ve silinen Cumhuriyetin kimliğidir, kazanımlarıdır.Sessiz kalmayın! Gelin! Atatürk’ün manevi liderliğinde,Cumhuriyetimize ve demokrasimize hep birlikte sahip çıkalım!

Atatürkçü Düşünce Derneği, yasal ve demokratik zeminlerde mücadelesini devam ettirecektir. Atatürk Devrimine, kazanımlarına ve ulus devlete bağlı tüm kurum, kuruluş ve kişileri güç birliğine çağırıyoruz.Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu, 20 Haziran 2020 Cumartesi günü saat 15:00’de Mustafa Necati Evi’nin önünde duruma dikkat çeken bir açıklama daha yapacaktır. Hep birlikte olalım!

Aziz Milletimize saygıyla duyururuz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

KAMUOYUNA

Siyasi iktidarın, Atatürk Orman Çiftliği başta olmak üzeregerçekleştirdiği çevre katliamlarını biliyoruz. Aynı zamanda, siyasi iktidarın, Atatürk’ün adına ve mirasına yönelik tükenmez alerjisinin de farkındayız…

Atatürkçü Düşünce Sistemi; Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eserlerini ve tüm uygulamalarını kapsamaktadır. Dolayısıyla hukuktan, çevre ve insan sağlığına; eğitimden, adil gelir dağılımına kadar uzanan her konu Atatürkçü Düşünce Sisteminin içeriğini oluşturmaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün uygulamalarında çevreyi ve doğayı korumak önceliklidir. Büyük Atatürk mükemmel bir çevrecidir. Bunun en güzel örneklerinden birisi de Yalova’da bulunan Yürüyen Köşk’tür. Yürüyen Köşk’ün öyküsünü tüm yurttaşlarımız çok iyi bilmektedir. Son günlerde kamuoyuna yansıyan “Yalova’daki Millet Bahçesi” haberleri, Atatürk’ün mirası Yürüyen Köşk’ü yeniden gündeme getirmiştir. Yürüyen Köşk, Cumhuriyetimizin çevre abidesidir. T.C. Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12.07.1980 tarih ve 12238 sayılı kararı ile koruma altına alınmıştır. Halkın kullanımına açık olan ve yoğun ilgi gören bu alanın siyasi iktidarca sanki yeni bir iş yapılıyormuş gibi algılatılarak mevcut yapısının bozulmasına, yurttaşlık bilinciyle izin vermeyeceğiz. 

T.C. Yalova Valiliği’nin yapmış olduğu basın açıklamasının ve bu bölgedeki uygulamaların yakındantakipçisi olacağız. Atatürk’ün mirasına ve eserlerine sahip çıkmaya her ne pahasına olursa olsun kararlıyız. Siyasi iktidarın, yanlış uygulamalarına sessiz kalmayacak, gerekirse yasal yollara başvuracağız…

Milletimize saygı ile duyururuz.

 

BUGÜN GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN TUZLA’YA İLK ZİYARETİNİN 92.YIL DÖNÜMÜ

Mustafa Kemal Atatürk, 5 Haziran 1928 tarihinde Tuzla’yı ilk ziyaretinde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cevat Abbas Gürer ve Salih Bozok tarafından Tuzla istasyonunda karşılandı. Atamız, kendisini karşılayan heyetle beraber askerleri, halkı ve öğrencileri selamladı…

Ulu önderimizi bu vesile ile bir kez daha anıyoruz. Ruhu şad olsun…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZ ÇEVRE KOMİSYONU 5 HAZİRAN 2020

Bağımsızlık uğruna Kurtuluş Savaşıyla binlerce şehit veren Türkiye Cumhuriyeti, iktidar eliyle emperyalizmin gözü dönmüş rant hırsına pazarlanıyor.

Çokuluslu şirketlerle kol kola giren iktidar, acımasız bir şekilde yurdumuzun bütün doğal yerüstü ve yeraltı zenginliklerini yok ediyor, tarihi, kültürel ve doğal varlıklarımızın kaybolmasına havamızın, suyumuzun, toprağımızın geri dönülemez boyutta kirlenmesine yol açıyor…

Anayasa 56. Md. “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” demesine rağmen

Doğal yaşam alanlarımızı ve çevre sağlığımızı korumakla yükümlü idareciler her türlü talanın önünü yasal düzenlemelerle açarken, yaşamımıza sahip çıkmak biz vatandaşlar için vazgeçilmez bir mücadele olmuştur.

Atatürkçü Düşünce Derneği; tüm yönetici ve üyeleri ile Cumhuriyetimizin tüm değerlerinin olduğu gibi, yurdumuzun sahip olduğu doğal varlıkların ve insanlığın sağlıklı yaşam hakkının da savunucusudur.

Anayasa 63. Md.  “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” demekteyken;

İktidar sermaye için Doğal SİT Alanlarının koruma kalkanlarını kaldırıyor. 16 Mart’ta  yönetmelikte (*) yapılan değişiklik ile koruma altındaki (sit alanları) doğal alanların yapılaşmaya, entegre tesislere ve madencilik faaliyetlerine açılmasının yolunu açıyor.

Anayasaya rağmen;

UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilen Diyarbakır Sur’ları ile Dicle Nehri arasındaki bir bölgede bulunan Hevsel Bahçeleri, millet bahçesine dönüştürülmek isteniyor.

Yine UNESCO Dünya Mirası Listesine giren dünyaca ünlü Afrodisias antik kentinin bulunduğu Karacasu‘da JES için ÇED süreci başlıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sitesinde yayınlanan duyuruya göre; Aydın valiliğinin onayı ile Karacasu’nun Ataeymir mahallesinde jeotermal için sondaj ve arama çalışması yapılacak.

İzmir Selçuk’taki doğal sit alanlarının statülerinde yapılan değişiklik onaylandı. Koruması kaldırılan alanlar içinde Meryem Ana Tabiat Parkı da var.

Muğla Fethiye’de korunan alanların bulunduğu Kayaköy Mahallesi ve Ölüdeniz Mahallesi sınırlarında bulunan 2182 hektarlık alan sondaj yöntemi ile Jeotermal kaynaklar arama faaliyeti adı altında ihale edildi.

Ilısu Barajı’nın su toplaması sonucunda, 12 bin yıllık Hasankeyf ve 40 köy bütünüyle sular altında kalırken, 60 köyde de evlerin ve tarım arazilerinin büyük bir bölümü suya gömüldü.

5 Milyon yıllık  Eğirdir Gölü‘ne uzmanlarca gölün ölüm fermanı anlamına gelen PHES (Pompaj Depolamalı Hidroelektrik Santral) yapılması planlanıyor.

Salda Gölü 1.derece doğal sit ve korunan alan statüsüne sahip olmasına rağmen, millet bahçesi yapmak  için dönüşü olmaz bir şekilde tahrip ediliyor…

Anayasa169. Madde “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır” hükmüne rağmen Türkiye Ormancılar Derneğinin hazırladığı raporda orman alanlarının ranta açılması nedeniyle 81 ilin 75’inde öldürücü hava kirliliği yaşandığı, son dönemde 550 bin hektarlık orman arazisi maden ve turizm tahsisleri gibi kullanımlar nedeniyle yok edildiği yer alıyor. İki ağacın 4 kişilik bir ailenin yıllık oksijen ihtiyacını karşıladığı düşünüldüğünde, yok edilen ormanlarımızla 27,5 milyon ailenin bir yıllık oksijeni kesildiği gerçeği bütün yakıcılığı ile karşımıza çıkıyor… Orman Kanunu’nun 16.maddesinin kapsamını genişleten yönetmelikle ormanların maden atığı döküm alanı olarak kullanılmasının önü açıldı.

Türkiye’nin pek çok yerinde sokağa çıkma yasağı ve iş yerlerinin kapatılması gibi önlemler söz konusuyken Yasa hükümlerine, olumsuz verilen ÇED Raporlarına, Yargı kararlarına rağmen ekolojik tahribata yol açan projeler son hızla devam ediyor.

Küresel bir salgınla savaşılan bu günlerde insanlarımız can ve geçim derdindeyken bilim insanları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve halkın büyük bir kısmı tarafından kabul görmeyen, sadece İstanbul değil, Marmara Bölgesi ve hatta tüm Türkiye açısından ekonomik ve ekolojik yıkım projesi olan İstanbul Kanalı kapsamında, Mart ayında yapılan ihale, iktidarın önceliklerini açıkça gözler önüne sermiştir…

Pandemi döneminde Zonguldak’ın salgından en fazla etkilenen Büyük Şehirlerle beraber anılması,   bölgede yaşanan akciğer hastalıklarının – çevre / ekoloji sorunlarından kaynaklandığını ortaya koymuştur.

Göğüs hastalıkları çoğu madencinin kaderi olsa da, Corona virüse yakalanan ve can verenlerin bilgilerine bakıldığında görünen gerçek; Zonguldak ve çevresinin çevre katliamına kurban edildiğidir…

Zonguldak;

İthal kömüre dayalı Çatalağzı Termik Santralleri,

Kilimli sahiline yapılması planlanan “Gemi söküm tesisleri”

Kozlu ilçesinde üç adet “Taş Ocağı”

Ereğli’de  “Dünyanın en yaşlı beş ağacı “ arasında yer alan 4.112 yıllık Porsuk ağacını barındıran Gümeli Yaylası ve ormanlarında başlatılan altın ve bakır madeni arama faaliyetleri ve silis havuzları;

Gökçebey’de yapılan çöp atık tesisi…

Erdemir Baca Gazları, Tozlaşma Koşulları, Deşarj İşlemleri ile Oluşan Hava ve Deniz Kirliliği

Alaplı Ormanları Maden Arama Çalışmaları ve Muhtemel Siyanürlü Altın Çıkarma Projesi

Kandilli Bölgesi – Borcam Silis Madeni İçin Kontrolsüz Ağaç Kesimi ve Atık Suların Denize Şarjı gibi sorunlarla boğuşmakta, bütün bunlara bağlı olarak da; ülkemizin en zengin endemik bitki örtüsüne sahip olan bölgenin bitki çeşitliliği ve ormanları süratle bu özelliğini yitirmekte, kuş göç ve üreme bölgesi olma özelliğini de kaybetmektedir…

Karadeniz’ in diğer illerinde de durum hiç iç açıcı değil…

Kastamonu’da hava kirliliği; solunum enfeksiyonu, kanser, erken bebek ölümleri, sakat doğumlar ve kitlesel ölümlere neden olmaktadır. Bir vadi arasına kurulmuş olan Kastamonu’nun havası yerel yöneticilerin kural tanımaz uygulamaları ile imar çetelerine kurban edilmiştir.

Artvin’deki maden ve HES çalışmaları devam ediyor. Cengiz Holding’e ait Eti Bakır’ın işlettiği Artvin Cerattepe ve Murgul’daki maden sahalarında çalışmalar aralıksız sürüyor.

Samsun, Çarşamba Ovası’nda yapılmak istenen Biyokütle Enerji Santralı (BES) projesi hakkında  açılan davalar sonucunda; imar planları iptal edildi, inşaat ruhsatının yok hükmünde olduğuna karar verildi. Ayrıca Samsun Valiliğinin “ÇED Gerekli Değildir” kararını ve Toprak koruma kurulunun BES hammadde depolama sahası için “tarım dışı amaçlarla kullanılabilir” kararını iptal ederek tarım topraklarının korunmasına hükmedildi.  Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde bile kaçak ve kanunsuz olarak devam eden Çarşamba BES inşaatı şu an mühürlü.

 Kanadalı firmanın Türkiye taşeronu olan TÜPRAG Madencilik, Kavak-Havza ilçe sınırları arasında yer alan Şahin Dağları’nda yol açma çalışmaları adı altında ağaç katliamı yapıyor.

Samsun, Kavak ilçesi Karapınar, Köseli, Bekdemir, Emirli, Ilıca mahallelerini kırsal alanı içerisinde OYAK Beton San. TAŞ. Tarafından 1.000 dönümlük bir alanda taşocağı işletmeciliği için ÇED süreci başlatıldı.  Söz konusu bölgede OYAK’a ait çimento fabrikası için mevcut taşocaklarının ruhsatsız çalıştırılmasına devam edilmektedir.

Sinop İnceburun’ da Nükleer Santral inşaatı ÇED Raporlarının yetersizliğine, halkın tepkisine ve devam eden hukuki süreçlere rağmen devam ediyor.

MNG şirketinin yapımı devam eden HES nedeniyle Artvin Kamilet vadisini katlediliyor.

Giresun ve çevresi HES lerle katlediliyor. Giresun Çanakçı Deresi dört tane HES nedeniyle ağır tahribata uğramışken beşincisi yapılmak isteniyor. Karadeniz’ de dereler, nehirler özel şirketlere satılıyor HES lerle doğası bozuluyor, iklimi değişiyor…

Fatsa’ya bağlı olan ancak aynı zamanda Ünye sınırında yer alan Aşağı Bahçeler, Yukarı Bahçeler ve Tepeköy Mahalleri arasında 2013 yılından bu yana Bahar Madencilik ile İngiliz Stratex International Madencilik’in birlikte kurduğu Altıntepe Madencilik Şirketi, 196 hektarlık bir arazide son 5 yıldır siyanür kullanarak altın çıkarma faaliyeti yürütüyor. Siyanürle altın işletmeciliği nedeniyle sular içilemiyor, meyveler ve sebzeler tüketilemiyor. Altın madenleri üreticilerin fındık olmadığında kestane satarak hayatını idame ettirdiği Ordu’da bugüne kadar 1140 dekar kestane ormanı ve 729 dekar tarım arazisini yok etti.

Ne hukuk tanıyorlar ne de vicdan…

Çanakkale Kaz Dağları’nda Kanadalı Alamos Gold’un sahibi olduğu “Kirazlı altın madeni” nin ağaç katliamına karşı yaklaşık 300 gündür süren Su ve Vicdan Nöbeti son yılların en büyük çevre direnişi olma yolunda. Maden projesinde aktif çalışma olmamasına rağmen şirket sahayı terketmiyor.

Çanakkale Kumarlar Köyü’nde baraj inşa etmek isteyen Alamos Gold’un yerli ortağı Doğu Biga Madencilik köylülere mera alanlarını boşaltmaları için baskı yapıyor.

Kazdağları nı ikiye bölen, Borusan tarafından yapılan RES projesi, İl Genel Meclisi onayı olmadan, ruhsatsız şekilde çalışmasına başladı.

Yenice Çırpılar Termik Santrali’nin “ÇED Olumlu” kararına karşı Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve TEMA’ nın açtığı davada Çanakkale İdari Mahkemesi kararı iptal etti.

Gülpınar da davası süren JES projelerine ilişkin imar planının değiştirilmesi için teklif sunuldu

Çanakkale Merkez ve Çan İlçelerinde Borusan tarafından yapılan yapılmak istenen Saroz RES Projesi için İl Genel Meclisi’nde daha önce iki kez reddedilen imar planı değişikliği yeniden gündeme alındı.

Çevre kirliliğinin hava ve su kadar yoğun yaşandığı bir başka alan ise toprak. Ülkemizde özellikle sanayinin ve tarımın iç içe olduğu bölgelerde tarım toprakları belirgin bir şekilde sanayi atıkları tarafından kirletilmekte, tarım arazileri rant uğruna imara açılarak yok edilmekte. Plansız ve bilinçsiz kentleşme ciddi toprak kaybına yol açmakta. Endüstriyel tarımda kullanılan pestisitler, başta anne karnındaki bebekler ve çocuklar olmak üzere, insan sağlığını tehdit ediyor.

Tarımın beşiği olan Trakya, son 30 yıldır giderek artan şekilde kirletiliyor. Trakya’nın ortasından geçen ve tarım topraklarını sulayan Ergene Nehri ve onun kolları, geçmişten bu yana süregelen yanlış politikalar neticesinde zehir saçar hale geldi.  Trakya topraklarda tarım ve hayvancılık durma noktasında.

Bölgedeki kirlilik; Ergene’yle de sınırlı değil. Ormanları yok eden bölgedeki taş ocakları, sonrasında ise yer altı sularını kullanılamaz hale getirdi.

Bölgede nükleer ve termik santrallerle boru hattı projeleri öngörülüyor.

Tekirdağ‘da özelleştirilen Tekirdağ Uluslararası Limanı, şimdiki adıyla Ceyport Tekirdağ Uluslararası Limanı’nda kurulması planlanan likit tank çiftliği projesi kapsamındaki kimyasal depolama alanının temelleri deniz kıyısında atıldı. Kimyasalların depolanacağı alanın 500 metre ötesinden aktif fay hattı geçiyor!

Uşak Eşme’de 14 yıldır bir  Kanada şirketi olan TÜPRAG tarafından işletilen Altın Madeninin yarattığı tahribat uydu görüntüsünde ortaya çıktı.

Kışladağ maden sahasında 750 hektar alan tahrip olurken, 1 km genişliğinde 350 metre derinliğinde çukur oluştu.

Şimdi de Uşak ve Kütahya illeri arasında bulunan ve bölgenin su kaynağı konumundaki MURAT DAĞINDA yeni bir altın ocağı açılmak isteniyor.

Murat Dağının beslediği Büyük Menderes, Gediz, Porsuk ve Banaz nehirlerinin suları yedi kente ulaşıyor. Gediz nehrinin sanayi atıklarıyla kirliliği Menderes havzası tarım alanlarına ciddi tehlike yaratıyor.

Dünya nükleer santrallerden vazgeçme sürecine girerken, ülkemiz İngilizlerle Nükleer Anlaşması imzaladı!

EÜAŞ International ICC, İngiliz şirketi Rolls – Royce ile kompakt nükleer güç santrallerinin teknik, ekonomik ve hukuki uygulanabilirliği ile birlikte üretim imkânlarını değerlendirmek üzere bir ön anlaşma imzaladı.

Mersin Akkuyu’da da nükleer santral inşaatı hukuki sürece ve tepkilere rağmen sürüyor.

Mersin’de yakın zamanda daha önce turizm alanı ilan edilen Kazanlı-Karacailyas-Karaduvar bölgesini tamamen zehirleyecek polipropilen plastik üretiminin önünü açan yatırım kararı alındı.  Büyük tepkilere rağmen yapılmak istenen polipropilen tesisi için Toros Tarım AŞ’nin olduğu bölge Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi.

Dünyada Kömüre dayalı Termik Santral sayısı son dört yılda düşüşe geçmişken, İzmir Aliağa ve Foça’da, Muğla Yatağan’da, Zonguldak’ta termik santraller yüzünden insanlar zehir soluyor. Denize bırakılan drenaj suları ve atıkları yüzünden denizlerimizde yaşam bitiyor… Kömüre dayalı termik santraller Halk Sağlığı ve tarım alanlarını tehdit ediyor.

İzmir Bergama’da Kozak Yaylası’nda Efem Çukurunda altın işletmecileri toprağın altını üstüne getiriyorlar.

TMSF’nin daha önce el koyduğu Koza Altın İşletmeleri, Eskişehir Sivrihisar’da yaşam alanlarının yakınına siyanürlü ikinci atık depolama tesisi yapılması için çalışmalara başladı.

İzmir Seferihisar Urla arasında mavi bayraklı plajları ile ünlü Sığacık Körfezinde balık çiftlikleri ile denizin doğal yaşamı yok  edilirken Akarca Sahilinde  bir liman büyüklüğünde yapılacak olan “Balıkçı Barınağı(!) ile sahil bandı katlediliyor. Sahillerimiz yağmalanıyor!

İzmir Gaziemir’de eski kurşun fabrikası tesislerinde limitlerin 219 katı radyasyon ölçülmeye devam ediyor.

Bursa Kirazlı yaylasında MEYRA madencilik doğayı talan ediyor

Salihli’de hukuksuz JES uygulamaları sürüyor.

Ayvalık’ta prina işleyen tesislerin bacasından çıkan dumanlar nedeniyle hava kirliliği yaşanıyor.

Manisa Gördes’teki Başlamış Deresi’nin kırmızı akmasının Gördes’teki nikel maden işletmesinin neden olduğu çevresel bir felaket olduğu belgeleriyle açıklandı.

Munzur dağlarının tamamı maden bölgesi ilan edildi  

Tunceli’de her geçen gün sayıları artan kum ve taş ocakları yerleşim ve yaşam alanlarına, verimli tarım arazilerine, bağ bahçelere ve ürünlere ciddi zararlar veriyor.

Kontrolsüz ve denetimsiz JES yatırımları Aydın, Manisa, Denizli, İzmir, Çanakkale, Afyon, Van, Elâzığ, Bolu gibi bir çok ilimizi tehdit ediyor. Daha fazla kar etmek için çevreye verdiği zararların görmezden gelindiği Aydın, Jeotermal Enerji yatırımları yüzünden geri dönülmez şekilde tahribata uğruyor. Büyük Menderes havzası ve Gediz Havzası tarım alanları büyük zarar görüyor. Aydın; 2019’ da hava kirliliği 20 birimden 400 birime ulaşarak kirlilikte Zonguldak’ı çok gerilerde bırakmıştır.

Aydın’ın 17 ilçesinin 16’sını kapsayacak şekilde 7 adet Jeotermal Kaynak İşletme Ruhsat Sahası, 64 adet Jeotermal Kaynak Arama Ruhsat Sahası ile 39 adet Doğal Mineralli Su Ruhsat Sahasının ihale edilmesine yönelik yeni bir karar verilmesi bir çevre katliamıdır.

Manisa Salihli’de hukuksuz JES uygulamaları sürerken, Aydın Efeler Yılmazköy’ de ÇED lisansı iptal edilen Maren Enerji kuyuları başka tesise bağlama girişimi sırasında jeotermal borularında patlama meydana geldi.

Ulusal boyutta mücadele ettiğimiz sorunların yanı sıra BM Raporu ve Dünya Meteoroloji Örgütünün raporlarına göre dünyamızın en büyük sorunu olan iklim krizi ve küresel ısınma; Sera Gazı Emisyonlarının 18 yılda yüzde 137,5 arttığı ülkemizin de acil önlemler almasını gerektiren bir alan.

İnsan faaliyetleri yüzünden bir milyona yakın hayvan ve bitki türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. İklim krizi canlı türlerini tehdit ediyor ve doğadaki biyolojik çeşitlilik kaybı giderek artıyor.

Önümüzde iki seçenek duruyor: Ya 0 karbon emisyonuna geçeceğiz. Ya da yaşamın hepimiz için sona erdiği bir gelecek ile yüzde kalacağız… Bu nedenle:

 

  • İklim acil durumu ilan edilmeli
  • Fosil yakıta veda edilmeli
  • Yenilenebilir enerjiye geçilmeli
  • Endüstriyel tarım ve hayvancılıktan vazgeçilmelidir
  • Ormanlar korunmalı boş alanlar ağaçlandırılmalıdır.
  • İklim krizi ile mücadeleye dair farkındalık geliştirilmelidir.

 

Anayasa gereği ülkemizin havasını, suyunu, toprağını ve yurttaşlarımızın sağlıklı yaşam hakkını korumak, bunun için her türlü alt yapıyı oluşturup gerekli düzenlemeleri yapmak, sistemin sağlıklı ve verimli işleyişini sağlamakla yükümlü olan siyasi erk; ulusal çıkarlarımızı değil sadece kendisinin ve işbirlikçilerinin çıkarlarını kollamakta, tarihi, kültürel doğal varlıklarımızı kendi varlıklarına armağan etmektedir.

Bu anlayışın karşısında Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çevreyi ve doğayı korumak aklın gereğidir” sözünü kendimize rehber alarak sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ederiz.

 Kaynaklar: İzmir Çevre Mühendisleri Odası, İstanbul Çevre Mühendisleri Odası, TMMOB, bugday.org, ekolojibirligi.org,  yesilgazete.org, kodaced.com CHP Doğa Hakları Mart Ayı Raporu

*16 Mart 2020 günlü ve 31070 sayılı Resmi Gazetede “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair” Yönetmelik

 

Top