Mondros Mütarekesi, Musul ve Osmanlı

Mondros silah bırakışmasının 98. yılındayız. Osmanlı hayranları Mondros’taki ağır koşullardan söz etmeksizin Lozan zaferinden “yenilgi” olarak söz etmeye devam ediyor.

Saldırgan Batı, Troya seferinden yaklaşık 3 bin yıl sonra 30 Ekim 1918’de Anadolu’nun bağrına bir kez daha hançerini saplıyor, bunu ifade etmek için Limni adasının Mondros limanında demirli Agamemnon zırhlısında ağır koşulları dikte ettiler. İşte bu nedenle Dumlupınar zaferi “Hektor’un öcüdür”.

Hektor’u yenen Miken kralı Agememnon’un adını taşıyan savaş gemisinde imzalanan sözleşmenin hangi koşulları içerdiğinden, ne imzayı atanların, ne de Osmanlı sultanının haberi vardı. Ancak Anadolu’da isyan Ateşini yakan Mustafa Kemal Paşa ve bir avuç arkadaşı, neler olabileceğini biliyordu. Bu nedenle Misak-ı Milli sınırlarını tayin ederken Mondros bırakışması sırasındaki mevzilenmeyi esas aldılar. Misak-ı Milli Erzurum ve Sivas kongreleri sırasında şekillendikten sonra İstanbul’da toplanan Meclis-i Mebusan tarafından Anadolu temsilcilerinin baskısı ile 28 Ocak 1920 tarihinde kabul edildi.

Ulusal Kurtuluş Savaşı zafere ulaşırken hep Misak-ı Milli sınırlarını dikkate aldı. Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olan Lozan Antlaşması imza edilirken Misak-ı Milli hedeflerinde tek eksiklik Musul ve Hatay konusunda olmuştu. Hatay sorunu Atatürk’ün ölümünden önce çözülerek topraklarımıza katılması ile son bulurken Musul sorunu günümüze kadar geldi.

Bugünün Osmanlıcıları Atatürk ve silah arkadaşlarına saldırırken Musul konusunun çözülememiş olmasını toptan bir yenilgi ile eşdeğer tutuyor. Hatta günümüz Osmanlıcılarına akıl verenler Kurtuluş Savaşında yenilmiş olmayı tercih edeceklerini ilan edecek kadar ileri gidebiliyorlar.

Öncelikle şunun altını kuvvetli bir şekilde çizmek gerekiyor; O günün Osmanlıcıları Misak-ı Milli hedeflerine ulaşılmasını engellemek için iç ayaklanmalar çıkartmak, düşmanla işbirliği hatta ulusal mücadelenin önderleri hakkında idam fermanı çıkarmak dahil her türlü ihaneti denediler. Engelleyemediler. Musul konusunun sürüncemede kalmasının nedeni ise 1925 yılında İngiliz desteği ile çıkarılan bir başka ihanet olan  Şeyh Sait ayaklanmasıdır.

Günümüz Osmanlıcıları, Musul’u gerekçe göstererek Lozan kahramanlarını pervasızca  eleştirip suçlamaya kadar gidebiliyorlar. Peki o zamanın Osmanlıları Musul konusunda ne yapmıştı?

Mondros bırakışmasına imza atanlar, İtilaf devletleri kuvvetlerinin o günkü sınırdan ileri geçmeyecekleri iyimserliği içindeydiler. Musul eyaleti de Mütareke öncesinde büyük bir direnme ile Türk ordusu denetiminde kalmıştı. Musul’da konuşlanan 6. Ordunun başında Ali İhsan Paşa vardı ve İngilizler daha mütarekenin ertesi gün Musul konusundaki niyetlerini ortaya koydular.

İngilizler Musul ve Zaho yöresindeki Hıristiyan tebaanın katledildiğini ileri sürerek 2 Kasım tarihinde Musul’un boşaltılmasını istediler. Ali İhsan Paşa buna direndi. Ne var ki Ali İhsan Paşa’nın direnişi İstanbul’dakiler tarafından takdirle karşılanacağına tam tersi oldu. İstanbul hükümetinin dirençsiz tutumunu gören İngilizler ileri yürüyüşlerini sürdürdüler. İstanbul Hükümeti Ali İhsan Paşa’dan Nusaybin’e çekilmesini istemişti. Ali İhsan Paşa büyük kayıplar vererek Nusaybin’e çekildi. 8 Kasım 1918’de şehre İngiliz Bayrağı çekildi. Şehir 15 Kasım’da boşaltıldı. Vilayetin tamamının boşaltılması ise 6 Aralık günü sona erdi.

Osmanlıcı tarihçiler Musul’un bu hazin hikayesini biraz silik şekilde anlatırlar. Biz hikayeyi Türk Tarih Kurumu tarafından çevrilen “Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri” adlı kitabın 32-35. sayfalarından derledik.

Musul konusunda direnen ve Soyadı Kanunundan sonra Sabis soyadını alan Ali İhsan Paşa’nın mükâfatı ne oldu? Ali İhsan Paşa, 9 Şubatta görevinden alındı. 6. Ordu, kolordu seviyesine düşürülerek 13. Kolordu adını aldı. İstanbul’a dönmekte tereddüt eden Ali İhsan Paşa bazı kayıtlara göre bir hile ile Harbiye Nazırı yapılacağı yalanı ile yola çıkarıldı. Daha Konya’da iken denetim altına alındı. 2 Mart günü İstanbul’a indiği anda tutuklandı. İngilizler tarafından teslim alınarak Malta’ya ilk sürülenler arasında yer aldı. Henüz İstanbul işgal edilip Meclis-i Mebusan basılmamıştı.

Ali İhsan Sabis ilginç bir Osmanlı paşası idi. İstanbul Cihangir doğumlu Paşa, Hareket Ordusu ile 31 Mart ayaklanmasını bastırmak üzere İstanbul’a giren birlikler arasında idi. Yani istibdat rejimine karşı idi. Malta sürgününden sonra Anadolu’ya gelerek Kurtuluş Savaşında yerini aldı. Bir ara Garp Cephesinde 1. Ordu Komutanlığına kadar yükseldi. Ne var ki Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’dan yaşça ve kıdemce büyük olmasını sorun etti. Aykırı hareketleri nedeni ile görevden alındı. Ordudan ayrıldıktan sonra siyasete atıldı. Alman hayranlığı ile anıldı. Çok partili yaşama geçildikten sonra Demokrat Partiden Afyon milletvekili seçildi. 1957 yılında 75 yaşında vefat etti.

Ali İhsan Sabis’in inişli çıkışlı siyasal yaşamı, Musul konusundaki kararlı tutumunu karartmıyor. Osmanlı devletinin Musul konusundaki teslimiyetçi tutumu ise yeni Osmanlıcıların bütün çabalarına rağmen gizlenemeyecek kadar açık. Musul konusunda açgözlülük yapan İngiliz belgeleri de gerçeği yansıtıyor.

Tarih bilmeyen yeni Osmanlıcılar taparcasına sevdikleri Osmanlının hatalarını görmezden gelerek Atatürk’e yakın silah arkadaşlarına saldırıyor.

Yeni Osmanlıcılar ABD’nin BOP planına direnen paşaları FETÖ desteği ile Silivri zindanına gönderdiler. Osmanlılar da İngiltere’nin BOP planına direnen paşaları Malta zindanına sürmüşlerdi. Tarih tekerrür ediyor…

Lütfü Kırayoğlu

 

27.10.2016

Top