Soykırımı Galeano’ya Sorun

Bu hafta büyük bir yazarı kaybettik. Güney Amerika’nın ezilen uluslarının sesi Eduardo Hughes Galeano’yu yitirdik.

Galeano büyük yayınevlerinin reklamını yaptığı yazarlardan olmamasına rağmen özel okur kitlesine sahip devrimci bir editör ve yazardı. 1940 yılında Uruguay’ın başkenti Montevideo’da doğan yazar yaşamının büyük kısmını ülkesi dışında, hatta Güney Amerika dışında Avrupa’da geçirmek zorunda kaldı. “Latin Amerika’nın Kesik damarları” adlı eseri ile dünyayı sarstı. Sömürgeciliğin ve emperyalizmin sadece bir ülkeye değil, bütün bir kıtaya neler yapabileceğini Galeano’nun kaleminden öğrendik.

Galeano’nun yazdıklarının öğrenilmesini istemeyenler olsa da kitabı Latin Amerika gerçeği ile ilgili bir başvuru kitabı oldu. “Guatemala İşgal Edilen Ülke”, “Bizim Türkülerimiz”, “Aşk ve Savaşın Gündüz ve Geceleri” diğer eserleri.

Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı eserini daha iyi algılayabilmek için 68 kuşağı devrimcisi Oktay Etiman’ın dilimize kazandırdığı ve Bartolomeo de las Casas adlı rahibin kaleme aldığı “Yerlilerin Gözyaşları” adlı eseri başlangıç kitabı olarak okumak gerekiyor. İki eseri birlikte okuduğumuzda emperyalizmin ve sömürgeciliğin sadece bir ülkeyi değil koskoca bir kıtayı nasıl yok ettiğini öğreniyoruz.

Soykırım kavramı Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edildiği için Amerika kıtasında 500 yıl boyunca işlenen toplu kıyımlar soykırım olarak tanımlanmamıştır. Eğer soykırım kavramı için tarihin derinliklerine gidecek olursak Amerika kıtasında olup bitenler Soykırım olayının en “mükemmel” örneği olurdu.

Emperyalizmin Osmanlı Devleti üzerine sürdüğü Ermenilerin başına gelenler için ülkemizi “soykırımcı” olarak damgaladıkları günlerde yeryüzünün en büyük soykırımını gözler önüne seren Galeano’nun ölümü ilginç bir tesadüftür.

Rahip Casas kitabının önsözünde “ yerliler kendilerini katletmeye başlayıncaya kadar İspanyollara hiçbir zarar vermemişlerdir” diyor. Amerikanın yerlileri bütün kötülüklere rağmen katillerine zarar vermek yerine uçarcasına ölüme yürümüşlerdir. Latin Amerika’nın yer altı ve yerüstü zenginlikleri ile insan kaynağının nasıl yok edildiğini Galeano’dan Bu 2 temel eserden aldığımız dersleri ülkemizde yaşananlarla birleştirerek bu köşede aralıklı olarak yayınladım. Ülkemizin başına gelenleri ve gelecekleri Latin Amerika örneğinden yararlanarak Galeano’dan öğrenebiliriz. Gümüşten ibaret Potosi dağından çıkarılan gümüşün yağmalanıp Avrupa’ya taşınırken kan tükürerek ölen insanları, Altın şehri Vila Rica De Ouro Preto’nun acılarını ve Brezilya altınının İngiltere’ye taşınmasını, şeker kamışının acı tadını, kauçuk, pamuk ve kahve üzerinden dönen sömürüyü, Venezuela’nın petrolünü, Şili’nin bakırını ve güvercin gübresini Bolivya’nın kalayının hikayesini keşfediyoruz.

Latin Amerika’nın Atatürk’ü Simon Bolivar’ı, Artigas’ı, Zapata’yı ve diğer yerel devrimcileri bize hep Galeano tanıtıyor…

Ve Soykırımın ne olduğunu…

Eduardo Galeano hiç ölmeyecek. Ezilen Latin Amerika ülkelerinin yeniden ayağa kalkışı diğer ülkelere de ışık tutacak.

Köy enstitülerinin kuruluşunun 75. yılında bu devrimci yuvaların neden kapatıldığını da Uruguay’lı Galeano’dan öğrenebiliriz. O köy enstitülerini yazmamış olsa da…

Işıklar içinde yat büyük yazar…

Lütfü KIRAYOĞLU

 

Top