Özerklik Demokrasi ve Emek Karşıtıdır

AB yerel yönetim özerklik şartının veya özerkliğin yerel yönetimlere daha fazla demokrasi getireceğinin düşünenler fena halde yanılıyor.  İki nedenle;

1)  Emperyalizm çağında yaşıyoruz. Dünyanın ekonomik kaynakları bir avuç devlet tarafından sömürülüyor. Savaşları da sahte barışları da esas olarak belirleyen emperyalizmdir. Suriye’de görüldüğü gibi sömürünün önünde esas engel üniter devletlerdir. Emperyalizmin devletin merkezi (üniter) yapısını dağıtarak yerelleri güçlü konuma sokmasının görebildiğimiz şu amaçşarı vardır.

  1.    a) Üniter devletin güçlü tepki verebilmesinin önüne geçmek isteniyor. Yerellerin (bölgelerin) desteklenmesi, karar mekanizmasının yerellere devri ile merkez, denetimden çıktığında emperyalizme topyekün ve güçlü bir yanıt veremeyecek hale getirilmiş olmaktadır. Yerellerin yeraltı, mali, teknolojik, nitelikli işgücü, yetersizliklerinden dolayı merkezin desteğinden ve planlamasından koparılmış olan yereller emperyalizmin güdümüne rahatlıkla gireceklerdir.
  2. b)  Emek sömürüsünü yerellerde daha fazla ve kolay sağlamak. Denebilir ki yereller tek tek uğraşmak yerine merkezin (Ankara’daki hükümetin) yandaş kılınmasıyla sömürü daha kolay sağlanmayacak mı?

Toplumsal mücadelenin ülkeye yayılması, ikiyüzyıllık çağdaşlaşma ve anayasal birikim sömürü çarkının dönem dönem zayıflamasına neden olmaktadır. Örneğin 1989-90 Büyük Zonguldak yürüyüşü, Cumhuriyet Mitingleri, Silivri direnişleri, Haziran ayaklanması ülke çapında ses getirmiş ve hem gerici hükümetleri hem de emperyalizmi korkutmuştur. Dahası Haziran ayaklanması gibi Gezi parkıyla başlayan ama milletin biriktirdiği tepkiyi yurt çapına yayan bir eylemsellik emperyalizmin korkulu rüyası haline gelebilmektedir.

İşte emperyalizm tepkileri de yerelleştirerek (yerel bir mesele haline getirerek) ve yerelin dışına çıkmasını önleyerek merkezi, güçlü, planlı kitle hareketlerinin de önünü almak istiyor.

Örneğin hükümetin yeni tasarısıyla özel istihdam bürolarına “geçici iş ilişkisi kurma”, yani “işçi kiralama” yetkisi veriliyor. Bu bürolar işgücü piyasası, istihdam ve insan kaynaklarına yönelik çalışmalar yapabilecek. Türkiye’de halen 438 özel istihdam bürosunun faaliyet gösterdiği düşünülürse bölgelere göre ayrılmış bürolarda oluşacak tepkilerin merkezileşmesi, dayanışması önlenerek işçi eylemleri yerellerinde bastırılacaktır.

2)  Emperyalizm yerellerde sermaye ve feodal (ağalık, tarikat-cemaat) ve etnik güçlerin birlikteliğini daha rahat sağlayarak demokrasiyi boğmaya çalışıyor. Bunun demokrasi olmadığı açıktır. Demokrasi emperyalizm çağımda bağımsızlık, laikliktir. Ağanın toprağında köle olarak çalışmaktan, şeyhin müridi olmaktan kurtulmak, kadını eşit görmektir. Adına yönetişim dedikleri bu birliktelik ülkemizin içinde bulunduğu gerici dalga düşünüldüğünde emeğinin hakkını arayan, laikliği savunan kitle örgütlerine kapalı olduğu görülür.

Bu yerlerde sendikaların zaten cılız olan tepkisi hepten olanaksızlaşacaktır. Sendikalar birliktelik içinde görüntüyü kurtarmak için figüran olmaktan öte gitmeyecektir. Yerelleşme varolan demokratik tepkinin küçük adacıklarda boğulmasının formülüdür.

Bu nedenlerle emeğe, demokrasiye sahip çıkmak üniter devletin savunulmasından geçer. İlericiliğin temel ölçütü antiemperyalist yani bağımsızlıkçı olmaktır. Yerel yönetimlere üniter yapı içinde daha fazla yetki aktaralım ama saf olmayalım. AB özerklik şartı veya Özerklik demokrasi getirmeyecektir. Hele emperyalizmden demokrasi beklemek ancak işbirlikçilerin safları avlama taktiğidir.  Demokrasiyi sağlamanın ilk koşulu emperyalizmin denetiminden kurtulmuş bağımsı bir ülke yaratmaktır. Sonra emeği ve laikliği savunacağız.

Güçlü bir emek ve laiklik talebi ancak emekçilerin ülke ölçeğinde buluşabildiği, birlikte planlayabildiği merkezi bir yapılanmadan geçer. Bunun da biricik formülü üniter devlettir.

 

Mustafa SOLAK

 

Top