Sosyal Güvenlik ve İstihdam

Çağdaş toplumların en belirgin özelliği, tüm vatandaşlarına sosyal güvenlik sağlaması ve işsizliğe çözüm bulmuş olmasıdır. Bugünkü Türkiye de önemli sorunlardan biri Sosyal Güvenlik, bir diğeri İşsizliktir. Yıllardır çözülemeyen ve kangrene dönüşen bu dertleri çözmek, aslında çok da zor değildir. Fakat bu işi yapmak için niyet etmek, azimli ve kararlı olmak, bir de halktan-emekten yana durmak gerekir.
Ülkemiz, birçok alanda uluslararası sözleşmelere imza atmaktadır. Sosyal Güvenlik ve İstihdam konularında da sayısız anlaşmaya imza atmış olup, bunların en önemlisi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesidir. Bütün bu sözleşmelere rağmen, çalışan, emekli, işsiz, engelli, yaşlı, çiftçi, evde çalışan kadın, yoksul veya kimsesiz bütün vatandaşlara insan onur ve saygınlığına yaraşır bir biçimde hizmet verecek, çağdaş bir Sosyal Güvenlik Sistemi hala oluşturulamamıştır.
Bugünkü, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ülke gerçeklerine uymamaktadır. Bu yasa yapılırken Sendikalar yok sayılmış, Toplum kesimleri dikkate alınmamış, Dünyada ki başarılı örnekler göz ardı edilmiştir. Süreç içerisinde, SGK ‘nın birikimleri bir yerlere aktarılarak heba edilmiş, kurumun içi boşaltılmış ve her gelen iktidara göre yeni bir model seçilmiştir. Nihayetinde; siyasal iktidarın başarısızlık ve vurgun politikalarının faturası vatandaşa kesilmiştir.
İşsizlik Sigortası ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu da bugün benzer durumdadır. İdari ve mali olarak siyasal tercihlere göre yönetilir hale getirilen hesaplar nedeniyle, buradaki sonuç ta  SGK’dan farklı olmayacaktır.
Türkiye’nin imzaladığı Uluslararası sözleşmelerde bu konuda açık hükümler bulunmaktadır. Örneğin; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 22. maddesi
“Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.” demektedir.
Aynı sözleşmenin 23, 24 ve 25. maddelerinde; “Herkesin adaletli ve elverişli koşullarda çalışmak, işini serbestçe seçmek ve işsizliğe karşı korunmak hakkı vardır. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücret hakkı vardır. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurmak veya sendikaya üye olmak hakkı vardır. Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenmek, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir”  ifadesi yer almaktadır.
Demek ki; çalışmak hakkı temel insan hakkıdır. (Daha ileri Demokrasilerde, “Toplumsal refahtan pay almak” olarak dile getirilmektedir) Oysa Ülkemizde, Çalışmak, ve onuruyla çalışarak hayatını kazanmak istedikleri halde bu olanağı bulamayan insanımızın çalışmak hakları ellerinden alınmakta, Ulusal Üretim alanında Stratejik varlığımız olan insan iş gücümüz heba edilmektedir. Bugün Resmi rakamlarla %11, reel rakamlarla en az %30 civarında insanımız işsizdir. İşsizlik, Türkiye’nin en büyük sorunudur. Bu sorunu görmeyen, Sanayileşmeyi-üretkenliği-emeği dışlayan politikaların sürdürülmesi mümkün değildir. Bu sorun, açık işsizlik yanında, düşük verimlilikte ve yetersiz ücret düzeylerinde çalışmak biçimleriyle de ortaya çıkmakta, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da arttıran sonuçlar yaratmaktadır. “Gelir dağılımında adalet” in somut ölçütü olarak tanımlanmışGini-Katsayısı Gelişmiş Ülkelerde 0,30 değerinin altındadır; Türkiye’de ise bu rakam 0,40 civarındadır ki, bu da Türkiye’de (maalesef üçüncü sınıf Ülkeler kategorisinde) adil olmayan bir Gelir dağılımının açık bir göstergesidir.
Ülkemizde, Sosyal Güvenlik Sistemindeki yolsuzluklar, soygunlar durdurulmalı, siyasi atamalar ve kararlar engellenmeli, kaynaklar sağlama alınmalı, sistem çağdaş hale getirilmeli, bütün vatandaşlarımız nepotizm (kayırmacılık) anlayışından uzak, çağdaş ve özerk bir sosyal ağ sisteminin kapsamı içerisine alınmalıdır. İşsizlik sorunu mutlaka çözülmeli, İnsanca yaşam için yeterli ve sürdürülebilir bir kalkınma için önce anlamlı bir Üretim, Üretim için de tam istihdam sağlanmalıdır; Çağdaş sosyal Hukuk Devletinin temel görevi de zaten budur.
Cengiz GÜLEBAY
ADD BDK Üyesi
Top