Para ve Çanakkale

Napolyon Bonapart’ın bir çok ünlü sözü olduğu söylenir. Bir kısmı gerçekten ona ait olsa bile bir kısmı da yakıştırmadır. En ünlü sözlerinden birisi de bir savaşı kazanmak için gerekli şeyleri sayması istendiğinde söylediği “para…para…para…” üçlemesidir.

Yüzüncü yılını kutladığımız Çanakkale Zaferi ise Napolyon’un sözlerini boşa çıkarır.

Gerçekten de bir savaşı kazanmak için, silah, cephane, eğitim, teçhizat, ikmal, iaşe, istihbarat, ulaştırma vb. gibi her türlü savaş gereksinimi için para çok önemli bir araçtır. Ama her şey değildir. Sadece araçtır. Çanakkale işte bunun göstergesidir.

Yüz yıl önce İstanbul’un kapısı Çanakkale’ye dayanan dünyanın en zengin ülkelerinin en iyi donatılmış ordularının uğradığı büyük yenilgi bunun göstergesidir.

O gün için dünyanın gördüğü en gelişmiş savaş gemileri olan, ileri teknoloji ve ağır silahlarla donatılmış Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, İnflexble, Triumph, Prince George, Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne, bir balıkçı teknesi görünümündeki Nusrat Mayın Gemisi karşısında çaresiz kaldı. En ünlüleri Çanakkale’de sulara gömüldü.

Geçtiğimiz yıllarda internet sayfalarında çokça yer alan ve perişan kıyafetleri içimizi sızlatan Türk askerleri ile saldırgan orduların kıyafet ve teçhizatları arasındaki fark ibret vericidir.

Yine işgal kuvvetlerinin konserveleri, peksimetleri, besin değeri yüksek kumanyaları yanında Türk askerinin kuru fasulye ve üzüm hoşafından oluşan kumanyaları da her şeyin para, para, para olmadığını gösterir.

100 yıl önce Çanakkale kapılarına dayanan işgal kuvvetleri haksız bir savaşın parçasıydılar.

Birliklerin önemli bir kısmını Hintli, Mısırlı Müslüman askerleri ve çok daha uzaklardan gelen Avustralyalı, Yeni Zelandalı askerler oluşturuyorlardı. Kendi ülkeleri de işgal altında idi. Geride bıraktıkları aileleri esirdi. Karşılarında çarpışan Türk askerleri ise vatanlarını savunuyorlardı. Cephe düşerse hemen arkada evleri, tarlaları ve aileleri vardı. Sözün kısası Çanakkale’nin kapısına dayanan işgalci askerleri kazandıklarında kendi ülkelerini de işgal altında tutan saldırganlar bir kez daha kazanırken kendileri bir şey kazanmayacaktı. Ancak vatanlarını savunan Türk askerleri çok şey kaybedecekti. En başta da vatanlarını…

Eğer bu ülke bir şirket olsa idi, 100 yıl önce ölüme yürüyen binlerce askerden hiç biri aşkla savaşmazdı. Bir şirket batarsa yenisini de kurabilirsiniz. Bir vatan elden giderse kendi ülkenizde esir olur, hatta başka ülkeleri esir etmek için asker olursunuz.

Bu ülkeyi şirket gibi yönetmek isteyenlerin anlayamadığı da budur. Para sevgisi vatan sevgisinin üstünde olanların bunu anlaması da olanaksızdır.

Lütfü KIRAYOĞLU

 

Top