Amasya Genelgesi’nin Dersleri

               Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin isteği ile 8 Haziran 1919’da İstanbul’a geri çağrılır. Mustafa Kemal dönmez. Niyetini Nutuk’ta şöyle anlatır:

       “Yapılacak teşebbüs ve faaliyetlerin bir an önce şahsî olmak niteliğinden çıkartılması, mutlaka bütün bir milletin birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir heyet adına olması gerekli idi.”

      Bu cümlelerde Amasya Genelge’sinin içeriğini ve Kurtuluş Savaşı’nın yöntemini görmek mümkün.

  1. Milli bir örgüt kurmak,
  2. Asi olmayı göze almış, milleti örgütleyebilecek kişilerle hareket etmek,
  3. Milli davayı halkın davası haline dönüştürmek.

       Bu ilkeler doğrultusunda Mustafa Kemal önce siyasi bir örgüt kurma fikrini komutanlarla tartışır. 16-21 Haziran 1919 Komutanlar Toplantısı’nda vatanı kurtarmak üzere iki fikir çarpışır. İlki önce “ordu kurmak”tır. İkincisi ise Mustafa Kemal’in savunduğu “siyasal bir örgüt kurma” fikridir. O’na göre orduyu da kuracak olan bu örgüttü.

      Amasya Genelgesi günümüz açısından şu derslerle doludur:

     1) Havalecilik değil görevimizi üzerimize almak gerekliliği: Giderek azalsa da hala kurtuluşu kendinde aramayan, halkta görmeyen anlayış sürmektedir. Bazılarına göre gerici iktidarlardan kurtulmanın formülü orduda, yargıda, üniversitelerdedir. Hatta “demokrasinin beşiği Batı, laikliğe düşman iktidarlara hoşgörü göstermez” denerek ABD’den, AB’den iktidar değişikliği arayanlarımız da var.  Seçenekler çoğaltılabilir.

      Bu seçeneklerinin çelişkileri bir yana “halksız bir kurtuluş” yolu sürdürülebilir değildir. Halksız belki iktidar değişikliği yaşanabilir ama korunamaz. Emperyalizm desteğiyle, ordu darbesiyle, iktidar içindeki ayrışmalar ve başka siyasi parti veya güçlerin desteğiyle ülke kurulabilir, iktidara gelinebilir ama sürdürülemez.

       Kurtuluşun, devrimin gerekliliğine inanmış yada inansa da seyirci olarak bırakılmış/tutulmuş, mücadeleyi bilincinde, etinde kanında hissetmemiş, mücadelede sınanmış bir siyasal programı olmayan halka dayanmayan hiçbir çözüm kalıcı olamaz.

        Bu nedenlerle kendi görevimizi başkalarına havale ederek çözüm bulamayız. Kaldı ki havale ettiğimiz kurumlar, kişiler bu havaleyi kabul ediyorlar mı? Etseler bile “ben mücadele ediyorum da sen nerdesin” diye sormayacaklar mı?  

            2) Örgütlenmenin gerekliliği: Kimi zaman güncel gelişmeler karşısında “şu örgüt nerede?” diyenler önce “ben orada örgütlenmeliyim” demeli ve örgütlü ise üye olmakla yetinmemelidir. “Derneğimden, sendikamdan, partimden görev istemeliyim, gelişmelere müdahale edilmesi için örgütümü harekete geçirmeliyim” bilincinde olmalıdır.

       Bazen kişi bir yerde bırakın üye olayı yönetici bile olsa başka örgütlerin harekete geçmesini beklemektedir. Örneğin A sendikasının yöneticisi kişi sendikasını güncel bir meseleye müdahale etmek ve başka sendika, dernek, partileri de harekete geçirerek birlikteliği sağlamak yerine “neden şu dernek harekete geçmiyor?” diye hayıflanmakta, kendisi de harekete geçmemektedir. Benzer soruyu muhtemelen, meselenin çözümünü havale ettiği örgüt de, soruyu soran yöneticinin örgütü için soruyordur.

    Çözümü anlatıp millete “örgütlenin” demeden önce, çözen adres/adresleri göstermeli, başta kendimiz örgütlenmeliyiz. Örgütsüz kalıp da “örgütlenme” çağrısı yapmak yarardan çok zarar veriyor. Çünkü örgütsüz aydının “örgütlenin” çağrısı, tutarsızlık duygusu yaratarak halkı da tutarsızlığa ve panel, konferans, salon dinleyicilerine dönüştürüyor. Salonlarda, TV programlarında, dost ortamlarında birikmiş tepkinin boşalmasına neden oluyor. Hedefsiz, belli isim vermeden yapılan örgütlenme çağrısı halkı pusulasız bırakarak emperyalist sistemiçindeki çözüm yollarına hapsediyor.

        Örgütlenmeden kaçan aydınlar, emekçiler güya “bağımsız düşünme” ve “disipline tabi olmayan” davranışlarıyla kötü örnek oluşturuyor. Böyleleri tersten aslında “örgütlenmeyin” bilinci aşılamaktadır ve mücadeleden kaçmaktadır.

        Özetle görevimizi havale etmeyeceğiz ve benzer düşünceleri savunan örgütlerle güçbirliği yaparak Cumhuriyet cephesini büyütmeliyiz. Bugün başkaldıran liseliler de bunu anlatmaktadır.

Mustafa Solak

 

Top