Sevr-Lozan Sarmalında Bugünkü Türkiye

Tarih, daima bugündür! Tarih dün olamaz, istese de olamaz. Dünden beslenir, evet! Ama bize daima bugünü anlatır.

Tarihsiz toplumlar, aslında sadece belleksiz, dünsüz toplumlar değil, her şeyden evvel bugünün yokluğunu yaşayan toplumlardır.

Türkiye Cumhuriyeti, yüz yaşına doğru ilerliyor. Cumhuriyeti oluşturan sürecin boğucu, yorucu, kışkırtıcı, bezdirici dışsal dinamiklere rağmen, kurucu önderler yılmadılar, karamsarlığı aşmayı başardılar.

Sevr’in, Anadolu coğrafyasını, bıçakla oradan buradan deşerek, pişkilik ve yüzsüzlükle bir antlaşma adını alması bile kabul edilemez. Bin yıldır buraya yerleşmiş milyonları, koskoca bir toplumu antlaşma adına teslim almak kabul edilemez. Nitekim Mustafa Kemal ve mücadele arkadaşları bu kağıt parçasına yazıldığında, yazıldığı kağıdı bile utandıran söz konusu müsveddeyi, zorbalığı görüp tarihin çöp tenekesine fırlattılar.

Sevr’ın yıkım ve ihanet dolu satırlarını muzaffer bir Kurtuluş Savaşı ile aşan kurucu kadro; yedi düvele karşı dimdik durmuş ve aylar süren müzakereler sonucunda, bu toprakların esenlik ve bağımsızlığını tescilleyen,ülkemizin tapusu dedigimiz Lozan’ın, verdiği güvenle, barışçıl bir toplumsal inşaya girişmiştir.

Bugün, Lozan’ın kazanımları, ülkeyi, “değerli yalnızlık” adı altında macera ve boşluğa düşürmeye çalışanların dilinde küçültücü bir sıfata dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Ülkeyi, Ortadoğu bataklığına sürükleyerek bölgede acı, yoksulluk ve karmaşa ateşinin siyah dumanına neden olanların Lozan’a dil uzatması bir tesadüf müdür? Elbette hayır!

Cumhuriyeti dışsal arayışlardan uzak tutan basiretli dış politika, Lozan’dan güç almış, ona güç vermiştir. Lozan’la ülkenin sınırlarının netleşmesi, boğazlarda egemenliğinin tescili, tam bağımsızlıkçı rotasında yolculuğa çıkmasının gururu bugün de bizlere yol göstermelidir.

Başka devletlere ve başka uluslara karşı karar verici olmaya kalkışmak ve bunu emperyal bir acelecilikle yapmaya girişmek marifet değildir. Başkasına boyun eğdirmeye, onların bağımsızlıklarını yutmak için onları sözümona taviz vermeye zorlayanlar, her başarısızlık silsilesinde, kendilerini daha büyük avcılara av olarak bulurlar, taviz ve bağımsızlık vermeyi kabullenirler.

Bugün Türkiye, Lozan-Sevr geriliminde nerede durmaktadır? Lozan’ın dinç, iyimser ve gürül gürül yurt sevgisi kokan maddelerine mi, yoksa Sevr’in ipleri başkalarının eline veren o madde görünümlü yürek ve ülke parçalayıcı tehlikeli satırlarına mı? Bunun kararını en iyi elbette tarih verecektir. Yani bugün verecektir.

Lozan, modern bir devlet inşa etmenin, inşa edilenin nimetlerini topluma açmanın adıydı. Yani dış etkilere kapanma, iç etkilere, toplumun etkisine açılma! Bugün Türkiye basiretsiz, öngörüsüz ve çuvallayan politikalarla topluma, iç etkilere kapanan, dış etkilere açılan bir sırat köprüsü üzerinde yürümektedir.

Sevr aniden, gökten zembille gelmemiştir. Adım adım koşulları hazırlanarak oluşturulmuştur. Bugün Sevr’in uzağında olduğumuzu sanmak, şimdi bütün kuğuları siyah görmek demektir. Oysa dikkatli olmak, ülkenin rayından çıkmış şimendiferini yeniden rayına oturtmaya çalışmak bütün yurtseverlerin görevidir.

Lozan, Türkiye’nin teminatı, bölünmez ve barışçıl yörüngesinin çok saglam uluslararası belgesidir. Bunu bilmek, güncellemek ve savunmak görevimizdir. Görevimiz güncellenmeyle, Türkiye’yi Sevr ve Lozan tahtıravallisinde tüm ağırlığı Lozan’a verme noktasına getirmiştir.

Bir düşünürün dedikleriyle bugünün erk sahiplerine sesleniyoruz, “tasalanma, öfkelenme de  anla!” Gün Lozan’ı anlama, toplumu Lozan’a yaklaştırma ve Sevr’den uzak tutma günüdür!
Prof. Dr. Muzaffer ERYILMAZ
A.D.D.Bilim Danışma Kurulu Üyesi

 

Top