Neyimiz Kaldı

İlköğretimde öğrenciyken siz de her gün topluca söylediniz. Her gün dersler başlamadan önceydi ve başınızda öğretmenleriniz vardı. Sesinizin olanca gücüyle ve yürekten, topluca haykırdınız. Düne kadar okuldaki çocuklarınız da söylüyordu. Sabahleyin işinize giderken kentin merkezinde kalmış bir okulumuzun önünden geçiyorsanız duyuyordunuz.  Bu söylenen ilk toplumsal sözleşmemiz, andımızdı.

Düne kadar Türk Gençliği bu ‘ant’la yetiştiriliyordu: “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. İlkem küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak; yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

‘Ant’ı Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanı Doktor Reşit Galip yazmıştı. 23 Nisan 1933 de Çankaya Köşkü’ne çıkmış, Atatürk’ün yanında bulunan Profesör Afet İnan’a: “Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğimde bu ‘ant’ çıktı. Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanıdır” demişti.

Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu, 10 Mayıs 1933 de aldığı bir karar ve genelgeyle ‘ant’ın uygulamasını başlattı. Sonraki yıllarda küçük değişiklikler geçirerek günümüze taşındı. Yeni kuşakların Anayasamızda ve Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan amaçlar doğrultusunda yetiştirilmesine yönelik bir düzenlemeydi.  Seksen yıl boyunca yeni kuşaklar bu ‘ant’ı içerek ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yurttaşı olmanın onuruyla, bilinciyle yetiştiler.

Doktor Reşit Galip: “Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile!” diyen bir devrimciydi. Otuz dokuz yaşında, 1932 sonbaharında başlayan Milli Eğitim Bakanlığı, 1933 yılı Ekiminde hastalanmasıyla on üç ay sürebildi. Kısa bir süre sonra da 6 Mart 1934 de, kırk bir yaşında aramızdan ayrıldı. Keçiören’deki bağ evinde, yattığı demir karyolasını da taşıdığı kütüphanesinde, kitaplarından ve yaşamdan koptu.

Siyasal iktidarın ‘Kürt Sorunu’ için bölücü terör örgütüyle, ayrılıkçı temelde sürdürdüğü çözüm müzakerelerinde aracı olan bir siyasal partimizin başkanı birkaç yıl önce ‘ant’ı da gündeme getirmişti. ‘Ant’ın Türk ırkını esas alan ve zorla okutulan bir söylem olduğunu ileri sürmüştü. İlköğretim birinci sınıf öğrencisi kızı Delal’in ‘ant’tan muaf tutulması amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurmuştu. Hatta ‘sivil itaatsizlik’ kapsamında bu etkinliği tüm illerimize yaygınlaştıracaklarını duyurmuştu. ‘Yandaş Medya’nın gazetelerinde yazan bazı ‘yetmez ama evet’ çiler kendisini desteklemişti.

Danıştay bu konuda hızla aldığı bir kararla bunlara yanıt vermişti: “ Türk kelimesi bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde yaşayan dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ne olursa olsun tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları ve herkesi kapsayan ve kucaklayan milletin ortak adıdır… Anayasamızda da, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin herhangi bir ayrıma tabi tutulmaksızın Türk olduğu belirtilmiştir.”

Ama Danıştay’ın kararı işe yaramadı ve siyasal iktidarca ‘ant’ın okullarda okunmasına son verildi. Son verildi de ne oldu, derseniz? Şimdi ‘ant’, özgürlük ve demokrasi için alanlara çıkan Türk Milleti tarafından hep beraber okunuyor. Hem de Türk Gençliğiyle birlikte, topluca ve daha yüksek sesle…

Biz binlerce yıllık bir kültür ve tarih yolculuğu sonunda, bu günkü güzel vatanımızda ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halk’, özgür ve bağımsız yaşayan Türk Milleti değil miyiz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir yurttaşı olarak içtiğimiz ‘ant’a bağlıyız. Sizin için de öyle değil mi?

“Varlığım Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Güngör BERK
ADD BDK ÜYESİ

Duyuru: Derneğimiz tarafından, okullarda Andımız’ın kaldırılmasına ilişkin yönetmelik değişikliğinin iptali için dava açılmıştır. Dava devam etmektedir.

Top