OHAL Yılı

Giden yıl OHAL düzeninde, hukuk ve demokrasinin rafta tutulduğu, KHK’ ler ile toplumun tek adam yönetimine alıştırıldığı bir yıl oldu.

Siyasal İslam görüşündeki parti on beş yıl önce iktidar koltuğuna oturduğunda laik Cumhuriyetle hesaplaşmaya başlamıştı. Emperyalizmin tasarladığı bir değişim ve dönüşüm için görev üstlenmiş, bölünmüş bir ılımlı İslam devletine doğru yol alıyordu. Toplumda ve devlette örgütlenmiş “Gülen Cemaati” de siyasal iktidarla birlikte aynı menzile yürüyordu. 17 / 25 Aralık 2015’te iki yoldaşın ortaklığı bozuldu ve ilk yolsuzluk sarsıntısı geldi. Yolsuzluğun üzerine gidilemezken, 15 Temmuz 2016’da ise büyük darbe/işgal kırılması oldu. Terör örgütüne dönüşen cemaat kanlı bir darbe/işgal girişimine kalkıştı. Kalkışma Cumhuriyete ve demokrasiye bağlı ordu ve millet birlikteliğiyle bastırıldı. Ardından FETÖ ile mücadele için tüm ülkede OHAL düzenine geçildi.

Giden yılda ne zaman ve nasıl biteceği belirsiz OHAL düzeni, üçer aylık uzatmalarla yerleşik hale geldi. Meclis ve Anayasa Mahkemesi bir kenarda işlevsiz, yetkisiz tutuldu. Ülke, kalıcı yapısal değişiklikler getiren KHK’ ler ile yönetilmeye başlandı.

FETÖ mensuplarının toplumun her kesiminde ve devlet kurumlarında çok yaygın yerleştiği ortaya çıktı. Bunlardan “ibadet” ve “ticaret” ayağında yer alanların tutuklanmasına, yargılanmasına aralıklarla devam edildi. Henüz sonuçlanmamış bu tutuklama ve yargı sürecinde yaratılan mağdur kitle de büyümesini sürdürdü. FETÖ’ nün “siyasal” ayağına, nedense 17 / 25 Aralık 2015 milat alınarak, yıl boyunca dokunulamadı. Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu araştırmasını tamamladıysa da darbe/işgal girişimi tam olarak aydınlatılamadı. Bu yüzden kamuoyunda FETÖ ile mücadelenin yeterli yapılmadığı kanısı oluştu.

16 Nisan 2017’de, Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuksuz kararıyla üzerine “şaibe” gölgesi düşen halkoylaması yapıldı. OHAL ortamında hukuka aykırı bir Anayasa değişikliği kabul edildi. Parlamenter rejimden egemenliğin tek kişide toplandığı, başbakan ve ona bağlı hükümetin ortadan kaldırıldığı ve adına “Partili Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi” denilen Başkanlık rejimine geçildi. Anayasa değişikliğinin ilk adımı olarak Cumhurbaşkanı partili oldu. Ardından Partili Cumhurbaşkanı Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu oluşturdu, yargı siyasallaştı. Başkanlık rejimi 3 Kasım 2019 seçimlerinden sonra başlayacak olsa da başbakan ile hükümet yerinde tutularak “Yeni Rejim”in uygulanmasına geçiliverdi.

Siyasal iktidarın bir yanda dinci FETÖ ve bölücü PKK ile mücadeleyi sürdürmesi ama öbür yanda laik Cumhuriyetle hesaplaşmaktan da vazgeçmemesi toplumun geniş kesiminde kaygı yarattı. KHK’ ler ile başta Ordu, Milli Eğitim, Diyanet olmak üzere devlet kurumlarında, geriye dönüş değişiklikleri yapıldı. Devlet kurumlarında “Gülen Cemaati”nden boşaltılan kadrolara diğer cemaat ve tarikat mensuplarının yerleştirilmesi toplumda duyulan endişeyi arttırdı.

Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, yaşanan adaletsizlik ve mağduriyetlere demokratik tepkisini “Adalet Yürüyüşü” ne çıkarak gösterdi. 15 Haziran 2017 de Ankara’da yalnız başladığı yürüyüş, 9 Temmuz 2017’de İstanbul’da, halkın katılımıyla bitti. Halk oylamasında birleşen toplumsal muhalefetin hukuk, temel hak ve özgürlükler, parlamenter rejim, demokrasi için direndiği ve bundan böyle de direneceği görüldü.

Giden yılda, siyasal iktidarın değişmeyen zihniyeti doğrultusunda çıkarılan KHK’ lerin sağladığı kolaycılığın yanı sıra Partili Cumhurbaşkanı da tek adam yönetiminin pekiştirilmesine katkı sağladı. Türk Devrimi’ne kafa tutan, toplumu laiklikten uzaklaştıran ve toplumu ayrıştırıp ikiye bölen uygulamalara gidildi. Müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesi; Milli Eğitim kurumlarında Atatürk’ü, Türk Devrimi’ni ve bilimsel eğitimi dışlayan dinci öğretime başlanması; bir sözle Temel eğitimden orta öğretime geçiş sınavlarının (TEOG) kaldırılması; okulların İmam Hatipleştirilmesine devam edilmesi; Diyanet’in şeriat fetvaları; seçilmiş bazı Belediye Başkanlarına istifa ile görev bıraktırılması; Lozan’ı Güncelleme gibi söylemlerin gündemde tutulması; yerleşik duruma gelen Muhtarlar Meclisi; TBMM’nin işlevsiz bırakılması; bu uygulamanın örnekleri oldu.

Giden yılda, Varlık Fonu’na aktarılanlar dışında, geriye Türkiye Kömür İşletmeleri gibi birkaç KİT’in kalması ile özelleştirmelerde sona gelindi. Genç işsizlik başta olmak üzere işsizlik artmaya devam etti. Özelleştirmelerden doğan, asgari ücretle kamuda ya da özel sektörde çalışan “taşeron” kitlesi büyüdü. İnşaat odaklı büyümenin yanı sıra enflasyon iki haneli rakamlara yükseldi. Saman dışalımından et dışalımına gelinen yanlış politikalarla ülke tarımı çöktü. Üretim ekonomisinden uzaklaşılması sonucunda “sanayisizleşme” sürecine girildi. Dış borçla ayakta durmaya çalışan ülke ekonomisi tümden bağımlı hale geldi.

Siyasal iktidara biat etmemiş medya ve özgürlükler üzerindeki baskı arttı. Laiklikten uzaklaşan toplumda özellikle kadına ve çocuğa karşı şiddet çoğaldı. Toplumun adalete güven duygusu sarsıldı.

Giden yıl emperyalizmin ABD olarak karşımıza dikildiği, emperyalizmin yüzünü milletçe gördüğümüz yıl oldu. Türk Ordusu’nun vatan ve sınır güvenliği için PKK, PYD, IŞİD terör örgütlerine karşı Suriye ve Irak’ta sürdürdüğü mücadelede karşımıza ABD çıktı. PKK / PYD’ nin Amerika’nın kara gücü olduğu görüldü. NATO’nun Norveç’teki bilgisayar temelli tatbikatında, düşman ülke olarak, Türkiye hedef tahtasına konuldu. Türkiye’de kurulması, bir dönem işlemesi, açığa çıktıktan sonra yargılaması göz ardı edilmiş “Zerrap Yolsuzluk Düzeni” ABD yargısına taşındı.

Emperyalizmle karşı karşıya gelinen ve Türkiye’nin terörü destekleyen ülkeler arasında gösterilmeye kalkışıldığı bu dönemde ABD ve AB ile ilişkiler bozuldu, kopma noktasına geldi. Dünya “Atlantik” çağından “Avrasya” çağına evrilirken Türkiye de rotasını yeni kurulan bu dünya düzenine çevirdi. Siyasal iktidar değişmekte olan dünya dengelerine uygun olarak yeniden komşu ülkelerle işbirliğine yöneldi.

Giden yıl bu karanlık günlerden çıkış için umut yılı da oldu. On beş yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidarın ömrünü tamamladığına dair işaretler görüldü. Geçmiş yıllarda yaşanan ulusal bayram kutlamalarının engellenmesi, devlet kurumlarından TC tabelalarının indirilmesi, Atatürk ilke ve devrimlerinin sürekli aşındırılması ve Atatürk’e yapılan saygısızlıklar unutuldu. Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alma söyleminden vazgeçildi. Çünkü Türk Milleti ulusal bayramlarını giderek daha coşkulu kutlamaya başladı. 10 Kasım’larda yurdun her köşesinden kitleler halinde, Atatürk’e saygı için Anıtkabir’e koştu. Atatürk’ten ve onun kurduğu laik Cumhuriyetten, çağdaşlık ülküsünden vazgeçmeyeceğini gösterdi. Laik Cumhuriyet ve demokrasi için direneceğini ortaya koydu. Bunun üzerine siyasal iktidar cephesinden: “Atatürk Türk Milleti’nin ortak değeridir, yerli ve milli” bir liderdir” itirafı geldi. On beş yılın ardından: “Biz de Atatürkçüyüz”, dediler.

Gelen 2018 yılı Türk Milleti’nin güzel geleceğe umutla bakacağı yıl olacaktır. Hukuk, temel hak ve özgürlükler, parlamenter rejim, demokrasi mücadelesinin kazanılacağı yıl olacaktır.

Türk Devrimi’ne, karşıdevrim iktidarlarının verdiği zararlar giderilerek, kaldığı yerden devam edileceği kesindir. Halkın çoğunluğu bu umut, direniş ve bekleyiş içindedir. Beklenen demokratik değişimin ilk ışıkları görünmeye başlamıştır.

Uzun sürmüş OHAL’ in kaldırılması ve demokratik düzene geçilmesi ilk iştir. Sonrasında demokratik ortamda ve şaibesiz yapılacak seçimlerle kurulmak istenen  “otoriter, Siyasal İslamcı parti devleti”nin önü kesilecektir.

Seçimlere giderken Cumhuriyetçi parti ve demokratik kitle örgütleri geniş bir “Vatan – Cumhuriyet – Emek” cephesinde ve Atatürk’te ittifak / birleşme sağlamalıdır.

Cumhuriyetçi cephenin üzerinde birleşeceği “Cumhuriyetçi – Devrimci” programın ilkeleri Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bildirgesinde ortaya konmuştur. Bu ilkeler: Tam bağımsızlık; ulus devlet; toplumsal eşitlik; vatan – ulus – devlet bütünlüğü; ılımlı devletçilik anlayışında planlı, topyekun kalkınma; Cumhuriyetin temel niteliklerine, demokratik – laik – sosyal – hukuk devleti ilkelerine ödünsüz bağlılık olarak sıralanmıştır.

Yapılacak Partili Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşma ve ortak akılla belirlenecek Cumhuriyetçi – Devrimci Cephe’nin adayı için ölçütler: Partisiz,  Cumhuriyetçi – Devrimci programa bağlı ve milletin egemen olduğu Parlamenter rejim yanlısı olmasıdır.

Yaşadıklarımız göstermiştir ki: Parlamenter rejimin güçlendirilerek laik Cumhuriyetin yeniden ayağa kaldırılması Cumhuriyetin “Kurtuluş” ve “Kuruluş” değerlerine dönülmesiyle gerçekleşecektir.

Seçimler sonrasında Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, içte ve dışta Kemalist politikalar izleyen, oluşan yenidünya dengelerinde onurlu yerini almasını bilen, komşu ülkelerle barışık, cumhuriyetçi programı olan “milli” bir hükümet kurulacaktır.

Halkın örgütlü demokrasi mücadelesinin sonunda parlamenter rejime dönüşün ilerici anayasası mutlaka yapılacaktır.

Çağdaş bir toplum ülküsüyle kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti, her türlü engeli aşarak, çağdaşlaşma yolundaki tarihsel yürüyüşünü gelecek yıllarda da sürdürecektir.

GÜNGÖR BERK / ADD BDK ÜYESİ

Top