SON DURAK

On dört yıldır Siyasal İslam çizgisindeki parti, üstelik Anayasa Mahkemesi’nce “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu için cezalandırılmış parti, ülkemizi kesintisiz yönetiyor. On dört yıldır siyasal iktidarlar laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bir şeriat devletine dönüştürme yolunda durmadan yürüyor.

Toplum ise bu karşıdevrim döneminde ikiye bölündü. Tehlikenin farkında olan “Cumhuriyetçiler”, on dört yıldır bu karşıdevrime alanlarda ve seçim sandıklarında direniyor. Ama toplumun diğer yarısı; aydınlatılmamış, doğru bilgilendirilmemiş, dinsel eğitimle kandırılmış, siyasal iktidarın sosyal yardımlarla kurduğu küçük çıkar düzeniyle uyutulmuş olanlar her seçim döneminde siyasal iktidara yol vermeye ve meşruiyet kazandırmaya devam ediyor.

Siyasal iktidarın hedefinde, yola çıktığından beri onunla yatıp kalktığı, “Yeni Anayasa” var. “Fiili durumda değişmiş olan yönetim sisteminin anayasal olarak kesinleştirilmesi” isteniyor. Buna bir de tanımlanmamış “Türk Tipi Başkanlık” arayışı eklendi. Yasama-yürütme-yargı erklerinin tek kişide toplanacağı, “kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler uyumunun geçerli olacağı” bu modelle Türk tipi bir diktatör yaratılacağı anlaşılıyor. Bunların olması durumunda ise “rejim değişikliği” gerçekleşecek ve ülke bölünecektir. Anayasamızın sadece 66. maddesindeki “Türk Vatandaşlığı” yerine “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı”nın konulması bile ulusal devleti ortadan kaldırmakla eşdeğerdir.

On dört yıl boyunca, henüz Anayasal kurumlar, üniversiteler, ordu laik Cumhuriyete duyarlı ve güven verirken bile; “Olmasın!” dediklerimiz, hep “Oldu!” Geriye dönüşe birlikte karşı çıktık ama olanları demokrasi içinde önleyemedik. Geldiğimiz bu günde ise ülkemizin içine düşürüldüğü durum “Cumhuriyetçiler” için kaygı vericidir.

On dört yıl önce her şey, Siyasal İslam’ın simgesi “türban”la başlamıştı. Türban günümüzde sıradanlaştı. Önce üniversitelere girmişti, 4+4+4 eğitim modeli sayesinde ilköğretim okullarına kadar indi. Artık türban kamuda serbesttir. Türbanlı kadın bakanlarımız bile var. Yurdumuzda her gün ortalama üç cami açılıyor. Üniversite yerleşkelerine öğrenci yurdu, laboratuar, kütüphane yerine cami yapıldı. Cami ve mescit olmayan üniversitemiz kalmadı. Şimdi sıra, Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırı olduğu bilinse de, Cuma namazı düzenlemesine geldi. Devlet dairelerinde Cuma namazı saatleri için genelge hazırlandı. Siyasal iktidarın şeriata doğru yürüyüşü uygun adım devam ediyor.

ABD emperyalizminin siyasal iktidara dayattığı yanlış dış politikalar ve projeler sonunda Ortadoğu bataklığına saplandık. “Yurtta Barış Dünyada Barış” politikamızı bıraktık. İç işlerine karıştığımız sınır komşularımızla artık dost değiliz, üç milyona yakın Suriyeli sığınmacı kazandık, sorunlar yaşıyoruz. Suudi Arabistan ve Katar ise dostumuz oldu, peşlerine takıldık. Bu yeni dostlarımızla nerdeyse küresel bir savaşın açılımını başlatacağız.

Güneydoğu Anadolu Bölgemizde otuz yıldır devam eden bölücü ayaklanma iç savaşa dönüştü. Bölücü terör örgütü, siyasal iktidarın kendisiyle mücadeleyi bırakıp bilinmez “çözüm” müzakerelerine geçmesinden yararlandı. Bu müzakere döneminde dağdan şehir yapılanmasına geçti, silahlı gücünü arttırdı. Son genel seçimlerden sonra da “özerklik” açıklamasıyla ve emperyalizmin desteğinde kentlerimizde iç savaş başlattı. Sokak savaşları yaşanan kentlerimiz yakılıp yıkılmakta, halk evlerini bırakıp batıya göç etmektedir. Asker ve polis bölünmeyi önlemek uğruna terör örgütüyle yeniden mücadeleye başladı. Ama her gün şehitlerimiz var, her gün ocaklar sönüyor, her gün ulusal birliğimiz yara alıyor.

On dört yılda nerdeyse her alanda dışarıya bağımlı bir ülke olduk. Ülkenin toplam borcu 500 milyar doları aştı. Nüfusun yarısı, emeklilerin dörtte üçü yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Açlık sınırı altında yaşayan yaklaşık bir milyon aile var. Bilinçsiz ve sorumsuz bir tüketim toplumu haline geldik, üretmeden tüketiyoruz. Kültürümüzden, geleneklerimizden uzaklaşıyoruz. Etnik ve mezheplere göre ayrışmamız devam ediyor, ulusal birliğimiz çözülüyor. Yaşanan hukuksuzluklar, adaletsizlikler ve üzeri örtülen yolsuzluklar toplumu çürütüyor, insanlık değerlerinden uzaklaşıyoruz.

Devletin bu yavaş ve hazin çöküşünden, Meclis’teki muhalefet partileri de sorumludur. Siyasal iktidar karşısında yetersiz, programsız muhalefet yapmış ve genellikle uyumlu, yandaş hareket etmişlerdir. Siyasal iktidara meşruiyet kazandırma işlevi görmüş, halkta seçenek bir “cumhuriyetçi” iktidar umudu uyandıramamışlardır. Parlamento dışında oluşan ve giderek büyüyen toplumsal muhalefeti de yalnız bırakmışlardır.

Bu genel durumda ne yapmalıyız?

Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu kargaşa döneminden demokratik çıkış yolunun ilkeleri bellidir. Yol haritamız: Özgürlük, bağımsızlık, demokrasidir. Atatürk ilkeleri, “Altı ok”, Atatürk devrimleri yol göstericimizdir; bir aydınımızın deyişiyle, “Atatürk umudumuzdur!”

Demokratik mücadelemiz, “yeniden”, bağımsız ve laik Atatürk Cumhuriyeti’ne dönüş için olacaktır.

Ülkemiz ,“yeniden”, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı siyasal iktidarlar eliyle ve ulusal politikalarla yönetilecektir.

Türk Devrimi’ne, “yeniden” kaldığı yerden devam edilecektir.

Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet korumak ve savunmakla yükümlü olduğumuzun bilincindeyiz. Bu yüzden umutsuz değiliz, geleceğe umutla bakıyoruz. “Kurtuluş”ta olduğu gibi bu gün de emperyalizme karşı ülkemizi, bağımsızlığımızı, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü savunuyoruz, yarınlarda da savunacağız. Yurtta ve dünyada barış içinde, bilimsel aklı kılavuz edinen, çağdaş ve uygar bir millet olarak yaşama ülkümüzden vazgeçmeyeceğiz.

Önümüzdeki yakın mücadele: Emperyalizmin Türk Milleti’ne siyasal iktidar aracılığıyla dayattığı, gereksiz “Yeni Anayasa” çalışmalarını boşa çıkarmaktır.

“Yeni Anayasa”, Laik Cumhuriyet yerine tek adam diktatörlüğünde “Yeni Rejim” getirme ve ülkeyi bölme amacını gütmektedir. Ne yazık ki Meclis’te yer alan muhalefet partileri de siyasal iktidar partisiyle birlikte “Mutabakat Masası”na oturarak bu çalışmalara meşruiyet kazandırmanın peşindedir.

Gücümüz örgütlü olmamızdan geliyor. Örgütümüz Atatürkçü Düşünce Derneği’dir. Atatürkçü Düşünce Derneği “kuvayı milliye” kalesidir. Yurdun her köşesinde yükselen bu Kemalist Cumhuriyet’in kaleleri, “Ne Mutlu Türküm” diyebilen tüm yurttaşlarımızı kucaklamaktadır. Örgütümüzün başarısı, çalışmalarını ideolojisinden sapmadan “Halkevleri” anlayışıyla ve partiler üstü kalarak yapmasına bağlıdır. Bu çalışmalar yurttaşlarımızın ulus bilincini sağlamlaştıracak, doğru bilgilenmesini, aydınlanmasını ve mücadeleye katılmasını sağlayacaktır.

Öyleyse: Tüm “Cumhuriyetçiler” birleşerek Atatürk Cumhuriyeti için alanlarda mücadeleye devam! “Yeniden Cumhuriyet, mücadelemiz ve emeğimizle kurulacaktır!”

GÜNGÖR BERK
ADD BDK ÜYESİ

Top