Lütfü Kırayoğlu: Hiroşima Üzerinden Dünyayı Tehdit

Bazı büyük cinayetlerde kurban, ya da kurbanlar, görünürdekinden çok farklıdır.

Hrant Dink cinayetinde, Danıştay cinayetinde, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki aydın  cinayetlerinde olduğu gibi…

Bu cinayetlerin şüphesiz en büyüğü, 71 yıl önce Hiroşima ve 3 gün sonra Nagasaki’de işlendi. Cinayetin görünürdeki nedeni İkinci Paylaşım Savaşının saldırgan ülkelerinden Japonya’yı teslim almak, görünürdeki hedefi de Japon halkı idi. Atılan 2 bomba yüz binlerce masum insanı yaşamın dışına itti.

İlk kez, üstelik de kentlerde, insanlar üzerinde denenen bu korkunç silahın esas hedefi ise bütün insanlık, özellikle de ezilen Dünya ülkeleri ve halkları idi.

Üzerinden 71 yıl geçti. 6 Ağustos 1945 günü Japonya’nın Hiroşima kenti korkunç bir patlama ile sarsıldı. Dünya daha önce böyle bir patlamaya tanık olmamıştı. Patlama ile birlikte, önce ışık, ardından ısı, nükleer radyasyon, basınç ve rüzgâr etkileri ile 80 bin kişi hemen öldü. Kısa süre sonra da bu rakam 140 bine çıktı. Patlamadan 60 yıl sonra süren etkilerle birlikte ölü sayısı 250 bini geçti.

Bu patlamadan 3 gün sonra, bu kez Nagasaki kentine, benzer bir bomba atıldı. Bu kentte de kısa süre içinde 74 bin kişi yaşamını yitirdi. Sonraki yıllarda radyasyon ve diğer etkilerle ölenleri de eklediğimizde,  sayı, 143 bine ulaştı.

Teslim olmak üzere olan Japonya’ya atılan 2 bomba, aslında sadece Japon halkını teslim almak için atılmadı. Hiroşima’ya ilk bomba atıldığı anda bütün dünya halkları tehdide uğradı. Bombanın korkunç etkileri on yıllar boyunca konuşuldu. Çaresiz insanların başına gelen felaketi iyi niyet ve acıma duygusu ile anlatmak bile bombayı atan ABD’nin korku imparatorluğunu beslemeye hizmet etti.

ABD’li askeri uzmanlar, bombayı atmak için etkisinin en fazla olacağı, insanların en yoğun olarak dışarıda olacağı işe gidiş saati seçilmişti. Hiroşima kenti bombanın yıkıcı etkisinin en çok olacağı yerdi. Etkinin en yüksek olabilmesi için rüzgârın en uygun estiği an seçilmişti. Bir cerrahın hastasını yaşama döndürmek için göstereceği titizlik, yüz binlerce insanı öldürebilmek için gösterilmişti.

Atom çekirdeğini parçalamak için geceli gündüzlü çalışan bilim insanları da şaşkındı. Uranyum çekirdeğinden bir Frankeştayn yarattıklarını anladıklarında iş işten geçmişti.

Bomba sadece Japon halkına değil, dünya halklarına atıldığı için propaganda gücü, yıkıcı gücünden fazla olmuştu.

Dünya on yıllarca bu propaganda ve dehşet dengesi üzerinde durmaya çalıştı. Bu korkunç silahın dehşeti ile yaşayanlar, bombaların atıldığı yerlerin bir de işgal edilmesi gerekeceğini,  bunun da öyle kolay olmayacağını düşünmediler bile.

Ancak ezilen uluslar zaman içinde Atom bombasından korkmamayı öğrendiler. En güçlü atom silahları bile haklı mücadeleler karşısında etkisiz kaldı. Bunun ilk ve en büyük örneği Vietnam’da yaşandı. Vietnam’a atılan yüz binlerce ton bomba ve bir atom bombasının atılması olasılığı, Vietnam halkının mücadelesi karşısında etkisiz kaldı.

Daha sonraları, ele geçirdikleri kentlerin yıkılmasını engellemek için Nötron bombası keşfettiler. O  da ezilen ulusların mücadelesini durduramadı.

Şimdilerde nükleer tehdit sürse de, Dünya jandarması ABD ve müttefikleri, yeni savaş stratejileri ve yöntemleri geliştiriyorlar. Artık vekalet savaşları ile ezilen ülkeleri birbiri ile vuruşturmaları yetmiyor, aynı ülkenin halkını ırk, inanç, renk gibi yapay ayrımlarla vuruşturuyor, turuncu “devrimler” tezgahlıyorlar. Ülkemizde yaşanan son darbe girişiminde görüldüğü gibi silahlı kuvvetler içinde örgütlenerek Türk ordusunu bölüyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar, ne tür tehditlerde bulunurlarsa bulunsunlar zorbalıkları sonsuza kadar sürmeyecek. ABD, Hiroşima ve Nagasaki üzerinde bombalar patlattığı günden bu yana da saldırdığı bütün ülkelerde yenilgiye uğradı.

Yine yenilecek…Yine biz kazanacağız…

 

04.08.2016

 

Lütfü Kırayoğlu

 

Top