Şubelerden Haberler Listesi

KINIYORUZ!

Millet Mekteplerinin açılışı ve Atatürk’ümüzün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği günün yıldönümünde, öğretmenler için hazırlanan mesleki çalışma programı kapsamındaki “medeniyet bilinci semineri”nde Kurtarıcımız ve kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’e ve Ulusal Kurtuluş Savaşımıza yer vermeyenleri kınıyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türk devrimini yok saymaya ve yok etmeye çalışan zihniyeti çok iyi tanıyoruz.

Tevhid-i Tedrisat (Öğrenim Birliği) Kanunu çıkararak eğitimin tek çatı altında toplanmasını sağlayan, Harf devrimini gerçekleştiren, Köy Enstitülerini kuran, eğitimin tüm yurda yayılmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ü, onun başöğretmenliği kabul edişinin yıldönümü olarak kutlanan günde görmezden gelen anlayış, Milli Eğitim değil Milli İhanet anlayışıdır.

Eğitimimize, ülkemize, geleceğimize ve çocuklarımıza ihanet eden bu anlayışın yerine Mustafa Necati’lerin, Hasan Ali Yücellerin gerçek “milli eğitim” anlayışını egemen kılana dek var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

Genel Yönetim Kurulu

CUMHURİYET’İ SUSTURAMAZSINIZ!

Basın İlan Kurumu’nun Cumhuriyet Gazetesi’ne haksız yere verdiği 45 günlük ilan kesme cezasını kınıyor ve tüm yurttaşlarımızı Cumhuriyet Gazetesi almaya çağırıyoruz.

ADD GENEL YÖNETİM KURULU

GENEL BAŞKANIMIZ KONYA BEYŞEHİR KUVAİ- MİLLİYE KARARGAHINI İNCELEDİ

Genel Başkanımız Hüseyin Emre ALTINIŞIK ve Genel Sayman Yardımcımız, İç Anadolu Bölge Sorumlusu Şadiye YEŞİLYURT Konya Beyşehir Kuva-i Milliye Karargâhını yerinde incelediler. Konya Beyşehir Kuva-i Milliye Karargâhı ile ilgili sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımları dikkate alarak, bölgede bizzat yerinde görmek ve incelemek üzere Konya’ya giden Genel Başkanımıza, Genel Sayman Yardımcımız İç Anadolu Bölge Sorumlumuz Şadiye YEŞİLYURT un yanısıra; ADD Konya Şube Başkanı Sinan Düzenli, ADD Karaman Şube Başkanı Ulkan Sanliturk, ADD Seydişehir Şube Başkanı Hürriyet Demiral ve yöneticileri, ve ADD Akşehir Şube Yöneticileri eşlik ettiler. CHP Konya İl Başkanlığı ve CHP Beyşehir İlçe Başkanı Rıdvan Şenyurt ve CHP yöneticileri de Genel Başkanımız Hüseyin Emre Altınışık in Konya Beyşehir Kuva i Milliye Karargâhı incelemelerinde hazır bulundular.

İZMİRLİ DEPREMZEDELERİMİZ ATASINI ANDI

Atatürkçü Düşünce Derneği Ödemiş Şube gençleri 10 Kasım’da Atasını İzmirli Depremzede çocuklarla birlikte andı.

Derneğimizin Ödemiş şubesi gençleri, Ödemiş eğitim camiası ve gönüllü dostlarının katkıları ile topladıkları zeka oyunları, genellikle ana sınıfı ve ilkokul düzeyi öğrencilerine yönelik boyama kitapları, hikaye kitapları, kuru boya, pastel boya, oyun hamurları ve parmak boyları malzemeleri ile deprem bölgesinde ADD İzmir Şubelerinin desteleriyle öğrencilere Atatürk imzalı pankartlara el baskı etkinliği gerçekleştirildi. ADD Ödemiş şube başkanı Gürcay IŞIK ve Gençlik Kolları olarak etkinliğe katılan Filiz ÇEŞMELİ, Abdullah GEÇER, Sami BAYIR, Ayhan UĞUR, Elif DİNÇ, Salih KORKMAZ, Ceren KARACAOĞLU ve İrem YİĞİT ortak bir bülten yayımlayarak: “Bizler Atatürk’ün izinde 10 Kasım’da ölümün ölümsüzlüğünü andık ve depremzede kardeşlerimizin yüzlerinde bir gülümseme olmak amacıyla yola düştük. Ellerinde ki renkler kadar güzel günler görmeleri tek dileğimiz. Ulu önderimiz Mustafa Kemal’in yolunda fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller için emek harcıyoruz. Bu felaketlerin tekrar yaşanmaması temenni ediyoruz.” diyerek depremzede çocuklarımız ile Atatürk imzalı pankartlara el izlerini bıraktılar. Daha güzel günler de buluşmak dileğimiz ile…
Atatürkçü Düşünce Derneği Ödemiş Şube Başkanı Gürcay IŞIK

97. YIL…

DEVRİM ŞEHİDİ AHMET TANER KIŞLALI DA ADINI ÖLÜMSÜZLER LİSTESİNE YAZDIRMIŞTIR.

Devrim ve demokrasi şehidimiz Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI’yı 21 Ekim 1999’da evinin önünde uğradığı hain bombalı saldırı sonucu kaybettik. Ahmet Taner KIŞLALI’yı aramızdan alanlar, düşüncelerini, söylemlerini ve eylemlerini unutturamadılar. Birlikte yürümemize engel olamadılar. O, Atatürk Devrimi’nin ışık saçanlarından biri olarak hala önümüzden yürüyor, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Kemalizm’in devrimci niteliğine sahip bir aydın olan, eylem ve söylemleriyle bunu kanıtlayan Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI; ülkemizin karşı devrimciler tarafından bir uçuruma sürüklendiğini gören ve bununla mücadele etmek için Prof.Dr. Muammer AKSOY tarafından kurulan derneğimizin de yöneticilerindendi. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı önce Genel Başkan Yardımcımız sonrasında da Genel Yönetim Kurulu üyemizdi.

Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI, “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncüllüğüdür… Slogan Atatürkçülüğüne karşıyım.” diyerek, toplumuzun bu savaşımda neler yapması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Kendisi de bir arı gibi çalışmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, yüzlerce makale yazmış, onlarca kitap yayınlamıştır.

Cumhuriyet düşmanları tıpkı Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer AKSOY’dan, Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK’tan, Araştırmacı – Gazeteci Yazar Uğur MUMCU’dan rahatsız oldukları gibi Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI’dan rahatsız oldular. Onu da Muammer AKSOY, Bahriye ÜÇOK, Uğur MUMCU gibi devletin ve toplumun gözleri önünde katlettiler. Faili belli diğer cinayetler gibi bu cinayet de aydınlatılmadı… Daha doğrusu aydınlatılmak istenmedi.

Katledilen Ahmet Taner KIŞLALI’da adı da ölümsüzler listesine yazıldı. Çünkü, Atatürk Devrimi, demokrasi ve özgürlükler için; Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak ve yaşatmak için yaşamlarını hiçe sayanlar bizce ölümsüzdür.

Cumhuriyet Devrimi şehitlerimiz, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin varlık nedenidir, onurudur.

Tarihimiz ve eylemlerimiz ölümlerin bizi yıldıramayacağını, korkutamayacağını, sindiremeyeceğini yazmış ve yazmaya devam edecektir…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

CAN VE KARDEŞ AZERBAYCAN, SENİNLEYİZ…

Ermenistan, Azerbaycan’da sivillere saldırarak, insanlık suçu işlemiştir. Hain saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Kurtarıcımız ve Kurucumuz Büyük Atatürk’ün deyimiyle, “Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir…”

Can ve kardeş Azerbaycan; seninleyiz🇦🇿🇹🇷

TÜRKÇEMİZE ATATÜRK’ÜN DİRENCİYLE SAHİP ÇIKACAĞIZ!

Siyasal ve ulusal bağımsızlığımızın ayrılmaz parçası olan dil bağımsızlığımızı korumak ve onu geliştirmek temel görevlerimizdendir. Bu görevi; Atatürk, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Sözüyle bize verilmiştir.

Önderimiz Atatürk’ün en çok önem verdiği devrimlerden biri olan dil devrimimiz, çağdaşlaşma sürecimizde itici gücümüz olmuştur. Atatürk’ün dilimizin gelişmesi ve yabancı sözcüklerden arındırılması yolunda verdiği savaşımı bize örnek olmuş; bu savaşımın günümüzde de sürdürülmesi gerekliliği gözle görülür hale gelmiştir.

Her fırsatta Atatürk Devrimi’ne saldıran siyasal iktidar; arı, duru ve ulusal benliğimizin göstergesi olan Türkçemize de, mirasçıları gibi, 12 Eylülcüler gibi saldırmakta, diğer saldırganlara göz yummakta, hatta onları desteklemektedir.

Günümüzdeki uygulamalar, Türk Dil Kurumu’nu kapatanların; “devrim”, “barış” vb. sözcükleri yasaklatanların yaptıklarını aratmamaktadır. Dilimize teknolojiyle giren yabancı sözcüklerle savaşım bitmeden, Milli (!) eğitimde yapılan Arapça dayatması, ders kitaplarından Türkçe sözcüklerin ayıklanması ve yerlerine Arapça, Farsça sözcüklerin yerleştirilmesi, en üst kademedeki siyasetçilerin konuşmalarındaki yabancı sözcük sayısının neredeyse Türkçeyi geçmesi, Arapça tabelalara karşı çıkanlara gösterilen tepkiler, gelinen noktayı tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.

Arapça, Farsça, Osmanlıca sözcük ve tamlamalar havalarda uçuşmaktadır ve moda haline gelmiştir. Önderimiz Atatürk’ün inancı, direnci ve dil sevgisiyle bunlarla mücadele edeceğiz.

Dilimizi unutanların; özünden, halkından uzaklaşanların düştüğü durumlar tarih kitaplarında yer almaktadır. Aynı hataları yapanları, Türkçenin, dünyanın en zengin dillerinden biri olduğunu unutanları, unutturmak isteyenleri uyarıyoruz ve diyoruz ki:

· Atatürk’ün mirasına uygun olarak Türk Dil Kurumu özerk yapısına kavuşturulmalı ve esas işlevine dönmelidir.

· Eğitim ve bilim dili her düzeyde Türkçe olmalıdır.

· Türkçe edebiyat ve kültür yayınlarına destek verilmelidir.

· Türkçenin, ekonomi, bilim ve ticaret dili olması yolunda çabalar arttırılmalıdır.

“Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir.” Yani yerli ve milli olmanın yolu, boş sözlerden değil, uygulamalardan ve en önemlisi dilden geçer.

Zengin dilimizi sevelim, koruyalım, geliştirelim, yayalım, yaşatalım.

Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaralım.

BU GÖREV BİZİM.

DİL BAYRAMIMIZIN 88. YILI KUTLU OLSUN!

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

BEYKOZ ŞUBEMİZ ÇOCUKLARA TABLET VE BİLGİSAYAR DAĞITTI

Beykoz Şubemiz, uzaktan eğitim gören çocuklara tablet ve bilgisayar dağıttı.

ADD ALANYA 10 KASIM ATATÜRK’Ü ANMA GÜNÜ VE ATATÜRK HAFTASI KOMPOZİSYON YARIŞMASI

Pandemi döneminde olmamız ve okullarımızın açılmama ihtimali Büyük ATA’MIZ ile ilgili duygu ve düşüncelerimizi dile getirmemiz için engel değil düşüncesi ile yola çıkarak;

Türk gencinin büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e bakışını yansıtmak, öğrencilerimizin Türkçe’ye olan ilgisini arttırmak, kendilerine güven duygusunu, okulunu temsil yeteneğini geliştirmek amacıyla ADD Alanya Şubesi olarak;

“ATATÜRK’Ü ÇOK ÖZLÜYORUZ. ÇÜNKÜ: …..” konulu

İlkokul 3,4 Ortaokul 5,6,7,8. Sınıflar ile Liselerde 9,10,11 ve 12. sınıflar arasında bir KOMPOZİSYON YARIŞMASI düzenlemekteyiz.

KATILIM ŞARTLARI : 1- Katılımcıların öğrenci olduklarını belgelendirmeleri gerekmektedir. Kompozisyonlar beyaz çizgisiz A4 kağıdına yazılacak, arka yüzler kullanılmayacaktır. Eserlerin arka tarafına öğrenci bilgileri ve okul bilgileri yazılacaktır. 2- Yarışma eseri en az bir Sayfa en çok üç sayfa olacak ve bilgisayarda Times New Roman yazı tipi 12 punto, tek satır aralığı kullanılacaktır. Ayrıca kompozisyonlar ile birlikte fotoğraf ve kimlik fotokopisi de gönderilmelidir. 3- Değerlendirme sonucunda dereceye giren İlkokul, Orta Okul ve Lise Öğrencilerinden ilk 5 öğrenci derece alacaktır. 4. Kompozisyon yerli veya yabancı hiçbir eserle, hiçbir şekilde bariz benzerlikler taşımamalıdır.

5- Eserlerin daha önce herhangi bir yarışmada değerlendirilmemiş veya herhangi bir yerde yayımlanmamış olması gerekmektedir. Eserlerin her türlü sorumluluğu katılımcılara aittir.

BAŞVURULAR :

Başvuru işlemleri katılımcılar için 21 Eylül 2020 – 01 Kasım 2020 tarihleri arasında (mesai bitimine kadar) [email protected] ve [email protected] mail adresinden yapılacaktır. Bu tarihten sonra gelen başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

Ayrıca kompozisyonlar gönderildikten sonra 05397464024 wapsat hattına bildirimde bulunmalıdır.

İrtibat Tel : 511 60 66 – 05397464024 – 05327332549

DEĞERLENDİRME

1- İlkokul 3,4 sınıflar

Ortaokul 5,6,7,8 sınıflar

Lise 9-10-11-12. sınıflar arasında yapılacaktır.

30 AĞUSTOS…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, yoktan var edilen şanlı ordumuzun kazandığı, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı, 98. yıldönümünde bir kez daha gururla kutluyoruz…

Ülkemizin ve milletimizin varlığı söz konusu olunca, 30 Ağustos, bu coğrafyanın en haklı, en onurlu, en kutsal savaşı ve zaferidir. Bu nedenle, kısıtlanamaz ve yasaklanamaz…

Atatürk, 30 Ağustos 1922’deki Büyük Zaferi, 1924 yılında Dumlupınar’da konuşmasında şöyle anlatmaktadır: “Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk Ulusu’nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, Cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos’tan Lozan’a uzanan süreci özetlerken de: “Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zaferdir.” İfadeleriyle, 30 Ağustos Zaferi’nin siyasi sonucu olarak, Lozan Barış Antlaşması’nı işaret etmiştir. Bu yönüyle, 30 Ağustos, kazanılan herhangi bir savaşın çok ötesinde bir değere ve öneme sahiptir…

30 Ağustos, kazanılacak siyasi zaferlerin ve tüm dünyaya örnek olacak devrimin temelini oluşturmuştur. Büyük Zafer sonrası, Atatürk: “Asıl savaş bundan sonra başlıyor. En büyük savaş cehalete karşı yapılan savaştır. Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.” sözleriyle, gerçekleştireceği büyük kültür devrimini de müjdelemekteydi. Özümüze dönüş ve özden yola çıkarak, çağdaşlaşmayı öngören bu kültür, aynı zamanda toplumu bir arada tutan, çağa taşıyan, bizi millet yapan Cumhuriyet Devrimidir…

Cumhuriyet kültürüne savaş açan; yerine cemaatleri, tarikatları koyarak Türkiye’yi çağdışına sürükleyen siyasi iktidara uyarılarımızı yinelemekteyiz: 30 Ağustos, sadece Türk Milleti’ni yok olmaktan kurtaran bir zafer değildir. Yarattığı sonuçla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde; millet egemenliğine dayalı tam bağımsız, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin de kuruluş süreci ve başlangıç tarihidir.

Büyük Atatürk: “Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” demektedir. Tarihimizi saptıranları, yerine uydurma tarih yazmaya çalışanları da, tekrar tekrar uyarıyoruz. Başaramayacaksınız…

30 Ağustos ve şanlı tarihimiz halkımızın güvencesindedir. Milli zaferlerimizi ve Atatürk Devrimlerini unutturmaya çalışanlar; Türk Milleti’ni çağdaş dünyaya taşıyan Cumhuriyet Devrimi’nin aydınlığına yenilmeye mahkûmdur.

30 Ağustos Zafer Bayramı’nın yaratıcısı Başkomutan ve Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah ve yol arkadaşlarını, vatan savunmasında canlarını feda eden şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anıyoruz…

Atatürkçü Düşünce Derneği; Kurucu Genel Başkanı, Devrim ve Demokrasi Şehidi Prof. Dr. Muammer Aksoy’un ve kurucu kadrolarımızın çizdiği yolda milli mücadeleyi, Büyük Atatürk’ün manevi liderliğinde sürdürmeye ant içmiştir…

Tüm yurtta 30 Ağustos 2020 Pazar günü saat 16.00’da Atatürk anıtları önündeyiz… Ankara’da 30 Ağustos Pazar günü saat 15.00’de Ulus Atatürk Anıtı’nda, saat 16.00’da da Anıtkabirdeyiz…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

Tuzla’da ‘Cumhuriyete Giden Yol’ Sergisi Açıldı

ADD Tuzla Şubesi Tuzla Belediyesi Rumeli Kültür Merkezi’nde “Cumhuriyete Giden Yol” konulu sergi düzenledi.

ADD Tuzla Şubesi Tuzla Belediyesi Rumeli Kültür Merkezi’nde “Cumhuriyete Giden Yol” konulu sergi düzenledi.

Atatürkçü Düşünce Derneği Tuzla Şube Başkanı Şengül Özpagada tarafından Tuzla Belediyesi Rumeli Kültür Merkezi’nde düzenlenen sergiye; Tuzla Belediye Başkan Yardımcısı Turgut Özcan, Tuzla Belediyesi Kültür Müdürü Selami Gülırmak, siyasi parti ilçe başkanları, STK temsilcileri, serginin mimarı Ulvi Sulaoğlu ve çok sayıda davetli katıldı.

Şengül Özpagada serginin açılışında yaptığı konuşmada, “ Bugün aslında iki önemli günü kutluyoruz. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ve Anadolu’yu 7 düvelden kurtaran 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz’un 98. yılını kutluyoruz. Bugün Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı gün. Bizde ADD olarak böyle bir sergi düzenlemeye karar verdik. Sergimizin adı “Cumhuriyete Giden Yol.” Sergimizin mimarı Ulvi Sulaoğlu da burada. Kendisine teşekkür ediyorum. Biz 3-4 gündür sergimizin hazırlıklarını yapıyoruz. Güzel bir sergi oldu. Tüm Tuzlalıları “Cumhuriyete Giden Yol” sergimizi görmeye bekliyoruz” dedi.

“Cumhuriyete Giden Yol” sergisinin mimarı Ulvi Sulaoğlu’da yaptığı konuşmada,” Bugün buradaki sergi 20. Sergimiz oluyor. Geçen yıl 10 Kasım’da sizlerle beraberdik. Bugünde Şengül Özpagada başkanımızın çağrısıyla buradayım. Sizlere sergimizdeki gazetelerin ne olduğunu ve “Cumhuriyete Giden Yol”un bu gazetelerde nasıl ifade edildiğini sizlere aktarmak istiyorum. Özellikle beni buraya getiren Şengül başkanıma teşekkür ediyorum” dedi.

Serginin mimarı olan Ulvi Sulaoğlu’na açılıştan önce ADD Tuzla Şube Başkanı Şengül Özpagada bir plaket vererek desteklerinden dolayı teşekkür etti.

“Cumhuriyete Giden Yol” sergisinin açılışının ardından Ülvi Sulaoğlu, katılımcılara bilgiler verdi.

“Cumhuriyete Giden Yol” sergisinde şimdiye kadar görmediğiniz eski ve yeni Türkçe gazeteler, Çanakkale, Sakarya, Birinci ve İkinci İnönü savaşları, Mudanya Mütarekesi, TBMM’nin açılış günü gazetesi, cumhuriyetin 10. yıl gazetesi 30 AĞUSTOS gazeteleri, 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu ve LOZAN’la ilgili gazeteler, nadir fotoğraflar. Hepsi ADD Tuzla Şubesi tarafından düzenlenen sergi 30 Ağustos Pazar günü akşamına kadar açık kalacak.

GERİCİ VE YASAKÇI ZİHNİYETİN HUKUK DIŞI DAYATMALARINA BOYUN EĞMEYECEĞİZ!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
(Mehmet Akif Ersoy/ İstiklal Marşı’ndan)

Millet ve devlet olarak, varlığımızı borçlu olduğumuz zaferlerin yıldönümlerine, milli günlerimize ve milli bayramlarımıza yönelik; akıl ve mantığı zorlayan, vicdanları yaralayan, hukuku ve Anayasayı yok sayan uygulamalar, türlü bahanelerle devam etmektedir. İçişleri Bakanı’nın 30 Ağustos Büyük Zafer’in yıldönümüne ilişkin, 19.08.2020 tarihinde yayımladığı -pandemi bahaneli- genelge de bu doğrultuda hukuk dışıdır. İçişleri Bakanlığı’nın 19.08.2020 tarihli genelgesinin iptali istemiyle dava açmış bulunmaktayız…

Siyasi iktidarın; milli günlerimize ve milli bayramlarımıza karşıt tavrına, engellemelerine ve yasaklarına sürekli şahit oluyoruz. Devletimizi, bu günlerde en üst düzeyde temsil etmesi gerekenler; kimi zaman “kulak rahatsızlığı”, kimi zaman “gribal enfeksiyon”, kimi zaman da “bel fıtığı” gerekçeleriyle(!) kutlamalara katılmadı(!), katılamadı(!) Bunun ötesinde, hepimizin gururla ve coşkuyla katıldığı geleneksel programlar, bayramlar resmi izne tabi tutularak kısıtlandı…

Şimdi de Covid-19 salgını bahanesiyle, 30 Ağustos Büyük Zafer Bayramımız yasaklanmaktadır. 15 Temmuz kutlamalarını; Ayasofya’nın ibadete açılışını; milyonlarca öğrencinin kapalı sınıflarda girdiği lise-üniversite sınavını “endişe etmeyin!” diyerek yapan; işçileri sağlıksız ortamlarda çalıştıran, plajları, AVM’leri açan, “her şey kontrol altında, pandemiyi yendik, dünyaya örnek olduk” diyerek, hayatın normale döndüğünü ilan edenler; söz konusu, milli bayramlarımız olduğunda, pandemiye adeta sığınarak; bu salgını, milli günlerimizin kutlanmasının yasaklanmasına kılıf olarak kullanmaktalar…

Bu hukuk dışı ve Anayasaya aykırı yasaklamayı kabul etmiyoruz… 30 Ağustos Zafer Bayramı; Büyük Atatürk’ün planladığı, cephede bizzat komuta ettiği ve zaferle sonuçlandırdığı tarihi bir gündür. Bu zafer, Türk Milleti’nin varlık zaferidir: Emperyalist güçlerce, öz vatanından sürülmek istenen Milletimizin, yeniden var oluş destanıdır…

Tarihimiz şanlı zaferlerle doludur:

26 Ağustos 1071’de Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır.

29 Mayıs 1453’te İstanbul Fatih Sultan Mehmet’le bizim olmuştur.

Mondros ve Sevr ile Anadolu’dan sürülmek ve yok edilmek istenen, Türk Milleti; 19 Mayıs 1919’da başlayan, Milli Mücadele ve Büyük Atatürk’ün Başkomutanlığında, 1922’de kazanılan 30 Ağustos Zaferi ile Anadolu’yu sonsuza kadar yurt edinmiştir… 30 Ağustos gibi önemli, tarihi bir günün kutlanmasını yasaklamak, kısıtlamak ve engellemek hangi akla hizmettir?

Yasaklara ve baskılara karşı, mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. Çünkü, bu yasaklar; milli varlığımıza, milli kimliğimize vurulan zincirlerdir. Uydurma tarihler ve günler üretenlere de geçit vermeyeceğiz…

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulumuz; Genel Başkanımızın başkanlığında, 25 Ağustos 2020 Salı günü Afyon’da, geleneksel toplantısını gerçekleştirecektir. 26 Ağustos Çarşamba sabahı Zafer Yürüyüşünü yapacaktır. 30 Ağustos 2020 Pazar günü, ise, tüm şubelerimiz ve üyelerimiz; saat 16.00’da Atatürk Anıtları önünde hazır bulunacaktır. Şanlı zaferimizi; ay yıldızlı bayrağımızı gururla taşıyarak, anıtlara kırmızı karanfiller bırakarak, marşlarımızı söyleyerek (salgına karşı tüm kurullara uyarak, önlemlerini de alarak) kutlayacaktır. Halkımızı da bu şanlı kutlamaya davet ediyoruz…
Genel Merkez Yönetimimiz; Ankara Şubelerimizle, 30 Ağustos 2020 Pazar günü, saat 15.30’da Anıtkabir ziyaretinin ardından, Sıhhiye Zafer Anıtı önünde olacaktır…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

GENEL BAŞKANIMIZIN GÜNDEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRME RÖPORTAJI CUMHURİYET GAZETESİ’NDE

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Hüseyin Altınışık, Ayasofya’nın açılışında cumhuriyetin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e “lanet okunmasından”, yapılan hilafet çağrılarına; Mustafa Necati gibi cumhuriyet kahramanlarının adının silinmesinden milli bayramlara getirilen kısıtlamalara kadar son dönemde yaşanan Atatürk karşıtı uygulamaları Cumhuriyet’e değerlendirdi.

Yapılan bütün bu eylemlerin odak noktasında laikliğin hedef alındığına dikkat çeken Altınışık, “Hilafet çağrısının yapıldığı bir yerde laik rejim yoğun bakımda demektir. Birileri yoğun bakıma alınan laik rejimin fişini çekmek istemektedir” dedi.

Muhalefet partilerinin laikliğe yapılan saldırılara karşı “çekingen” kaldığını belirten Altınışık, cesaret çağrısı yaparak, “Demokrasiye sahip çıkmak için mücadele etmek şart” ifadelerini kullandı. ADD Genel Başkanı Altınışık, laikliğe ve Atatürk’e yapılan saldırılara ilişkin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

– Reşat Çiğiltepe, Mustafa Necati gibi Kurtuluş Savaşı kahramanlarının ve Atatürk’ün silah arkadaşlarının adı kurumlardan silinmeye başlandı. Silinen bu isimlerin yerine Atatürk’e ‘firavun’ demesiyle bilinen ve şeriat çağrıları yapan Nuri Pakdil gibi isimlerin adı verildi. Burada yapılmak istenen nedir? Bir kasıt var mıdır?

Siyasi iktidarın, zaten, Atatürk ile ve O’nun kurduğu cumhuriyet ile cumhuriyetin temel nitelikleri ile sorunlu olduğunu, her uygulamasında her söyleminde görmekteyiz. Atatürk’le ve cumhuriyetle sorunlu siyasi zihniyet; Atatürk’ün silah ve yol arkadaşlarıyla da elbette ki sorunlu olacaktır. Milli kahramanlarımız; milletimizin varlık nedenidir. Dünyada hiçbir millet; kendi varlık nedenini yok ederek, ayakta kalamaz.

Yani, bir milleti yok etmek için önce, o milletin tarihine ve o tarihi yapan milli kahramanlara saldıracaksın. Sahte ve yalan tarih oluşturacaksın. Uydurma tarihçiler üreteceksin. Bu, emperyalist bir oyundur. Türk milletinin zarar görmesinden, bölünmesinden ve parçalanmasından endişe etmekteyiz.

Bugün, milli kahramanlarımızın isimleri silinerek, kaldırılarak, cumhuriyete meydan okunmaktadır.

Reşat Çiğiltepe ve Mustafa Necati gibi milli kahramanlarımızın isimlerinin silinmesi ya da kaldırılması siyasal İslamın laik cumhuriyete meydan okumasıdır. Artık, hiç kimse hayal görmemelidir.

Bugün, hızla dini esaslara dayalı bir yönetim sistemine doğru gidilmektedir. Uygulamalara baktığınız zaman bunu görüyoruz. ADD’nin kuruluş belgesi, bizzat kurucu genel başkanımız, devrim ve demokrasi şehidimiz Prof. Dr. Muammer Aksoy’un kaleme aldığı “Laikliğe Çağrı” metnidir. ADD’nin kurucu genel başkanı ve kurucu kadroları, bu günleri görmüştür. Bu nedenle de haince katledilmişlerdir. Laiklik, tuzu kuruların ya da okuryazarların veya seçkin bir grubun meselesi değildir. Laiklik, bütün milletimizin yaşam güvencesidir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, laikliğin esasıdır. Milli kahramanlarımız Reşat Çiğiltepe ve Mustafa Necati’ye yönelik uygulamalar ve Atatürk’ün aziz hatırasına yönelik saldırılar, hiç şüphesiz, adımız gibi biliyoruz ki cumhuriyetin laiklik ilkesine yöneliktir.

NEDENİ HİLAFET SEVDASI

– Ayasofya’nın ibadete açılışı sırasında yapılan hilafet çağrılarını, Erdoğan’ın Atatürk’ü ‘ihanetle suçlamasını’ ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ‘Atatürk’e lanet okumasını’ nasıl yorumlarsınız? Hepsinin aynı zamana denk gelmesi tesadüf mü?

Bugün, Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetle hesaplaşma mücadelesi bir yıkıma dönüşmüştür. Ne acıdır ki Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, Atatürk’ün adından korkmakta, çekinmekte, imtina etmekte, alerji duymaktadır. Açık söylüyoruz: Bunun nedeni hilafet özlemidir, hilafet sevdasıdır.

Diyanet İşleri Başkanı, Atatürk’e hakaret etmekte sınır tanımayan bir zatı resmi kıyafetiyle ziyaret ederek, ona, saygılarını sunmuştur. Milli günlerde bile cuma hutbelerinden Atatürk’ün adını çıkartmıştır. Tabii ki bu uygulamaların hiçbiri tesadüf değildir. Atatürk’ün adını anmadan “tek parti dönemi” diyerek, ihanet söylemleri ve yine Atatürk’ün adını anmadan “lanet” söylemleri, Atatürk devrimi ile gizli hesaplaşmaların artık açığa çıktığının bir ispatıdır.

ADD’nin kurucu kadroları, bugünleri gördü. Bu nedenle de haince katledildi. Laiklik, tuzu kuruların ya da okuryazarların veya seçkin bir grubun meselesi değildir. Laiklik, bütün milletimizin yaşam güvencesidir.

Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümünde Ayasofya’da yaşananlar, cumhuriyetle ve onun nitelikleriyle ve en başta da laiklikle hesaplaşmanın boyutunu gözler önüne sermektedir. Türk milletine “modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri” anlatılmamıştır. Atatürk dönemi bir masal değildir.

Kimlerin hikâye ve masal anlatmaya meraklı olduğunun takdiri yüce Türk milletinindir. Adrese teslim mesajlardır. İktidara yakın yayın kuruluşlarında, basılı ve görsel medyada “Hilafet için toparlanın” çağrısı yapılmadı mı? Hilafet çağrısının yapıldığı bir yerde laik rejim yoğun bakımda demektir.

Birileri yoğun bakıma alınan laik rejimin fişini çekmek istemektedir. Ayasofya’nın ibadete açılmasının, Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yıldönümüne denk getirilmesinin tesadüf olmadığını biliyoruz.

Lozan Barış Antlaşması’nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapu senedi olarak gördüğümüz bir antlaşmanın yıldönümünde Ayasofya’da yaşananlar, cumhuriyetle ve onun nitelikleriyle ve en başta da laiklikle hesaplaşmanın boyutunu gözler önüne sermektedir.

LOZAN’A SALDIRMAK SEVR’E TARAF OLMAKTIR

– Bütün bunlar olurken 19 Mayıs, 23 Nisan gibi bayramlarımızın kutlamalarına getirilen yasakları nasıl değerlendirirsiniz? ADD için de Lozan’ın yıldönümünde, Anıtkabir girişinde, bir engelleme yaşanmıştı. Bu engellemelerin nedeni ne?

Lozan, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusudur. Bugün Türkiye’de Sevr’ciler ile Lozan’cılar arasında mücadele vardır. Lozan’a saldırmak, Sevr’e taraf olmaktır. Tarihi gerçeklerden yoksun yaratılan algı operasyonlarıyla, toplumsal bir kafa karışıklığı oluşturulmaktadır.

Algı operasyonlarının hedefinde; Lozan Barış Antlaşması vardır. Lozan’ı kaldırırsanız; geriye saltanat, hilafet, hanedanlık, ümmetçilik kalır. Yani, çökmüş, çağdışı Osmanlı sistemi kalır. Bir adım ilerisinde Sevr kalır.

Dolayısıyla; bizler, Lozan’ın ne kadar değerli bir güvence, temel olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle de Lozan’a sahip çıkıyoruz. 24 Temmuz Cuma günü; tüm yasal prosedürler gözetilerek Anıtkabir programı, çok önceden planlanmıştı. ADD ile beraber hareket eden sendika ve demokratik kitle örgütlerine bu program bilgisi iletilmişti. Ancak, saat 12.00’deki Anıtkabir programına yarım saat kala Sayın Komutan, beni arayarak; “Anıtkabir’i tadilata aldık” diyerek, programı iptal etmemizi istedi.

Bizden “hayır” cevabını alınca ve “tadilat” bahanesinin tutmayacağı anlaşılınca; bu defa da pandemi dolayısıyla, dezenfekte işlemlerinin olduğu bahanesiyle bizler, iki buçuk saat boyunca Anıtkabir önünde bekletildik. Ancak, direnerek ve kararlığımızdan geri adım atmayarak Atamızın ve O’nun yakın silah arkadaşı, Lozan Kahramanı İsmet İnönü’nün manevi huzurlarına çıkmayı başardık. Bu engellemelerin tümü, laik cumhuriyetle hesaplaşma ve onu ortadan kaldırma anlayışının işaretleridir.

Milli bayramlarımızın yasaklanması, laik cumhuriyetle hesaplaşma sürecinin ilk ciddi işaret fişeğiydi. Birileri sandı ki resmi programlarla sınırlanırsa, milli günlerimizi ve milli bayramlarımızı milletimiz unutacaktır. Tam tersi oldu. Kovid-19 salgını bile milli bayramlarımızın coşkuyla kutlanmasına engel olamadı.

En yakın örnek; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’dır. ADD öncülüğünde milletimiz, saat tam 19.19’da, balkonlarından, pencerelerinden Büyük Atatürk’e bağlılığını göstermiştir. Milletimiz; yasaklara, baskılara ve barikatlara inat milli bayramlarımıza her zamankinden daha fazla sahip çıkmakta ve ilgi göstermektedir.

– Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, “Bize 150 yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı” sözleri hangi masaldant söz ediyor olabilir?

“Bize başkalarının hikâyeleri anlatıldı” denilerek, Türk milletinin; çağdaşlaşma mücadelesi, Atatürk dönemi ve devrimler süreci, yani kuruluş süreci işaret edilmektedir. Bütün tespitlerimizin doğruluğunu bu söylem teyit etmektedir. Türk milletine “modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri” anlatılmamıştır.

Örneğin, bizler, Atatürk’ün liderliğinde emperyalizme karşı verilen ve bütün dünyanın saygıyla örnek aldığı bir Milli Mücadele sürecini öğrenerek, yetiştik. Bu, öz ve öz Türk milletinin yarattığı bir destandır.

Bu destanın lideri, büyük devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Çağdaşlaşma mücadelesi, Atatürk dönemi bir masal ya da hikâye değildir. Kimlerin hikâye ve masal anlatmaya meraklı olduğunun takdirini yüce Türk milletine bırakıyoruz.

ANAYASA TASLAĞI YAPACAĞIZ

– Bu hamlelere karşı Atatürk değerleri savunulabiliyor mu? Sizler kendi çalışmalarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonra artan bu ‘gericilik’ faaliyetleriyle nasıl mücadele etmeyi düşünüyorsunuz?

Bizler, anayasa ile güvence altına alınan Atatürk devriminin, devrim kanunlarının ve cumhuriyetin dayandığı ilkelerin savunucusu, bir büyük demokratik kitle örgütüyüz. En büyük talebimiz; parlamenter demokratik sisteme yeniden dönülmesidir. Bu doğrultuda; ADD, bir anayasa taslağı hazırlayarak, siyasi partilerle ve milletimizle paylaşacaktır. ADD, tüm örgütü ve üyeleriyle büyük bir özveriyle çalışmaktadır.

Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yıldönümünde; şubelerimizin kapılarının önüne barikatlar kuruldu. Neredeyse, sokağa adım atmamıza bile izin verilmedi. Oysa, aynı gün İstanbul’da Ayasofya’ya çıkan yollarda, sokaklarda binlerce kişi hiçbir engelle karşılaşmadan “Hilafet isteriz” diye bağırarak, özgürce yürüyebilmiştir. Bu fotoğraf neyi anlatmaktadır? İşte, biz bu fotoğrafın bütün ayrıntılarını çok iyi okuduk. Tehlikenin farkında olmak yeterli değildir. Demokrasiye sahip çıkmak için mücadele etmek şarttır.

Türlü bahanelerle etkinliklerimiz engellenmeye çalışıldı. Ancak; yılmadık, susmadık, mücadelemizi sürdürdük. Bundan sonra da Büyük Atatürk’ün manevi liderliğinde; kurucu genel başkanımız, devrim ve demokrasi şehidimiz Prof. Dr. Muammer Aksoy’un kuruluş hedeflerine uygun olarak yolumuza devam edeceğiz.

MUHALEFET YETERSİZ

– Muhalefet partileri Atatürk’ün mirasını savunmakta yeterli mi?

Üzülerek söylüyorum ki hayır. “Laiklik tehlikede değildir” diyen muhalefet anlayışı büyük yanlış içerisindedir. “Laiklik ve Atatürk dersek, oy kaybederiz” demek yanlışın en büyüğüdür. Çoğunlukla, muhalefet bu büyük yanlış içerisine sıkışmıştır. Geçmişte “çarşaf açılımı” yapılarak oy alınamadığı gibi bugün de “Laiklik tehlikede değildir” söylemiyle oy artışı sağlamak mümkün değildir. İktidar, Atatürk karşıtlığına odaklanırken; beklentimiz, muhalefetin;

Atatürk devrimine ve cumhuriyetin temel niteliklerine daha güçlü, daha bilinçli, daha yürekli, içtenlikle ve samimiyetle sahip çıkmasıdır. Yani muhalefetin utangaç ve zayıf laiklik savunmasından vazgeçme zamanı gelmiştir.

ŞİDDETE TARAF OLANLARI İYİ TANIYORUZ!

“Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan İstanbul Sözleşmesi, yürürlüğe girişinden altı yıl sonra; üstelik kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin hızla arttığı bir dönemde, “kaldırılsın, feshedilsin, aile kurumunu yıkıyor” gibi söylemlerle çok yönlü saldırı altındadır.

Biz bu saldırının ne anlama geldiğini, saldırganların özellikle son dönemdeki eylem, uygulama ve söylemleriyle ne demek istediğini çok iyi biliyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’ne saldıranlar siyasi olarak diyorlar ki;

Biz, Atatürk Devrimi’ne, Cumhuriyet rejimine, laikliğe, demokrasiye ve çağdaşlığa karşıyız!

İstanbul Sözleşmesi’ne saldıranlar hukuki olarak diyorlar ki:

Biz, ilk imzalayan ve onaylayan devlet olsak da, yürürlüğe soksak da, uluslararası hukuka karşıyız!
Biz, kadın erkek eşitliğine karşıyız!
Biz, kadının birey olarak görülmesine karşıyız!
Biz, sözleşmedeki fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal şiddet her tür şiddetle mücadeleye, bu konudaki “Önleme, Koruma, Kovuşturma ve Destek Politikaları”na karşıyız!
Biz, sözleşmedeki şiddetle mücadeledeki bağımsız izleme mekanizmasına, bunun yaptırım gücüne ve bağlayıcılığına karşıyız!
Biz, devletin kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek ve bununla mücadele etmek için devlet çapında etkili, kapsamlı ve birbiriyle uyumlu politikalar uygulama yükümlülüğü altına girmesine karşıyız!

İstanbul Sözleşmesi’ne saldıranlar esas olarak diyorlar ki:

Biz, çağdaş dünya ve hukukla bağların kopartılmasından yanayız.
Biz, şeriat hükümlerinin hiç tartışılmadan uygulanmasından yanayız.
Biz kadınlara şiddetten, insan haklarını ihlalden yanayız. Elimizi, kolumuzu bağlamayın!

Biz diyoruz ki:

Kadın-erkek eşitliği için büyük işlere imza atan Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gidenler olarak,  kadını birey olarak görmeyen zihniyetin söylemlerinden kaygılıyız.

Kadına yönelik şiddet açık-tartışmasız bir insan hakları ihlalidir. Çağdışıdır.

Bu insan hakları ihlalinin önlenmesi açısından İstanbul Sözleşmesi büyük bir önem taşımaktadır. Demokrasiye ve kadınların kazanılmış haklarına sahip çıkmaya, geri adım atmamaya ve hukuki eşitliğin yaşama geçmesini sağlamak için mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız.

Siyasal İslamcı, gerici kadronun ağıza alınmayacak ifade ve iddialarla saldırdığı İstanbul Sözleşmesi’nin, “ama”sız, “fakat”sız yani eksiksiz uygulanmasını istiyoruz.

Konunun tarafı ve takipçisiyiz.

Top