“Seçimle Gelen Krallar”

 

“Seçimle Gelen Krallar” kavramı ünlü Fransız siyaset bilimci Prof. Maurice Duverger’e ait. Duverger “Seçimle Gelen Kral” değerlendirmesini diktatörlük ya da diktatörlüğe yakın rejimlerle yönetilen ülkeler için kullanmıyor. Dünyanın demokrasiye en yakın olduğu söylenen ülkelerinin seçimle işbaşına gelen yöneticileri için kullanıyor. Bu konuyu 1974 yılında yazdığı “Seçimle Gelen Krallar” adlı eserinde ayrıntılı olarak işliyor.

 

Duverger eserinde şu değerlendirmeyi yapıyor:

 

“Amerika Birleşik Devletleri’nin, Büyük Britanya’nın ve Fransa’nın siyasal rejimleri görünüşte birbirinden çok farklıdır. Washington’da bir başkanlık rejimi, Londra’da bir parlamento rejimi, Paris’te ise bir karma rejim vardır. Fakat bu anayasal görünüşlerin çeşitliliği arkasında aynı temel gerçek onları birbirlerine yaklaştırır. Her üç rejimin de nabzı “seçimle gelmiş bir hükümdar”da atar ve parlamento sadece bir denge ağırlığı görevini taşır. Federal Almanya, İsveç, Avusturya,  Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan rejimleri de aynı çeşit rejimlerdir. Finlandiya, Danimarka ve Norveç bunlara yaklaşır.

 

Duverger’e göre yönetimi eline geçirenin seçimle işbaşına gelmiş olması onun hükümdar olmasına engel değildir. Tersine, seçimle gelmiş olması iktidarının gücünü artırır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden ayrılmış olsa bile…

 

Duverger eserinde başkan ya da cumhurbaşkanının genel oyla seçilmesiyle seçilenin hükümdar sıfatına daha da yaklaşacağını anlatıyor. Böyle bir başkanın yine halkın oylarıyla seçilen milletvekillerine karşı üstün konuma geldiğini vurgularken de şunları söylüyor:

 

“Bu ayrım, her iki seçimin değişik yapılarının bir sonucudur. Başkan, yurttaşların dikkatini milletvekillerinden çok daha fazla üzerinde toplar. Zaten onlar bir solist karşısında uyumsuz bir koro görünüşündedirler. Başkanlık seçimlerinde milletçe tanınan hiçbir kimse televizyonun ve öteki kuruluşların bu vesile ile ön plana aldığı adaylar kadar üzerinde dikkatleri toplayamaz. Başkanlık adaylarının karşısında milletvekili adayları çok sönük kalır. Yalnız büyük partilerin ünlü genel başkanları halk üzerinde aynı ilgiyi uyandırırlar. Ancak bu başkanlar da kendi partilerince teklif edilen veya desteklenen adayı gölgelememek için kenara çekilirler.”

 

Yani başkan, genel oyla seçildiği zaman demokrasinin temelini oluşturan parlamentonun ve milletvekillerinin yanında bir yıldız gibi parlatılmış olur. Üstelik bu durum başkan ve milletvekili seçimlerinin ayrı yapılması halinde bile böyledir.

 

Duverger bu tespitleri 44 yıl önce yapıyor. Bu ünlü siyaset bilimciyi 2014 yılında kaybettik. Ülkemizde geçen yıl 16 Nisanda yapılan anayasa değişikliğini Duverger göremedi. Görseydi “seçilmiş kralın” ne demek olduğunu çok daha iyi örneklerle anlatabilirdi.

 

Anayasa değişikliği tartışmaları sırasında Cumhurbaşkanı karşısında meclisin ve vekillerin nasıl işlevsiz kalacağı sabırla anlatılmıştı. O günlerde anlatılanlar şimdi daha net anlaşılıyor. 24 Haziran tarihinde Cumhurbaşkanı ile milletvekilleri seçimleri birlikte yapılacak. Ancak hiç kimse milletvekili seçimlerini konuşmuyor. Partilerin seçim programlarının da önemi yok. Cumhurbaşkanı adaylarının da… Varsa yoksa Cumhurbaşkanı adayının kimliği.

 

Yakın geçmişte yüzde ellinin çok altında oy almış bir partinin mecliste çoğunluğu elinde tutarak meclis içinden bir Cumhurbaşkanı seçebilme şansı varken, şimdi, yüzde elli artı bir oy ile Cumhurbaşkanının seçilecek olması görünüşte  seçimi zorlaştırıyor. Ancak bundan böyle yönetilenlerin işi çok daha  zorlaşıyor. Zira böyle bir seçimle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı eşitler arasında birinci olmak yerine,  tüm seçilenlerin çok üzerinde güce ve şöhrete sahip  seçilmiş bir hükümdar yaratıyor. Hele bir de meclisin kısıtlanan yetkileri, buna karşılık Cumhurbaşkanına verilen aşırı yetkiler düşünüldüğünde seçilecek Cumhurbaşkanına “seçilmiş hükümdar” demek bile az gelebilir.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

02.05.2018

Top