Zeytin

En fakirinden, en zenginine hepimizin sofrasının vazgeçilmez gıdası zeytin. Sadece zeytin ekmekten zeytin peynir ekmeğe, içki masalarının değişmez mezesine, salataların süsüne, türlü soslarla terbiye edilmiş lüks yiyeceklere kadar hepimizin yiyeceği…

 

Daha önemlisi, bütün Marmara bölgesinden, kıyısından başlayarak Ege’nin iç kesimlerine, Hatay’dan, Güneydoğumuzun derinliklerine  kadar,  köylümüzün geçim kaynağı… Önemli dışsatım ürünümüz… Bu nedenle “siyah altın” diye de adlandırılıyor.

 

Son günlerde yoğun olarak tartışılıyor. “Üretim Reform Paketi” adı altında meclise getirilen bir torba yasa tasarısı ile zeytin üretimi ve üreticisi baltalanıyor. Altı kez denedikleri zeytinlik alanların yok edilmesini yedinci kez deniyorlar.

 

Dünyadaki zeytin ağaçlarının yüzde 20’sine, sofralık zeytin üretiminin yüzde 16’sına, zeytinyağı üretiminin yüzde 20’sine egemen olan ülkemizde binlerce yıllık geçmişi olan bu üretim sona erdirilmek isteniyor. Önce tütüncülüğümüzün, ardından şeker pancarının, giderek fındıkçılığımızın ve çaycılığımızın yok edilmesi gibi. Hepsi de AKP iktidarı eli ile ve “reform” adı altında…

 

Hayatında bir tek zeytin ağacı dikmemiş, bir tek zeytin toplamamış, bir avuç zeytinin acısını alıp sofraya gelecek hale getirmemiş, bir çuval zeytini yağhaneye götürüp altın sarısı halis zeytinyağının akışını görmemiş, taze yağa sıcacık ekmeği banıp keyifle yememiş iktidar sahipleri, emek vermedikleri bu değerli ürünü yok ediyor. 

 

“Dindar” olduklarını söyleyenler kutsal kitaplarda adı geçen bu değerli ağaca  ihanet ediyor. Sanayi alanları, maden sahaları elde etmek adına… Yılda birkaç hafta kullanılan yazlıklar inşa etmek için zeytinlik alanları yok ettikleri ya da göz yumdukları yetmezmiş gibi…

 

Ne kadar kolaydır, sabah kahvaltısında şeklini beğenmediğimiz, ya da bir tarafından patlamış zeytin tanesini hor görüp çöpe atılmasına göz yummak. Oysa o zeytin tanesi soframıza gelinceye kadar ne emekler verilir, ne zahmetler çekilir. Çoğunlukla iki yılda bir ürün veren zeytin ağaçlarının verim yılını boş geçmemesi için neredeyse her gün ağaçların gelişimi izlenir. Budanması, Bordo bulamacı, pamukçuk ilacı, kurt ilacı, zamanında yapılır. Çiçek zamanı şiddetli rüzgardan ya da yağmurdan çiçeklerin dökülmemesi için ağaçların gözüne bakılır. Genellikle kışın ilk soğukları bastırırken eğer kazaya kurban gitmemişse zeytin hasadı başlar. Çoğunlukla yağmur altında ya da balçık haline dönüşen zeytinliklerde akşam karanlığına kadar hasat sürer.  

 

O beğenmeyip çöpe gönderdiğimiz tek zeytin tanesini bile toplamak için inanılmaz bir çaba harcanır. Son gayretle dalından çırpıp düşürdüğünüz tek zeytin yuvarlanıp gözden kaybolduğunda o tek zeytini bulabilmek için inanılmaz bir gayret sarf edersiniz. Oysa o tek zeytini bulmak için harcadığınız zamanın değeri zeytinin değerinin çok ama çok üstündedir. Ama o tek zeytine bile ne kadar büyük emekler vermişsinizdir.

 

Ancak hayatında bir zeytin fidanı dikmeyi bırakın, dalından bir tek zeytin bile toplamanın zahmetini yaşamamış nankör siyasiler “üretim reformu” adı altında yüz milyona yakın zeytin ağacını yok edecek yasa tasarısını gözlerini kırpmadan meclisten geçirmeye kalkoyor.

 

Kutsal kitaplarda adı geçiyor diye halkı ithal edilen hurmayı yemeğe zorlayanlar, kutsal kitaplarda adı geçen zeytini de ithal etmek zorunda kaldıklarında artık vakit çok geç olacak.

 

Cumhuriyeti, ve önderleini gözünü kırpmadan yok etmeye niyetli olanlar, yüz milyon zeytin ağacını haydi-haydi yok eder. Ama sonları ne olur? Bunu da  zeytini yok ediciler düşünsün…

 

Lütfü Kırayoğlu

 

04.06.2017

        

 

Top