Lütfü Kırayoğlu: Mezalim ve Hukuk

AKP iktidarı hukuk sistemimizi bir kez daha kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemeye hazırlanıyordu ki 15 Temmuz darbe girişini patladı. Darbe girişimine karıştıkları iddiası ile bir anda üç bine yaklaşan yargıç ve savcıya görevden el çektirildi. Soruşturmalar başladı bazılarına gözaltı uygulandı ve önemli bir kısmı tutuklandı.

 

Hukuk sistemimiz içinde gerçekten bu kadar çok cemaatçi var mı bilemiyoruz. Eğer var ise bunun sorumlusunun “ne istediniz de vermedik” diyenler olduğunu çok iyi biliyoruz. Yok, eğer darbe girişimini fırsat bilerek adalet sistemi içinde beğenmediklerini temizleme isteği var ise bu da bir süre sonra anlaşılacaktır.

 

Kuvvetler ayrılığı prensibine tahammül edemeyip yasama ve yargıyı yürütmeye bağlamak isteyenler her fırsatta “referanslarının İslam” olduğunu söylüyor. Acaba İslam’ın en parlak çağlarında hukuk nasıldı ve hukuk ile yürütme arasında hangi ilişki vardı?  Yüksek mahkemelerin durumu ne idi ve bu mahkemelerin Halife’den ve Sultan’dan bağımsız kılınması için ne gibi önlemler alınıyordu?

Mezalim deyince her ne kadar aklımıza zulüm ve eziyet geliyorsa da, yazımızın başlığında yer alan Mezalim, İslamiyet’teki Yüksek Mahkemenin adı.  Mezalim; sözcük olarak mazleme’nin çoğulu. Mezalim Divanı son derece önemli bir görev yapıyor. “Onun sayesinde, zalime karşı, mazluma adaleti sağlamak, haklıyı haksızdan ayırmak, güçlüye karşı zayıfı korumak, ülkede adalet esaslarını sağlamakla mümkün olur”

Doğan Avcıoğlu’nun beş ciltlik “Türklerin Tarihi” adlı eserinde, 1214. sayfada KUDRETLİLERİ YARGILAYAN MAHKEME bölümünde, bu konu anlatılıyor. Avcıoğlu’nu kabul etmeyenler İslam Ansiklopedilerinin Mezalim Divanı bölümünde benzeri anlatımları bulabilirler. Avcıoğlu’ndan dinleyelim: “Abbasiler döneminde ortaya çıkan başka bir yargılama alanı ‘Mezalim’dir. İlke olarak mezalim, halife ya da delegelerinin halifeye ait olan yüksek adalet hakkını kullanmasıdır. Bu hak bazı durumlarda, kullanılabilir. Fakat gerçekte mezalim, esas itibarıyla şeriatın dar uygulamasının dışında kalan olaylara uygulanır. Kudretlilerin yetkilerini aşıp zayıfları ezmesi, devletin ve vergi memurlarının yolsuzluk yapması gibi, kadı adaletinin yetersiz kaldığı durumlarda ‘Mezalim Divanı’ harekete geçer. Hatta bazen kadıların adaletsizliğini düzeltmek de mezalime düşer.

“…Kamuoyunun gözünde iyi hükümdar vaktinin büyük çoğunluğunu mezalime ayıran kişidir… Nizamülmülk, halkın haklarını korumak için casus kullanan bir hükümdarı över. Halktan biri, emanet bıraktığı 20 bin altını yürüten Bağdat Kadı’sından casusa yakınır… Casus, olayı Sultan’a duyurur. O da ustaca bir tertiple kadıya suçunu itiraf ettirir. Ulemadan bu kişiyi öldürtmez, ama malını mülkünü alır.

“Nizamülmülk, bir Sasani hükümdarının, yetkililer halkın doğrudan sultana başvurmasını engellemesinler diye sarayında çok uzun bir zincire bağlı çan astırdığını yazar. Hükümdarın ülkesinde adalet tam olduğundan 7,5 yıl çanı kimse çalmaz. Sonunda uyuz bir eşek çalar. Derhal eşeğin sahibi bulunur ve hayvana iyi bakması sağlanır.”

AKP iktidarında şikâyet çanları öylesine şiddetli çaldı insanlar suçsuz yere o kadar uzun süre zindanda yattılar ki, ülkeyi yönetenlerin kulakları sağır oldu. Feryatları duymaz oldular. Bu arada cemaat mensubu yargıç ve savcılar bu gün ortaya çıktığı gibi kendi hain emelleri için alan boşalttılar.

 

Bugün cemaat yargıçlarından şikâyet eden ve “referansı İslam olanlara” Mezalim Divanı’nın nasıl çalıştığını ve o dönemdeki yargıçların (kadı) geçimlerini nasıl sağladığını Doğan Avcıoğlu’nun “Türklerin Tarihi” adlı kitabından aktarmaya devam edelim.

“…Sasani İmparatorluğunda herkes, her ayın başında 7 gün, hükümdara ve devlet görevlilerine yakınmalarını bildirme hakkına sahiptir. İmparator, yılda 2 gün bütün halka açık toplantı düzenler. Toplantı tarihi herkes gelebilsin diye çok önceden açıklanır. Hükümdar ve Baş Yargıç olan dinsel lider, kimsenin girişi engellenmesin diye çevreye güvendikleri kişileri koyar. Girişi engelleme, tanrıya ve hükümdara karşı en büyük suç ilan edilir. Herkes girer, şikâyetler sunulur ve incelenir. Yargılamaya, eğer hakkında şikâyet varsa İmparatordan başlanır. İmparator, şikâyetçi kişinin yanında yer alır ve baş yargıç olan dinsel liderin önünde diz çökerek konuşur.

” Hükümdarın suçu Tanrının gözünde bütün suçların en büyüğüdür. Zira Tanrı onu, adaletsizliklere karşı halkını korumakla görevlendirdi.

“Sonra şikâyet incelenir. Eğer hükümdar haksız bulunursa, haksızlığını düzeltir. Kral haklı görülürse davacı cezalandırılır.

“İşte mezalim bu İran örneğinden esinlenir ve Abbasilerden sonra İslam devletlerinde uygulanır. Abbasi Halifeleri ve daha sonra Baş Kadı, halkın dertlerini dinler ve davalarına bakarlar. Bazı Türk İslam Hükümdarları davalara bizzat bakarlar.

” Sade halkın bir sürü barajı aşıp hakkını arayabilmesi, hatta buna cesaret edebilmesi kolay değildir. Bununla birlikte, mezalim ve kadı sistemi, o çağdaki Batı örnekleriyle karşılaştırılırsa ‘İslâm’ın en sağlam yapıtlarından biri sayılabilir’. Kadı’nın adalet dağıttığı alanlar, şeriatın politika ile en az karıştığı kesim olduğundan, kadı, göreceli bağımsızlığını korur. Ayrıca, ordu ve maliye gibi siyasal görevler ile adliye görevleri, birbirlerinden genellikle ayrı tutulur. Feodal Batı’da küçüklü büyüklü senyörler, yargılama yetkisini tekellerinde tutarken, İslam ülkelerinde kılıç ve kalem sahiplerinin kadılık yapmasına izin verilmez. Kadının geçimine ayrılan mali kaynaklar dahi ilke olarak ayrıdır. Böylece yargıcın idareden bağımsızlığı sağlanmaya çalışılır.”

O gün için medeniyetin en ileri hukuk sistemini günümüzde öneriyor değiliz. Yargı içinde cemaat örgütlenmesi de kabul edilemez. Ancak, “referansım İslam’dır” diyenlerin, yüksek yargıçlarla çay toplama törenlerinden sonra tüm yargıçları sarayda toplama girişimini anlayamıyoruz…

 

24.07.2016

 

Lütfü Kırayoğlu

Top