Kaç Çocuk Daha Ölecek? Kaç Tarikat Yurdu Var?

 

Adana Aladağ’da ana kuzusu çocuklar cayır cayır yakıldı. Kaza falan değil. Göz göre göre, denetimsiz tarikat yurtlarında bilerek yakıldı. Yakılmasaydı, tecavüze uğrayacaklar, ya da bina çökmesi sonucu ölecekler, yine de kurtulurlarsa tarikatlar, cemaatler eli ile ortaçağ karanlığında kaybolacaklardı.

 

Aladağ’daki yurt yangını tam da, Cumhuriyetin en önemli devrimlerinden biri olan Tekke ve Zaviyelerin kaldırılmasının 91. yılında, kamufle edilmiş bir tekke olan tarikat yurdunda meydana geldi. İktidardaki AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Yasin Aktay, Anayasa koruması altında böyle bir Devrim Yasası yokmuş gibi davranarak yurdun bir tarikata ait olduğunu itiraf ederken, tarikatı da savunmuş oldu. Aktay “ Bir cemaate ait olması da bu yangının sebebini açıklamaz” diyerek yangının temel nedeninin denetim yapılamayan tarikat yurtları olmadığından hareketle bu tür yurtların varlıklarını sürdüreceğini belirtmiş.

 

Ülkenin “milli” eğitim sistemi bu türden ne kadar yurt olduğunu bilse bile açıklamıyor. Tam tersine gizliyor. Türk halkı bu türden yurtların varlığını tüp patlamasıyla binalar çöktüğünde, çocuklar tecavüze uğradığında, ya da yurtlar yandığında öğreniyor. Gerçek sayıyı öğrenmek için bütün yurtlarda faciaların yaşanmasını beklemek gerekmiyor.

 

Gözlerden kaçan bir başka tesadüf, facianın yaşandığı gün Ankara’da 28 Şubat Davası olarak adlandırılan “kumpas” davasının duruşması yapılmıştı. Bu davada yargılananların en büyük “suçu” bundan tam 20 yıl önce ülkemizde ne kadar tarikat yurdu olduğunu, bu yurtların hangi tarikatlara ait olduğunu gerçekçi bir şekilde saptamış olmalarıydı. Bu saptamaları yapanlar bu yurtlara ek olarak kentlerin ara sokaklarına serpiştirilmiş cemaat evlerini de vatandaşların bilgi ve desteğine başvurarak saptamışlardı. Bu yurtların bir kısmı bazı illerdeki dirayetli valiler sayesinde, bir de jandarma bölgelerinde Cumhuriyete bağlı jandarma komutanları marifetiyle kapatıldı. Bu valiler bir daha aktif görev alamadılar. Jandarma komutanlarından öne çıkanlar da “kumpas” davalarında yargılandı.

 

Devlet, o dönemde devlet olmanın gereğini yerine getirmiş, ancak daha sonra iktidara ortak olacak olan cemaatler bu doğru ve haklı önlemin “hesabını” öyle bir sordular ki, bir daha hiçbir kamu görevlisi bu tür tarikat yurtlarını ne saptamaya, ne denetlemeye kalkabildi. Kapatma konusunu ise ağza almak bile olanaksızdı.

 

Bu tür yurtların bir kısmı kentlerin varoşlarında, kaçak yapıların bol olduğu denetimsiz semtlerde açılıyor. Bir kısmı ise kuş uçmaz kervan geçmez denilebilecek yerlerde, çocukların ailelerine bir çuval un, bir torba bulgur verilerek “çocuğum ilim ve iman sahibi olacak” rızası ile öğrenci kaynağı yaratılan bölgelerde açılıyor. Ülkenin az gelişmiş bölgeleri bunlarla dolu. Batı illerimizde turizm bölgelerine ulaşan arka yollarda dağların yamaçlarında kurulu ıssız köylerde kahverengi tabelalarla işaretlenmiş “….Baba Türbesi” yazan mahallerde tek başına duran 5 ya da 6 katlı bir bina görürseniz, biliniz ki burası bir tarikat yurdu ya da yatılı Kuran kursudur.

 

Tekke ve Zaviyeleri yasaklayan 677 sayılı Devrim  Yasası nedeni ile bazı istisnalar dışında hiçbir tekkenin kapısında “tekke” yazmıyor. Her yatılı Kuran Kursu bir tekkedir. İstisnai olarak kapısına “tekke” yazanlar ise binanın “tarihi” olmasından yararlanarak açıkça tekke olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

 

Adana’nın Aladağ ilçesindeki facia göz göre göre gelmiştir. Tesadüfle, kaza ile, takdir-i ilahi sözleri ile açıklanamaz. Bu tür facialar yaklaşan Marmara depreminden daha kaçınılmaz gerçeğimizdir. Marmara depremine hazırlanarak can kaybını önlemek olasıdır. Aileleri ve öğrencileri bu yurtlara mahkum eden koşulları ortadan kaldırmadığımız sürece çocuklarımız bu çağ dışı odaklarda can verecektir.

 

Cumhuriyetin Devrim Yasaları, yeniden hükmünü yürütmedikçe, çocuklarımız yanarak ölmekten, tecavüzden ve Ortaçağ karanlığından kurtulamayacaktır. Bu çocuklarımızı kurtarabildiğimizde ülkemizin geleceği de kurtulacaktır.

 

30.11.2016

 

Lütfü Kırayoğlu

Top