Şubelerden Haberler Listesi

16. OLAĞAN GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRGESİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

16. OLAĞAN GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRGESİ
Dünyanın en büyük Demokratik Kitle Örgütü olan, Atatürkçü Düşünce Derneği‘nin
(ADD) 16.Olağan Genel Kurulu 25-26 Eylül 2021 tarihinde Ankara ODTÜ Mezunlar
Derneği, Vişnelik Tesislerinde delegelerin ve üyelerin coşkulu katılımı ile
gerçekleştirilmiştir.
16.Olağan Genel Kurulumuz çok anlamlı bir tarihe denk gelmiştir. 26 Eylül 2021,
bundan tam 89 yıl önce yapılan Türk Dil Kurultayı ile Dil Devrimine adım atıldı. Dil Devrimi
ile dilimiz güzelleşti, gelişti. Dilimiz ve ufkumuz özgürleşti. Dilimiz Ulusal bütünlüğümüzün
çimentosudur.
Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki; ‘’ülkesini ve yüksek istiklalini
bilen Türk Milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.’’ Bu bilinçle,
ADD 16. Olağan Genel Kurulu olarak dilimize, kimliğimize, vatanımızın bölünmez
bütünlüğüne, üniter, laik, demokrat ve sosyal devlet anlayışına bir kez daha bir bütün
olarak ısrarla sahip çıktığımızı ilan ediyor, ve Dil Bayramımızı kutluyoruz.
100. yılında Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini ve düşüncelerini yeniden hayata
geçirmek için başta ADD’nin tüm üyeleri olmak üzere, Atatürk’e, laik ve Cumhuriyete
inanan yurttaşlarımıza tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Son yirmi yılda uygulanan,
emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden neo-liberal politikalar ve din sömürüsüne dayanan
‘’siyasallaştırılmış islam’’ anlayışı ülkemizi adım adım Üniter, Laik, Halkçı ve Kamucu
anlayıştan uzaklaştırırken, toplumsal kutuplaştırmayı da arttırmıştır.
Bu nedenle, 2023’de Cumhuriyetimizin 100. Yılına girerken Atatürk Cumhuriyeti
kurumlarının yeniden inşası için başta, ADD üyeleri olmak üzere 16. Olağan Genel Genel
Kurulunda başta seçilen yeni yönetim kuruluna ve adaylık yarışına katılan tüm üyelerimize
büyük ve tarihi bir sorumluluk düşmektedir.
Çünkü, büyük özverilerle hayata geçirilen Cumhuriyet Devrimleri ve Kurumları yok
edilirken ülkemizin maddi varlıkları ve doğası büyük bir talana ekonomik ve ekolojik
yıkıma uğramaktadır.
Bunun neticesinde üretim ekonomisi çökmüş, Tarımda ve sanayide dışa bağımlılık
artmış işsiz sayısı, gençlerin barınma sorunları, eğitim sisteminde bilimsel, laik, karma
eğitimden uzaklaşıp, yazboza dönen tutarsızlık, kadın ve iş cinayetleri, çocuk istismarı,
vahşi emek sömürüsü artmıştır. Atatürk’ün “Üreten köylü milletin efendisidir” sözü

tarihimize geçmişken, bugün Köyler mahalle üreten köylüyü ise tüketici durumuna
getirilmiş, büyük bir çıkmazın ve yoksulluğun pençesinde sahipsiz bırakılmıştır.
2020 yılı başlarına, tüm Dünya’yı etkisi altına alan Covid-19 salgınıyla birlikte
ülkemiz ekonomisi ve sağlık sistemi çok olumsuz etkilenmiştir. Başta fedakar sağlık
çalışanlarımız olmak üzere bir çok yurttaşımız hayatını kaybetmiş ve kaybetmeye devam
etmektedir. Atatürk’ün kurduğu Refik SAYDAM Hıfzıssıha Enstitüsü ve Aşı Birimleri
kapatılarak ülkemiz birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da dışa bağımlı hale
getirilmiştir. Ülkemiz, son 20 yılda izlenen yanlış ve özelleştirmeci sağlık politikalarının
etkisiyle bu olumsuz sarmalda büyük acılar ve sıkıntılar yaşamaktadır.
Ülke olarak yaşadığımız bu süreç, toplumdaki ayrışma ve kutuplaşma
emperyalizmin amaçlarına hizmet etmektedir. Afganistan‘da yaşanan gelişmelerle Dünya
Atatürk’ü yeniden keşfederken, bir kez daha Atatürk Devrim ve İlkeleri ( Cumhuriyetçilik,
Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik) mazlum milletler için yol gösterici
olmuştur. Atamızın; ‘’ Yurtta barış, dünya da barış’’ sözleriyle bir kez daha dünyada
refahın ve barışın sağlanabileceği anlaşılmıştır.
2010 referandumu ile yapılan sivil darbe ile, Ergenekon, balyoz ve benzer
kumpaslarla TSK’dan Atatürkçü kadroları tasfiye edilmiş, hapislerde ve hastanelerde
ölümler ve toplumsal acılar yaşanmıştır. 2016 da ise, FETÖ darbe girişimi sonrası
dayatılan OHAL koşullarında ve mühürsüz oylarla yapılan 2017 Cumhurbaşkanlığı
Hükumet Sistemi (tek adam) Referandumu ile Kurtuluş savaşımızın Karargahı halkımızın
kayıtsız, şartsız egemenliğini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) etkisiz hale
getirilmiştir.
Son gelişmeler göstermektedir ki, ortaçağ karanlığını temsil eden gericilik, bütün
dünyada kan kaybettiği gibi, ülkemizde de “siyasallaştırılmış islam” Atatürk
Cumhuriyeti’nin karşısında kaybetmiştir.
Sonuçta, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının gönlündeki cumhuriyet kaleleri
yıkılmamış, aksine büyük bir uyanış başlamıştır.
ADD’nin Merkez Genel Kurulu olarak yeni yönetimi, şubeleri, temsilcilikleri ve tüm
üyeleri ile birlikte bu uyanışa öncülük ederek çağdaş, üniter, laik, demokratik ve sosyal
hukuk devletini, tüm kurumlarıyla yeniden ayağa kaldırmaya Atatürk Cumhuriyetini
yeniden hayata geçirmeye ant içtiğini Türkiye’ye ve tüm Dünya’ya duyurmaktadır.
Çare ATATÜRK DEVRİM VE İLKELERİNDE, Çare TÜRK HALKININ İRADESİNDE…
YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ
YAŞASIN ATATÜRK DEVRİM VE İLKELERİ…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
16. OLAĞAN GENEL KURUL DELEGELERİ

Derneğimizin yeni yönetimi belli oldu.

25-26 Eylül tarihinde yapılan Genel Kurul sonrası ilk toplantısını 2 Ekim 2021 günü yapan Genel Yönetim Kurulumuz kendi arasında görev dağılımını yaptı.

Derneğimiz Genel Başkanlığına oybirliği ile Mustafa Hüsnü Bozkurt seçilirken, Genel Başkan Yardımcılıklarına ise Tolga Kale, Ayhan Yalçınkaya, Şengül Can, Altınok Öz, Sefa Yenice oybirliği ile seçildiler.

Yeni Genel Sekreterimiz ise oybirliği ile Namık Havutça oldu. Yardımcılıklarına da Güler Akıncı, Necmi Akyalçın, Aslıhan Ateş ve Arif Güvenir getirildiler.

Genel Saymanlığa ise Basri Gürsoy, yardımcılıklarına da Taylan Devrim Ercan ve Haydar Murat Topçu getirildi.

Genel Denetleme Kurulu Başkanı Nihat Çetin, Genel Denetleme Kurulu Başkan Yardımcısı da Kemal Arslan oldu.

Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığına Halis Uluç Gürkan, Başkan Yardımcılığına Yusuf Kadıoğlu, Yazmanlığa ise Veli Demir seçildiler.

Genel Yönetim Kurulu Üyelerimizin listesine https://add.org.tr/genel-yonetim-kurulu/

Genel Denetleme Kurulu Üyelerimizin listesine https://add.org.tr/genel-denetleme-kurulu/

Yüksek Disiplin Kurulu Üyelerimizin listesine de https://add.org.tr/genel-disiplin-kurulu/

adreslerinden ulaşılabilir.

ADD ÖZEL GAZİ AYŞE ALTINTAŞ KIZ ÖĞRENCİ YURDU YENİ DÖNEM KAYITLARINI BEKLİYOR

Yurdumuz Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermektedir.

Atatürkçü Düşünce Derneği Özel Gazi Ayşe Altıntaş Yükseköğrenim Kız Öğrenci Yurdumuzun kapasitesi:

Öğrencilerimizin rahat etmeleri düşünülerek yatak sayısı 62 ile sınırlı tutulmuş olan yurdumuz, konforlu, güvenli ve sıcak bir aile ortamı sağlamak suretiyle gençlerimize geleceğe güvenle hazırlanacakları bir ortam sunmaktadır.

Yurdumuz, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlı, toplumsal sorumluluğunun bilincinde, üretken, araştırmacı, ülke ve toplum sorunlarına duyarlı gençlerimizin yetişmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.

YURDUN FİZİKİ DURUMU VE DONANIMLARI

Yurt binası Deprem Yönetmeliğine uygun olarak inşa edilmiş (bodrum + zemin + yedi oda katı) 9 kata; 2’şer ve 3’şer kişilik 28 odaya sahip olup, toplam 62 yatak kapasitelidir.

Ortak kullanım alanlarında sığınak, çamaşırhane, yemekhane, çok amaçlı salon, ziyaretçi ve bekleme salonu, etüt odası, kütüphane ve revir bulunmaktadır.

Bodrum katta jeneratör ve su depoları mevcuttur.

YURT ODALARI

Modern döşenmiş bir kısmı deniz manzaralı odalarımızda her bir öğrenci için bazalı ortopedik yatak, uyku seti takımı, iki kapaklı giysi dolabı, komodin, çalışma sandalyesi ve koltuğu, çok raflı kitaplık ile sıcak-soğuk havalandırmalı klima, kablolu-kablosuz internet, 24 saat sıcak sağlayan termosifon, banyo ve tuvalet bulunmaktadır.

GÜVENLİK

Yurdun güvenliği bina içi ve dışındaki kapalı devre kamera sistemi ile sağlanmakta olup, yurda giriş-çıkış 7 gün 24 saat nöbet hizmeti veren yönetim memurlarının etkin kontrolü ile sağlanmaktadır.

YANGINA KARŞI ÖNLEMLER

Binamızda Yangın Yönetmeliğine uygun fiziki alt yapı ile gerekli diğer donanımlar (çift yangın merdiveni, bariyerli yangın kapıları, yangın tüpleri, vana ve hortumları, su deposu, yangın ikaz levhaları v.b.) yanında, binanın ortak kullanım alanlarında, kat koridorlarında ve tüm odalarda ortama uygun ısıya ve/veya, dumana duyarlı dedektörlere sahip yangın algılama ve ihbar sistemi bulunmaktadır.

ISINMA

Yurdumuzun ısıtılması ortak kullanım alanları ile odalarda bulunan klima sistemiyle sağlanmaktadır.

TEMİZLİK

Öğrenci odalarının ve ortak kullanım alanlarının temizliği görevli personel tarafından sürekli ve düzenli olarak yapılmaktadır.

VERİLEN HİZMETLER:

1-Kahvaltı +Akşam Yemeği

Yurt ücretinin içinde olmak üzere öğrencilere açık büfe kahvaltı hizmeti verilmektedir. Kurum olarak öğrencinin beslenmesinde kahvaltı ve yemek kalitesinin önemli olduğunun bilinci içerisinde en iyi yemek firmalarından hizmet alımı sağlanmaya çalışılmaktadır.

Öğrenciler, odalarındaki banyolarda bulunan elektrikli termosifonlarla 24 saat sıcak sudan yararlanabilmektedir.

3-Kablosuz sınırsız internet hizmeti:

Öğrencilere yurdun her bölümünde 24 saat yararlanabilecekleri ücretsiz internet hizmeti
sağlanmaktadır.

4- Çamaşır ve ütü:

Öğrencilere – ücretsiz olarak – kendi çamaşırlarını yıkama, kurutma ve ütüleme olanağı sunulmaktadır.

2021-2022 ÖĞRETİM YILI ODA ÜCRETLERİ

ODA TİPİ

YILLIK TOPLAM ÜCRET

DEPOZİTO

1. TİP (2 KİŞİLİK )

Yıllık Toplam Tutar 23.500,00 TL

Depozito 2350,00 TL

2. TİP ( 2 KİŞİLİK )

Yıllık Toplam Tutar 21.000,00 TL

Depozito 2100,00 TL

3. TİP ( 3 KİŞİLİK )

Yıllık Toplam Tutar 18.750,00 TL

Depozito 1875,00 TL

NOT: Öğrenci velisi ile sözleşme yıllık toplam ücret üzerinden yapılmaktadır.
Öğrenci velisiyle yapılan planlama ile on ay (1 Eylül -1 Temmuz arasında) içinde aylık ödenmesi sağlanmaktadır.

İLETİŞİM:

Ünvanı: Atatürkçü Düşünce Derneği İktisadi İşletmesi Konak Şubesi Özel Gazi Ayşe Altıntaş Yükseköğrenim Kız Yurdu

Telefon : 0 ( 232 ) 250 02 11

Belgegeçer : 0 ( 232 ) 256 02 11

Web adresi : addaysealtintasyurdu.com

E-Mail : [email protected]

Adres : Eşrefpaşa Cad. No: 267 Konak -İZMİR

Yurt Müdürü : Tuba AKYOL

GSM : 0535 942 02 00

2- Sıcak Su:

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 106’ncı Yıl dönümü

Emperyalistlerin, yenilmiş, gururu kırılmış bir biçimde ve hayâllerini denize gömerek Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldıkları “Çanakkale Deniz Zaferi”nin 106’ncı yıl dönümündeyiz.
18 Mart 1915 tarihinde Cevat Paşa’lar, Yzb. Nazmi’ler, Yzb. Hakkı’lar, Seyit Onbaşı’lar emperyalistlerin deniz saldırısını püskürtmüş ve Çanakkale Boğazı’nı geçilmez kılmışlardı. 25 Nisan 1915’te başlayan kara savaşlarında ise Yarbay Mustafa Kemal, yurdun dört bir bucağından kopup gelmiş ve teyemmüm abdesti alarak, kefen gömleği giymiş olan vatan evlatlarıyla birlikte 261 rakımlı tepede, Conkbayırı’nda, Arıburnu’nda ve Anafartalar’da destansı bir mücadele vermek suretiyle Çanakale’yi karadan da geçilmez kılmışlardı.
Dökülen kan ve verilen canlarla tarihin sayfalarına kazınmış olan bu mücadele, Türk’ün onur, gurur, namus ve bağımsızlığını kurtarmak için verilmiş, ona Osmanlı’nın son dönemlerinden itbaren arayışı sürdürülen ve tarihsel kökeni milat öncesine uzanan öz benliğine, Türk kimliğine kavuşacağı günlerin zeminini hazırlamıştır.
Çanakkale Zaferi, şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın benzetmesiyle, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde, yine emperyalistlere karşı verilen ve üç yıl, üç ay, yirmi iki gün devam eden Milli Mücadele’den sonra, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu yeni devletin “önsözü”dür.
Danıştay’ın, Devlet Madalyaları’ndan Atatürk kabartmalarının çıkarılmasını, ayrıca 1933’ten beri ilköğretim öğrencileri tarafından okunan, bizim de göğsümüzü kabartarak okuduğumuz ve herhangi bir etnisiteye vurgu yapmayan, salt Türk çocuğuna soylu geçmişini, bugün takınması gereken tutum ve davranışları anımsatan ve onun geleceğine ilişkin yön belirlemesi yapan “Andımızın” kaldırılmasını kararlaştırdığı bugünler – ne yazık ki – geniş kitlelerin “18 Mart Çanakkale Zaferi” coşkusuna gölge düşürmektedir.
Ancak gölgeler geçici olup, düştükleri yerleri er ya da geç terk ederler. Ayrıca kan akıtıp, bedel ödenerek yazılan tarih sayfalarını ve o tarihi yapanları sürgit gölgelemenin de tarih bilinci ışıdıkça olanaksız olduğu bilinmelidir.
Sürdürülmekte olan yersiz ve gereksiz çabalar yüreklerimizi sıkıştırmış olsa da, “Çanakkale Deniz Zaferi”nin 106’ncı yıldönümündeki gurur coşkunuzu paylaşıyor, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Çanakkale’yi denizden ve karadan geçilmez kılıp, şehit düşen tüm “Çılgın Türklerin” anıları önünde saygı ile eğiliyor, onlara Allah’tan rahmet diliyoruz.

Doç. Dr. İhsan Tayhani
18 Mart, 2021 / Lefke

ÇANAKKALE, YENİ TÜRKİYE’NİN ÖN SÖZÜ

Bundan 106 yıl önce Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde Çanakkale’yi
“Geçilmez” kılan Türk Ulusu, emperyalizme karşı büyük onurlu direnişi ile dünya tarihinde
yerini almıştır.
Çanakkale Zaferi; emperyalist güçlerin tüm planlarının bozulduğu, dünyaya,
Anadolu topraklarında kurulacak bağımsız bir ülkenin, küllerinden yeniden doğacak bir
ulusun, büyük bir devrimin işaret fişeğidir…
Çanakkale Zaferi; Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü dünya tarihine
kazandıran, emperyalizmin dünyada karşılaştığı en büyük direnişin adıdır.
Bir ulusun dönmeyi hiç düşünmeden bağımsızlığa yürüyüşünün destanı, yepyeni bir
devletin, Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür Çanakkale…
106 yıl önce Çanakkale’den yükselen Tam Bağımsızlık utkusu; Büyük Devrimci Gazi
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde kurulan Ulus Devlet, Demokratik Laik Türkiye
Cumhuriyeti ile taçlanmıştır.
Bugün bu ülkeyi yönetenler, Çanakkale’de, Ulusal Kurtuluş Savaşında
bağımsızlığımız için can verenlerin kemiklerini sızlatıyor, ülkemizi her şeyiyle parsel parsel
satıyorlar, yağmalıyorlar.
Bugün emperyalist güçler, planlarını bozan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve Türk
Ulusundan maşası olmuş iktidarlar eliyle intikam alıyor, dün bozulan planlarını bugün
yeniden hayata geçiriyorlar. Dün Çanakkale’yi geçemeyenler, bugün memleketimizin
bağrına çökmüş semiriyorlar…
İşbirlikçi iktidarlar nedeniyle yok olmaya yüz tutan bağımsızlığımızı geri
kazanmamızın tek yolu, yeniden demokratik parlamenter düzene geçmektir.
Tek adam yönetimi, Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti için en büyük tehdittir.
Atatürkçü Düşünce Derneği, siyasi erki elinde tutanların gaflet, dalalet ve hatta
ihanet içinde olmalarının karşısında vermekte olduğu onurlu savaşımdan dönmeyi bir an
bile düşünmemiştir, düşünmeyecektir.

Ülkesine, ulusuna bağlılığını çocuk yaştan her sabah and içerek ifade edenlerin,
ülkesine, ulusuna ihanet edenlerin karşısında onurlu direnişleri hiç durmaksızın
sürecektir.
O and, Atatürk Cumhuriyeti’ni yeniden inşa edecek gücün kaynağıdır. İktidarın
“Andımız” a düşmanlığı bundandır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihini canlarıyla, kanlarıyla yazanların torunlarının, o
tarihin siyasi çıkarlar uğruna yok edilmesine sessiz kalacağını sananlar çok yanılıyorlar.
Atatürkçü Düşünce Derneği; Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün açtığı yolda,
gösterdiği hedefe durmadan ve azimle yürümektedir… Bu böyle biline!

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

CUMHURİYET KADINI YENİLMEYECEK!

8 Mart’ta kutlanan ve Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan bu özel gün, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. Neydi anlamı? 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başlamış, polis işçilere müdahale ederek onları fabrikada kilitlemiş, çıkan yangın sonucu 129 kadın yanarak ölmüştür. Ölen bu kadınların anısına 1910 yılında 8 Mart gününün Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasına karar verilmiştir.
Ülkemizde Kadınlar Günü ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 1921 yılında kabul edilmiş, ancak yaygın olarak 1975 yılında, 1984 yılından sonra da her yıl kutlanmaya başlanmıştır.
Peki, o günden bu güne kadınlarımızın toplumdaki yeri, statüsü, hakları açısından ne değişmiştir? Töre cinayetleri, kadına yönelik gasp, tecavüz, şiddette azalma mı olmuştur? Yılda bir defa sekiz Martı kutlamak, kadınlara övgüler yağdırmak, sözler vermek ne işe yaramıştır? Sokaktaki adama 8 Martın ne anlama geldiğini soralım. Ne anasına, ne eşine, ne kızına saygısı olmayan, sadece kadını yemek yapan, evini temizleyen ve çocuk doğuran cinsel bir meta olarak gören anlayış size ne cevap verebilir ki? Ya kadınlarımız! Emeği sömürülen, itilen kakılan dövülen, şiddete maruz bırakılan üstüne kuma getirilen, tecavüz edilen kadınlarımız 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününden ne anlar. Korkusundan şikâyet edemez, hakkını bile arayamaz. Kocandır döver de sever de zihniyetinin baskın olduğu bir toplumda çaresizdir kadın. Nazım’ın dizelerinde, sofradaki yeri öküzümüzden sonra gelen, Duygu Asena’ya göre; adı olmayan kadınlarımız.
Kadını eve kapatan, en az üç çocuk isteği ile iş hayatından uzaklaştırmak isteyen, hamile kadının sokağa çıkmasını haram gören, kız çocuklarına eğitim yolunu kapatan, çocuk gelinleri meşrulaştıran, üniversite öğrencilerini kızlı- erkekli diye ayrıştırıp namus kavramını dejenere eden, kadın erkek eşitliğine kadının fıtratında eşitlik yoktur diyerek karşı çıkanlardan kadını sömürmeye dur diyecek, kadına uygulanan şiddeti ortadan kaldıracak çalışmaları yapmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Tanrı karşısında herkesin eşit olmasına karşın, erkek hegemonyasının ağır bastığı bir dünyada yaşamaya itilmiştir Türk kadını. Gelenekler, görenekler, inançlar, kültür ve eğitim yetersizliği nedeniyle hep geride bırakılmış ve korunmaya muhtaç olarak görülmüştür. Türk kadınları ancak Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte toplumsal ve siyasal haklarına yasal olarak kavuşabilmişlerdir. Ülkemiz Atatürk’ün ölümünden sonra kadın hakları açısından uygulanan yanlış politikalar yüzünden ne yazık ki gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmıştır. Bütün bunlara rağmen kadınlarımız bu gün sahip oldukları hakları korumak ve geliştirmek adına iyi bir sınav veremiyorlar. Çünkü Mustafa Kemal tarafından hazır verilen bu hakları elde etmek adına, diğer ülkelerde olduğu gibi büyük savaşlar ve emekler vermedikleri için bu haklara yeterince sahip çıkamıyorlar. Bugün kadınlarımızın bir kısmının kendi özgürlük ve hakları için birleşmek, mücadele etmek yerine gezme tozma, pasta börek yapma, dedikodu, diziler oyalandığını kısaca popüler kültürün etkisi altında bırakıldığını, ruh ve fikir itibarı ile Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki Türk kadını rolünden uzaklaştırıldığını söylemek pek de haksızlık olmaz. Aksi takdirde bu gün kadına yönelik şiddet, tecavüz, sömürü ve haksızlıklara karşı bir teslimiyet içinde seyirci kalabilir miydi?
Kadının bedeni üzerinden tanımlanan ‘namus’ kavramına değil, ‘onur’ kavramına odaklanamadığımız sürece, insanı insan yapan değerlerin çok gerisinde kalacağımız kesindir. Kadına nasıl davranıldığı, insana verilen önem ve değerin göstergesi olduğu kadar, demokrasinin ulaştığı düzeyin de göstergesidir. Namusu sadece kadın üzerinden tanımlayanlar, namusun insanın beyninde ve vicdanında olduğunu unutmuş görünmektedirler. Her türlü pis ilişkilerin içinde olan, devleti soyan, vurgun yapan, yalan ve iftira atan, rüşvet alan, yolsuzlukta sınır tanımayan, vatanını parçalamak isteyen, ihanet eden insanları namuslu saymak olanaksızdır. Bugün siyasi gücü ellerinde bulunduranlar ve namus bekçiliğine soyunanlar, güç ellerinden gittiği zaman, tüm namussuzluklarıyla çırılçıplak kalacaklardır.
İleri demokrasi diyerek, laik cumhuriyetin değerlerinden uzaklaşıldıkça, kadının mağduriyetinin arttığı görülmektedir. Kadınlar üzerindeki her türlü sömürü ve baskıya son verecek, kadının toplumsal ve siyasal yaşama etkin bir şekilde katılmasının yolunu açacak olan demokrasi mücadelesidir. Mücadele kadınlar için eşitliğin ve özgür gelişmenin yolunu açacaktır. Kadınlarımızın Kurtuluş savaşında erkeğiyle omuz omuza mücadele etmesine neden olan ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında sahip oldukları o ruh ve gücü yeniden keşfedeceğine inanıyor, tüm emekçi kadınlarımızın günü kutlu olsun diyoruz.

Doç.Dr Kezban KURAN
Atatürkçü Düşünce Derneği
Antakya Şube Başkanı

8 MART KAPİTALİZME KARŞI DİRENİŞİN SİMGESİDİR

1857 yılında 120 işçi kadının yanarak ölmesiyle tarihe büyük bir emek
mücadelesinin anma günü olarak geçen 8 Mart, Clara Zetkin ve onun gibi emek veren tüm
kadınların uzun süren mücadeleleri sonunda dünyada özellikle kadın emeğinin
sömürüsüne karşı direnişin simgesi haline gelmiştir.
1977 yılında BM tarafından “Emek” kelimesi çıkarılarak “Dünya Kadınlar Günü”
haline getirilen 8 Mart; bir “kutlama” günü değil; Kadınların yüzyıllar süren emek
mücadelesinin, kazançlarının, kayıplarının, sadece sermayenin değil, geleneklerin,
törelerin, siyasetin kadını nasıl sömürdüğünün konuşulacağı bir “anma” günüdür.
Ülkemizde bu gün “Kadın”dan, “Kadın emeği”nden söz edebiliyor olmamızı,
“Kadının işgücü olarak üretime katılması, toplumsal yaşamda hak ettiği yerde
bulunması, sadece bireysel değil toplumsal gelişimin, çağdaş ve ileri bir toplum
olabilmenin en temel unsurudur.” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu, Laik
Cumhuriyet’e borçlu olduğumuzu hiç unutmamalıyız.
Bu gün, emeği ile önemli ölçüde artı değer yaratan kadınlarımızın, iktidarın algı
yönetimi politikaları ve laiklik karşıtı uygulamaları ile toplum içindeki yerinin nasıl hızla
değiştiğinin, Cumhuriyet ile kazandıklarını nasıl ve neden kaybettiklerinin konuşulması
gerekir.
Özelleştirmelerle devletin küçülmesi, işgücü piyasasındaki esneklik gibi sermayenin
desteklediği politikalar nedeniyle çalışma şartları gittikçe kötüleşen kadınımızın İktidarın
“kadının aile ile var olduğu” anlayışı ile kadınlar için getirdiği belirli süreli istihdam, kısmi
süreli çalışma ve esnek çalışma sistemi; üretim sürecini parçalayarak, taşeron sisteminin
kök saldığı sistemde, kadın emeğinin ucuz ve güvencesiz iş gücü haline dönüşme oranını
arttırmıştır.
Anayasa’nın 50. maddesi kadının çalışma şartları açısından korunmasını
hükmederken, kadını hayatın her alanında ikincil gören iktidarın yol açtığı yıkımın
onarılması ancak emekten yana politikalar üretilip uygulanması ile olanaklıdır.

Cumhuriyetimizin 100. yılına gelirken Çağdaş ve Demokratik bir devlet olabilmek
için yapılması gereken; eğitim sisteminin yeniden Atatürkçü Düşünce Sistemi
doğrultusunda yapılandırılması, toplumsal anlayışın kadına yönelik tüm olumsuzlukların
ortadan kaldırılması doğrultusunda şekillendirilmesidir. Kadın emeğinin sömürülmeden
üretime katılması sağlanmalı, insanca çalışma şartlarının kalıcı kılınması için gerekli
düzenlemeler yapılmalı, denetim ve kontrol mekanizmaları çalıştırılarak uygulamaların
hayata geçmesi sağlanmalıdır ancak, mevcut iktidarın bu anlamda samimi hiçbir çabasının
olmadığı, yaşananlarla açıkça ortadadır. Uygulamalar, iktidarın kadına bakış açısı
göstermektedir. Onların dünyasında kadın ikinci sınıftır. Kadın haklarıyla birlikte
Cumhuriyetimizin temel değerleri de aşındırılmaktadır.
Atatürkçü Düşünce Derneği;
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda en ön saflarda savaşan, Türk Devrimini ödünsüzce
savunan, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün gösterdiği Tam Bağımsızlık hedefine kararlı bir
şekilde yürüyen Türk Kadının emeğinin sömürülmesine, her türlü şiddete maruz
kalmasına, kadını “yok” sayan zihniyetlere, sessiz kalmamıştır, kalmayacaktır.
Kadını “yok” sayan bir anlayışı bu ülkeye egemen kılmaya çalışanlara Mustafa
Kemal ATATÜRK’ün
“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşmaktadır.
Mümkün müdür ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine aldırış etmeyelim de
kitlenin tümü ilerleme onuruna erişebilsin. Mümkün müdür ki, bir topluluğun yansı
topraklara zincirle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Kuşku yok, ilerleme
adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve
yenilik alanında birlikte yol almak gereklidir. Böyle olursa inkılâp başarılı olur.”
sözlerini hatırlatıyoruz.
Laik Cumhuriyet rejimi ile var olan, “Çağdaş, eşit yurttaş” kimliği, Türk Kadınlarının
vazgeçilmezidir. İktidar eliyle toplumda yaratılan cinsiyet ayrımcılığı, kadınların ayağındaki
prangadır. Cumhuriyet ile özgürleşen kadın, bugün yeniden yok edilmenin kıyısına
gelmiştir.
Çağdaş Türk Kadını, emeğinin ve kimliğinin sömürülmesi karşısında direnmeye
devam edecektir. Bu uğurda savaşım veren, Tam Bağımsız bir ülke, daha iyi bir dünya
kurmak için çaba harcayan tüm kadınlarımızı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devrimci
ruhuyla selamlıyoruz…

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

Mehmet Rıfat BÖREKÇİ

İstanbul Hükümeti tarafından, Ankara Müftülüğü’nden azledilerek idama mahkûm edilen din adamı.
Vefat ettiği 5 Mart 1941 tarihine dek 17 yıl başkanlık yapan, kefen parasını bile milli mücadeleye bağışlayan, ilk Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Rıfat BÖREKÇİ..
Rahmet, minnet ve saygı ile anıyoruz.
Ruhu Şad Olsun..

UŞAK NASIL BAŞARDI ?

Yayınlanan Korona Virüs haritasında batı illerinde mavi renkli tek il olan Uşak, bu başarıyı nasıl elde etti? Başarıda en büyük pay kimindi ?
Kimilerine göre tarhana,kilerine göre ilkler şehri,efeler diyarı uşak elbette başarırdı,kimilerine göre valiydi,kimi Sağlık Müdürlüğü,kimi belediye başardı dedi.Ancak gerçek kahramanlar hep unutuldu.
Elbette ki Sağlık Çalışanı olarak, dilekçeyle Kişisel Koruyucu Ekipman istediğimizde, merdiven altı üretilmiş kalitesiz maske gönderen, el dezenfektanı, tulum, bone gibi malzemeleri bakanlık karşılamıyor, kendiniz sağlayın diye sarı zarfla bilgi veren Uşak Sağlık Müdürlüğünün değildir.
İsmet Paşa Caddesine çıkarak vatandaşa uzaktan bağırarak uyarıda bulunan valinin de değildir.
Mavi rengin partisinin renklerinden biri olduğunu ileri sürerek, her fırsatta milletin arasına nifak tohumu ekmekte, ayrıştırmakta, ötekileştirmede hünerli, sağlık çalışanları ve halkımızın emeğini siyasi malzeme yapmaktan çekinmeyen iktidar partisi milletvekilleri ve belediye başkanları hiç değildir.
Sağlık emekçilerinin kasım, aralık, ocak ve şubat ayı ek ödemelerinin üstüne yatan, caydırıcı özelliklere sahip sağlıkta şiddet yasasını çıkaramayan, COVİD-19 hastalığını meslek hastalığı olarak kabul etmeyen Sağlık Bakanlığı da değildir.
Başarı; Her türlü destekten yoksun olarak Aile Sağlığı Merkezlerinde,bulaşı önlemek için kendilerinin geliştirdiği özgün yöntemlerle,salgının pik yaptığı dönemde bile 250-300 hasta bakma becerisi gösteren ve her hastasına eğitim veren Aile Hekimlerinindir.Gebe izlemde,aşıda,kan almada,enjeksiyonda maksimum önlemler alarak hizmet veren Aile Sağlığı elemanlarınındır.Fiziki hijyenin yanında solunum hijyenini de sağlayan temizlik elemanlarınındır.
112 ve Filyasyon ekibinde ki şoföründen, hemşire ve doktoruna 7 gün 24 saat çalışan sağlık personelinindir.
Aciller de,labaratuarlarda, görüntüleme merkezlerinde, insanüstü gayret gösteren sağlık emekçilerinindir.
Servislerde yatan hastalarının başından ayrılmayan, servisten yoğun bakıma giden her hasta için göz yaşı döken, yoğun bakımdan servise geri gelen hastaları içinde sevinç göz yaşlarını tutamayan hemşire ve hekim arkadaşlarımızındır.
Yoğun bakım ünitelerinde günlerce sevdiklerinden uzak kalan, her türlü önlemlere rağmen virüse yakalanarak uzun süre tedavi olan, hayatını kaybeden sağlık çalışanları ve kurallara uyma konusunda son derece duyarlı davranan halkımızındır.

Dr.Arif Güvenir
GYK Üyesi ve İç Ege Bölge Sorumlusu

DEVRİM YASALARI, LAİK, DEMOKRATİK DÜZENİN TEMELİDİR!

DEVRİM YASALARI, LAİK, DEMOKRATİK DÜZENİN TEMELİDİR!

3 Mart 1924’ te çıkarılan Devrim Yasalarıyla çağdaşlaşma yolunda büyük bir adım atılarak siyasetle din arasındaki ilişki tamamen ortadan kaldırılmış, “Toplumun ümmet olmaktan millet olmaya dönüşümü” için harekete geçilmiş, “Ulus Devlet” olmanın temeli oluşturulmuştur.

Devrim Yasaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Laik, Demokratik düzenin temelidir.

Devrim Yasaları, Cumhuriyet’in saygın, yetkin, üretken yurttaşlarını yetiştirmeyi hedeflemektedir. Amaç; aydınlanma, kadın-erkek eşitliği, aklın ve bilimin egemenliği, bağımsızlık, özgürlük ve onurlu yaşamdır.

Öğrenim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasıyla Türk Milleti’nin ortak bir eğitim potasından geçirilerek, aynı ulusal değerleri sahiplenmesi, yurttaşlık bilincinin yerleştirilmesi süreci başlatılmıştır. 97 yıl sonra eğitimimizin geldiği nokta ne ulusal ne de laiktir!

Dinselleştirilmiş bir eğitim, toplumu ayrıştırmanın en önemli unsurudur.

Devrim Yasaları Anayasamızın 174. Maddesi ile korunuyor olmasına rağmen Öğrenim Birliği Yasası bugün fiilen uygulanmamaktadır.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; Fransa’da Türkçe öğretilmesi konusunda mevkidaşına yazdığı mektupta: “Bu öğretim, Fransız milli eğitiminin laiklik, tarafsızlık ve eğitimin parasız olması gibi genel ilkelerine ve yürürlükteki Fransız mevzuatına uygun olarak sağlanır.” İfadelerini kullanırken, iktidarın “Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği” nden “Atatürk ilke ve inkılaplarına, Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetişmeleri” ifadeleriyle birlikte; ders kitaplarımızdan, Atatürk’ün din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili sözlerinin ve laikliğin, çıkarıldığını; laikliğin tehlike olarak gösterildiğini, hatta hedef tahtasına konduğunu unutmuş görünse de, biz unutmadık!

Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılarak yerine kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, görevini Laik Cumhuriyet Yasalarının tanımladığı gibi değil, Şeyhülislam gibi sürdürmektedir. Uygulamaları ve açıklamalarıyla Atatürk düşmanlığını, Devrim Yasaları’na karşıtlığını ortaya koymaktadır.

Halifeliğin kaldırılması devletin laikleştirilmesi için yapılmış bir devrimdir. Bugün din, açık açık siyasetin odağı haline getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Devrim Yasaları ile kazandığı “Ulus Devlet” ve “Laik Cumhuriyet” nitelikleri yok edilmek istenmektedir. Yapılanlar son derece tehlikelidir.

Ulusal kimliklerini yitirmiş toplumlar sömürge olmaya mahkumdur!..

Laiklik, demokrasinin güvencesidir!..

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı iktidarın, “Yeni Anayasa”, “Kurucu Anayasa” söylemlerini, sıradan bir gündem değiştirme olarak yorumlamak son derece yanlıştır.

Hedeflerinde Demokratik Laik Sosyal Hukuk Devleti Türkiye Cumhuriyeti’ni bitirmek vardır.

Hilafet özlemiyle yanıp tutuşanların karşısında Cumhuriyete ve Devrim Yasalarına sahip çıkmak ya da çıkmamak; geleceğimizi belirleyecektir. Yol ayrımına gelinmiştir. Görev Türk Milletinindir!

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

ONURSAL BAŞKANIMIZ SAYIN HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU’NU ANIYORUZ!

ONURSAL BAŞKANIMIZ SAYIN HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU’NU ANIYORUZ!
YORULMADI, YILMADI, ÖRNEK OLDU!

1904’te doğdu.
27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’i Ankara’ya gelişinde karşılayan lise öğrencileri arasındaydı.
1920’de 16 yaşındayken TBMM’de katipti.
1927’de, 23 yaşındayken çalıştığı TBMM’de Mustafa Kemal’den 6 gün boyunca Nutuk’u dinledi. Yıllar sonra herkes anlasın diye Nutuk’un dilini sadeleştirdi.
Cumhuriyet’in 5.Yaşında, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Cumhuriyet’in 10.Yılında İsviçre’de doktora yapabilen bir aydın Türk hukukçusuydu.
1942’de Profesördü. Hukuk dilinin sadeleşmesi için savaştı.
1961’de çağdaş, özgürlükçü Anayasayı kaleme alanlardandı.
Herkesin, “hocaların hocası” oldu.
1989’da büyüyen tehlikeyi gören Muammer Aksoy’un kurduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Onursal Başkanı oldu. 85 Yaşında, hiç korkmadan, inanç, azim ve heyecanla yeni bir mücadeleye soyundu.
1992’de aramızdan ayrıldı. Devrime de, ne yazık ki karşı devrime de tanıklık etti. Ama Atatürk’ün yanından da izinden de hiç ayrılmadı.
O, bize mücadelenin yaşı olmadığını gösterdi. Mücadelenin uzun soluklu olduğunu, bir devrimcinin yorulmayacağını, olumsuz koşulların inanmışları yıldıramayacağını gösterdi. Yaşasaydı O’da iktidarın aydınlara, gazetecilere yaptığı acımasız saldırıdan elbette payını alacaktı. Ama tabii ki yılmayacaktı.
O, İşini yaptı, öğretti, gitti.
İşini layığıyla yaptığının, öğrettiğinin, ektiği tohumların yeşerdiğinin, dallanıp, budaklandığının göstergesi biziz. Buradayız. Unutmadık, anıyoruz.
Ve, biliyoruz ki, ilk TBMM’nin tanığı, Anadolu Aydınlanması’nın en saygın isimlerinden, Atatürk İlkeleri’nin yılmaz savaşçısı, bağımsızlık neferi, Devrimci bilim adamı, Cumhuriyet Gazetesi’nin 50 yıllık yazarı sayın Hıfzı Veldet Velidedeoğlu da sevinçle bizi izliyor, duyuyor.
Selam olsun yorulmayanlara, baskıdan, zulümden, yasaktan korkmayanlara, mücadeleden yılmayanlara…
Selam olsun sana “hocaların hocası”, onursal başkanımız Sayın Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na…
Onursal Başkanımız Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’na, Cumhuriyeti var edenlere, yaşatanlara yürekten sevgi, saygı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

“BAŞÖĞRETMEN” SIFATININ SAHİBİNİ BİLMEYENLERE AÇIK MEKTUP

Türk Ulusu’nun tek Başöğretmeni Mustafa Kemal ATATÜRK’tür!

“Başöğretmen” unvanı, Büyük Devrimci Mustafa Kemal ATATÜRK’e Gazi Meclis tarafından, Harf Devrimi’nin ardından verilmiştir. Gaziantep Belediye Başkanı Fatma ŞAHİN ‘in bu unvanı kendi partisinin Genel Başkanı için kullanması kabul edilemez. Fatma ŞAHİN kendi genel başkanına dilediği kadar iltifat edebilir ve bazı unvanlar yakıştırabilir. Ancak “Başöğretmen” bunlardan biri değildir, olamaz.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ü “Başöğretmen” yapan, “Başkomutan” yapan “Gazi” yapan “Büyük” yapan, taşıdığı unvanlar değil, başardığı işlerdir ve bu gerçeği hiç kimse hiçbir şekilde değiştiremez!

Bu sıfatlar Mustafa Kemal ATATÜRK’e verildikleri için anlam yüklüdürler. Bu sıfatlar bir makamı, bir mevkii değil, bir büyük Devrimciyi, bir büyük Devrimi anlatırlar…

Herkes haddini, hukukunu, yerini ve ne söylediğini bilmelidir.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

ANAYASAL HAKLARIMIZA DOKUNMA!

Örgütlenme, Anayasal bir haktır. Demokrasinin güvencesidir.

Anayasa Madde 13:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” demektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 33. maddesinde ise; “derneklerin kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla, kapatılabileceği veya faaliyetten alıkonulacağı” düzenlemesi mevcuttur. Ancak, “gecikmesinde sakınca bulunan özel durumlarda ise, kanunla yetkili kılınan merci tarafından alınacak kararın, yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulacağı; hakim kararının kırk sekiz saat içinde açıklayacağı, aksi halde, bu idari kararın kendiliğinden yürürlükten kalkacağı” öngörülmüştür.

Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Yasası ile derneklerin tüm çalışmaları yasa ile belirlenmiştir. Mevzuat, mevcut haliyle bile dernekler için son derece kısıtlayıcı ve sınırlayıcıdır. Hal böyle iken; Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve yoğun tartışmalara neden olan yeni yasa teklifinde: “terörizmin ve kitle imha silahlarının finansmanının engellenmesi” gerekçesi ile “dernek yönetimlerine kayyum atama, dernek malvarlıklarının dondurulması ve faaliyetinin durdurulmasına ilişkin düzenlemeler” bulunmaktadır. Oysa:

· Yurttaşlarımızın örgütlenme hakkı, demokratik toplum düzeninin ve Anayasa’nın demokratik devlet ilkesinin ön koşulu ve güvencesidir.

· Demokratik toplumlarda, yurttaşların örgütlenmeleri ve örgütsel etkinlik gerçekleştirmeleri hukuki güvence altındadır.

· Yasalar çerçevesinde, yasaların denetiminde ve güvencesinde oluşturulan örgütlenmeler, çağdaş dünyada demokratik baskı unsurları olup demokrasinin ve çoğulcu toplum yapısının temelini oluşturmaktadır.

· Hukuk devletinde yurttaşlar, yaşadıkları topluma karşı sosyal sorumluluklarını, ancak, demokratik kitle örgütlerinde güç birliği yaparak yerine getirebilir.
Bu bağlamda; Atatürkçü Düşünce Derneği, Kamu Yararına Çalışan bir Demokratik Kitle Örgütü’dür. Kurulduğu günden bu yana, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik her türlü bölücü ve gerici kalkışmaların karşısında durmuştur. Terörün, nereden gelirse gelsin emperyalizme hizmet ettiğinin, faşizmin değirmenine su taşıdığının bilincindedir.

Atatürk İlke ve Devrimleri’nin korunması ve geleceğe taşınması için kurulan, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin temel amaçlarından biri de “Hiçbir ayrım gütmeden ve gözetmeden, anayasal demokratik düzen güvencesinde evrensel insan hak ve özgürlüklerini üstün tutarak, yurttaşları tam eşitlikle kucaklayıp, ulusal dayanışmanın temeli olan toplumsal barışı sürekli kılmak, her tür teröre ve sömürüye karşı çıkarak, çağdaş sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bütün olarak bağımsızlığının karşısındaki yapılanmalara karşı mücadele etmektir.”

Derneklerin işlevsiz hale getirilmesi, terör bahanesi ile yurttaşlarımızın örgütlenme hakkının elinden alınması ve demokratik kitle örgütlerinin faaliyetlerinin kısıtlanması asla kabul edilemez.

Devlet, terörle mücadelede her türlü imkan ve araca sahiptir. Bu gerekçe ile derneklerin yönetimlerine kayyum atanabilmesi, malvarlıklarına el konulabilmesi ve faaliyetlerinin durdurulabilmesi, şahıs devletinin oluşumundaki en ürkütücü ve en son kilometre taşıdır. Bu düzenleme ile devlet ve toplum yapısı, kazanılmış hak ve özgürlükler geriye götürülecek, dernek yöneticilerinin seçme ve seçilme yoluyla güvencede olan örgütlenme özgürlükleri de İçişleri Bakanlığı’nın siyasi vesayeti altına alınmış olacaktır.

İktidarın baskıcı yönetim anlayışı, bugüne kadarki hukuk tanımaz uygulamaları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen bu yasa teklifinin ardındaki niyetleri daha iyi görmemizi ve anlamamızı sağlamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine ve niteliklerine düşman, cemaat ve tarikatlarla iş birliği içinde olan iktidarın, ne yapmak istediğini görüyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini Anayasa hükümlerinin ve demokratik toplum yapımızın korunması için, bu yasa teklifini reddetmek üzere göreve çağırıyoruz.

Atatürkçü Düşünce Derneği, aynı kaygıları paylaştığı ve benzer amaçları benimseyen tüm demokratik kitle örgütlerini bu yasa teklifine karşı ortak mücadeleye çağırmaktadır. Boyun eğmeyeceğiz, yolumuzdan dönmeyeceğiz…

Milletimize saygılarımızla duyururuz.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL YÖNETİM KURULU

Diyarbakır ADD’den okullara Atatürk büstü

AAD Diyarbakır İl Başkanı Oktay Arıtürk ve ADD Hakkâri İl Temsilciliği, öğretmenlerden gelen talep üzerine 3 okula Atatürk büstü hediye etti.

YENİGÜNHABER – Diyarbakır’da Atatürk büstü olmayan 3 okulun talebi üzerine Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Diyarbakır İl Temsilciliği ve ADD Hakkâri İl Temsilciliği harekete geçti. ADD Diyarbakır İl Başkanı Oktay Arıtürk ve beraberindeki dernek üyeleri, Diyarbakır Gaziler Anadolu Lisesi, Bismil İMKB Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Şehit Mehmet Bora Tayfur Anadolu Lisesi için hazırlanın Atatürk büstlerini teslim ettiler. Okullarda Atatürk büstü olmadığı için kendilerine başvurulduğunu belirten Arıtürk, benzer taleplere daima karşılık vereceklerini söyledi (Haber Merkezi)

Top