Lütfü Kırayoğlu: Türkiye’ye Musul’da Kurulan Tuzak

ABD öncülüğünde “koalisyon” güçlerinin Irak topraklarındaki Musul kentine başlattıkları askeri harekât sürüyor.

Öncelikle burada sözü edilen “koalisyon” kavramının, Ortadoğu’nun ve özellikle petrollerinin yağmalanması koalisyonu olduğu gerçeğini vurgulamak gerekiyor. Bu çerçevede ülkemizin “koalisyon” dışında tutulması üzüntü verici değil sevindirici bir gelişmedir. Ancak bu asla Türkiye’nin Musul ile ilgili gelişmelerin dışında kalması ve seyretmesi anlamına gelmiyor. Tersine Musul konusu bölgenin olduğu kadar Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiriyor.

Bu ilginin temel nedeni siyasal iktidarın ve şu anda fiili Başbakan olan zatın dediği gibi Lozan’da Türkiye’nin kuruluş sözleşmesini imzalayanların başarısızlığını başarıya çevirme ve sözde Osmanlı ferihçiliğinin kabarması değil. “Koalisyon” güçlerinin yakın gelecekte Musul petrollerini ve bölgenin “denetimini” kime bırakacağı konusudur.

Ege denizinde 17 ada ile 135 büyük kayalığın egemenlik haklarını terk eden ve daha önemlisi Kıbrıs’ı “barış-çözüm” adı altında terk etmeye hazırlanan AKP iktidarının fetihçilik gütmesi de pek inandırıcı olmuyor.

Bölgede bir Kürt devletinin kurulması emperyalizmin yüz yıllık rüyası. Tam yüz yıl önce imzalanan Sykes Picot anlaşması, Wilson Prensipleri ve Sevr paçavrasının çok gerilerde kalmadığı BOP ( Büyük Ortadoğu Projesi) çerçevesinde haritalarla ortaya dökülmüştü. Irak’a yönelik 2 körfez harekâtı sonunda Irak’ın Kuzeyinde bir Kürt bölgesi yaratılmış ve AKP iktidarı döneminde “Türk” işadamları tarafından bir “Kürt devleti” inşa edilmişti. 2011 yılı baharında başlayan Suriye’ye saldırı bu sözde devletin Akdeniz kapısını açmak içindi. Bu saldırının başlangıcında AKP iktidarının oynadığı rolü hiç kimse inkâr edemez.

İşte Musul harekâtı kurulacak bu kukla devletin ekonomik olarak en zengin kesimini en “güvenilir” güçlere teslimini amaçlamaktadır.

Doğrusu aynı “koalisyon” güçlerinin son 25 yılda Musul bölgesini kaçıncı kez kurtardığı da hiç sorgulanmamaktadır. 1991 yılındaki 1. Körfez Savaşında Irak’ın Kuzeyinde uçuşa yasak bölge ve çekiç güç sayesinde bir kez “kurtarılan” bölge, 2003 yılındaki 2. Körfez Savaşında hiç dokunulmayarak Barzani güçlerine terk edilmişti. Suriye’de başlatılan iç savaş sırasında adını duyduğumuz IŞİD adlı örgütün Musul’u ele geçirerek Irak petrollerini nasıl yağmaladığını ve bu yağmadan bize düşen payı da Rus hava fotoğraflarından görmüştük.

IŞİD denilen bu kanlı örgütün her ne kadar “İslamcı” olduğu söylense de, başta “koalisyon” ülkeleri olmak üzere dünyanın her tarafından toplanmış ipini koparmış takımı olduğunu ve yine aynı ülkeler tarafından eğitilip, beslenip büyütüldüğünü bilmeyen yok.

“Koalisyon” güçleri şimdi Musul’u kendi yarattıkları bu canavardan kurtarıp bir kez daha “fethederken” bir başka fetihçiyi, Osmanlı özentilerini tahrik ediyor. Ama daha önemli olan bu tahrik ile Türkiye’nin başlattığı “Fırat Kalkanı” harekâtının önünü kesip, oluşmakta olan Kürt koridorunu engelleyen Türk Silahlı Kuvvetlerinin dikkatini dağıtıp bir ders vermek.

Sonuçta “Fırat Kalkanının” hedefi değiştirilecek ve Türkiye Musul’da yüz yıl sonra bir darbe daha alarak terbiye edilecek.

Musul ile ilgili her türlü gelişme ülkemiz için hayati önemdedir. Fetihçi politikalarla “bizim b ve c planlarımız var” diyerek bir macera peşine düşülemez. Emperyalizmin sadece b ve c planları değil z planları da vardır. Üstelik bu planlar yüz yıllık planlardır.  Yüz yıllık planlar maceracı politikalar ile değil gerçekçi politikalarla yenilgiye uğratılır.

Tıpkı yüz yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının başardığı gibi… Bu başarıyı sürdürebilmek ise Atatürk’e, Lozan’a saldırarak değil, sahip çıkmakla olabilir.

Lütfü Kırayoğlu
17.10.2016    

Top