Terör Bütün Kapıları Çalarken…

Türkiye’nin yüreği yanıyor…

Neredeyse 50 yıl oluyor teröre kurbanlar vermeye başlayalı… Sokak ortasında Taylan Özgür’ün, Battal Mehetoğlu’nun, Mehmet Cantekin’in öldürülmesiyle başlayan terör, kısa sürede sağcı, solcu, polis demeden hızla yükselişe geçti.

İlk zamanlar bu cinayetlerin “normal” olduğuna ilişkin “gerekçeler” bulunmaya çalışıldı. Ölümler “normalleştirilmeye” çalışıldı. Bu gençlerin “solcu” olduğu, “parka ve postal” giydiği, “bıyıklarının” şöyle ya da böyle olduğu söylendi. Öldürmeler güvenlik kuvvetlerine kayınca polisin, bekçinin askerin görevinin “ölmek” olduğu düşüncesi alttan alta yayıldı. Yakın zamanlarda bu düşünce en yetkili ağızlardan ifade edildi “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” denerek…

Cinayetler herkesçe sevilen gazeteci Abdi İpekçi’ye ulaşınca irkilseler bile yine de kendilerine göre açıklamalar buldular, Bedri Karafakioğlu, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu ve daha pek çok yurtsever aydınımız katledildiğinde kendilerine göre açıklamaları vardı. “Onlar da diğerleri gibi olan biteni görmezden gelselerdi” gibisinden açıklamaları alçak sesle  kulaklara fısıldandı.

Her gün 3-5 cenaze kalkarken perdelerini sıkı sıkıya kapadılar. Mecbur kaldıklarında kuru birer kınama ile geçiştirdiler. Kahramanmaraş’ta insanlar kitleler halinde öldürülürken “alevi” olmak gibi “doğuştan ve doğal” nedenleri vardı ölmek için. Kahvehaneler taranırken solcu ya da sağcıların devam etikleri kahveye devam etmek gibi bir büyük “suçun” failiydiler. Sıra, üniversitede ders görürken katledilmeye geldiğinde bile solcuların egemen olduğu, başarılı öğrencilerin kazanabildiği okulu kazanmış olmak gibi ölmeyi “hak eden” gerekçe vardı.

Nihayet 12 Eylül darbesi kapılarımızı tekmeleyip hayatlarımıza müdahale ettiğinde, on binlerce insanımız işkenceye alınırken, yüz binlercesi tutuklanıp cezaevine konurken, 17 yaşında çocuklar yaşları büyütülüp idam edilirken, milyonlarcası fişlenip hayatları kararır, açlığa mahkum edilirken de hepsinin “gerekçesi” vardı.

Diplomatlarımız öldürülürken, bölücü terörle dağlarda mücadele edilirken de ifade edilmese bile kendi vicdanlarını rahatlatacak gerekçeleri oldu.

Sonra yeniden aydınlarımız birer birer yok edilmeye başladı. Muammer Aksoy, ülkenin bağımsızlığından ve Cumhuriyetten yanaydı. Atatürkçü Düşünce Dermeğinin kurucusu idi. Bahriye Üçok din üzerinde konuşuyor, hurafelere karşı çıkıyordu. Turan Dursun karanlığın üzerine ışık tutuyordu. Uğur Mumcu’nun “suçu” fazla cesur olmasıydı.

On yıllarca teröre kurban gidenler için bir “açıklama” bulundu. Nasıl olsa bizim hiç biriyle ilgimiz yoktu. Vatansever olsak bile sesimizi yükseltmiyor, özgürlüklerin elden gitmesini, bağımsızlığımızın yok oluşunu içimiz kan ağlayarak izlesek bile, nasıl olsa hiçbir şeye karşı çıkmıyorduk. Bazıları ise ölenlerin düşüncelerinin kendi düşüncelerine aykırı olduğu düşüncesi ile sessiz kalıyor sadece kendi düşüncesinde olanlar katledilince seslerini yükseltiyordu. Ancak o zaman “yeter” diyebiliyordu.

Ama işte artık terör bütün çıplaklığı ile herkesi tehdit ediyor. Bütün kapıları çalıyor. Durakta otobüs beklerken, dolmuşun içindeyken, işe giderken, spor karşılaşması izlerken, turistik gezi yaparken…

Az okumuş olmak ya da çok okumuş olmak, zengin ya da fakir olmak, asker-polis ya da mühendis olmak doktor olmak bizi terör kurbanı olmaktan kurtarmıyor.

Son Beşiktaş saldırısında gördük ki elit olmak, milletvekili yakını olmak bile teröre kurban olmayacağımızın garantisi değil.

Bütün bunları terörün hepimizi vurabileceği korkusunu yaymak için değil, sessiz kaldığımızda terörün kurbanı olmaktan kurtulamayacağımızı bilmemiz için söylüyoruz.

Nazım Hikmet’in ünlü şiirindeki Karayılan hikayesindeki gibi…

Bir taşın arkasına saklanmak Karayılanı ölümden kurtarmıyor. Ancak topyekun bir karşı duruş bizi terörün kör kursundan bombasından kurtaracak.

Korkmuyoruz…

Teröre boyun eğmiyoruz…

Evlerimize kapanmıyoruz…

Terörün en büyük destekçisinin emperyalist merkezler olduğunun bilinci ile ulusça, teröre karşı hep birlikte yeniden Atatürk Devrimleri hedefiyle birleşiyoruz.

12.12.2016

Lütfü Kırayoğlu

Top