Özelleştirme Cinayettir

Yıllar yıllar önce Orhan Kemal işçiler, “bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayat yaşıyorlar” demişti. Günümüzde de gerçek, özellikle maden işçileri için pek farklı değil.

Ülkemizde madenciye, “ya açlığı seç ya ölümü” deniyor.

13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 ve 28 Ekim2014’te Ermenek’te 18 canımızı, yetkililerin “iş kazası” dediği katliamlarda yitirdik. Bu ölümler maden işçilerinin “alın yazısı mıydı” ya da farklı bir söyleyişle onların yaptığı işin “fıtratında” toplu olarak ölmek mi vardı? Bu sorunun kesin bir yanıtı var: Hayır! Gelişmiş ülkelerin maden işletmelerinde, son yıllarda ölümlü kazaların hiç olmadığını biliyoruz. Ülkemizde de madenlerin devlet eliyle işletildiği yıllarda, ölüm sayısı çok daha azdı. Bilimin, tekniğin ve ülkenin olanaklarının gelişmesiyle kazalar ve ölümler azaltılabilirdi. Bu mümkündür. Ama tersi oldu. Esas amacı kâr olan, insanı, yaşamı önemsemeyen, bilimin ve aklın öngördüğü yatırımları yapmayan, tedbirleri almayan işletme politikaları kaçınılmaz olarak katliamlarla sonuçlandı. Gazetelerden okuduk, çeşitli belirtilerle “geliyorum” diyen madendeki yangından önce işveren “maliyeti düşürmek ve verimi yükseltmekle” övünüyordu.

Bugün önemli olan; madenlerin özelleştirilerek, ya da kiralanarak özel işverenlerce işletilmesinin, artan kazaları ve ölümleri getirdiğinin, bu açık gerçeğin daha da geç olmadan görülmesidir. İşçiler “Özelleştirme Cinayettir” feryatlarıyla sorunun esas kaynağını dile getiriyorlar ve ekliyorlar: “Özelleştirme, daha çok işsizlik, yoksulluk, taşeronlaşma ve sendikasızlaştırmadır.” Nitekim Soma’nın yaşadığı felaket 301 kayıpla bitmedi; 1 Aralıkta 2014 günü, 2 bin 831 madencinin, telefon mesajıyla işine son verildi.

2014, özelleştirmelere karşı mücadelenin, muhalefetin yükseldiği bir yıl oldu. Bu mücadeleye katılan işçiler, sendikalar ve diğer kesimler önemli birikimler kazandılar; topluma özelleştirmenin, ne olup ne olmadığını anlattılar. 447 gün direnen Yatağan-Milas enerji ve maden işçilerinin kararlı mücadelesi halkın vicdanının sesi oldu. Hepimize umut verdi. Ama iş yerlerinin satılmasını engelleyemediler. “Kazanmanın yolu, yöntemi nedir” denirse, başarı güçle olanaklıdır. Madem bu tesisler tüm ulusa aittir; ulus olarak bir biçimde işçilerin direnişine katılmalı destek olmalıyız. İşçi önderleri de başarının ancak, “tüm emekçileri, aydınları, gençleri ve emekçi halkı örgütleyerek uygulanacak bir genel grevle” olanaklı olduğunu söylüyorlar, yazıyorlar.

Özelleştirme tüm halka ait olan değerlerin, ulusal bir önemlerinin olup olmamasına bakılmaksızın, yerli ya da yabancı sermayedara satılmasıdır. Bu yönüyle de ülkemizin zayıflatılmasına yönelik emperyalist bir saldırı; Cumhuriyetin yarattığı birikiminin talanıdır. Tekel işçilerinin “Tekel vatandır; vatan satılmaz” sloganı kulaklarımızda hâlâ yankılanıyor.

Dahası özelleştirme insanlarımız için işsizliktir, insanlık dışı koşullarda çalışmadır, ölümdür…

Son yıllarda yaşananlar tüm bunları defalarca kanıtladı. Çözüm: özelleştirilen ülkemizin bağımsızlığı ve güvenliği için önemli olan kurumların ve tüm madenlerin kamulaştırılması ve devlet eliyle işletilmesidir.

Soma unutulmamalı unutturulmamalıdır.

Feyziye ÖZBERK

2 Ocak 2015

 

Top