10 Nisan Laiklik Günü

10 Nisan Laiklik Günü:

Demokrasinin Özü Laikliktir…

 

10 Nisan 1928, Türkiye Cumhuriyetini yönetme iddiasındakilerin görmek istemedikleri, unutturmak için ellerinden geleni yaptıkları önemli bir gün. Cumhuriyet tarihimizin ve devrimlerimizin en önemli köşe taşlarından biri.

Genç Cumhuriyet, hayatın değişik alanlarında devrimlerini hızla sürdürürken önlerine her zaman bir engel çıkıyordu. Laiklik ilkesindeki hayata geçmemiş olması…

 

9 Nisan 1928’de, Başbakan İsmet Paşa ve 120 arkadaşının verdiği kanun teklifi ile 1924 Anayasası’nın 2. maddesindeki “Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır, Resmi Dili Türkçedir, Makamı Ankara şehridir” cümlesi  değiştirilerek metinden  “İslam dini” çıkartılıyordu.

Yine 1924 Anayasasının 16. maddesindeki, milletvekillerinin yemini ve 38. maddesindeki Cumhurbaşkanının yemininden “Vallahi” sözcüğü ile, aynı şekilde 26. maddede yer alan “din işlerinin düzenlenmesinin TBMM’nin görevleri arasında sayılması” da kanun metninden çıkartılıyordu.

9 Nisan 1928’de 1924 Anayasası’nın bu dört maddesinde yapılan değişiklik 264 üyenin oy birliği ile kabul edildi. Bu değişiklikler 10 Nisan 1928 tarihli Resmi Gazete’de 1220 sayılı yasa olarak yayınlandı ve yürürlüğe girdi. 5 Şubat 1937’de bir adım daha atılarak laiklik ilkesi Anayasa’ya girdi.

 

Böylece artık hiçbir devlet işi din referansı ile görülmeyecekti.

 

Devletlerin ortaya çıkışı ile birlikte yönetme erkine sahip bütün egemenler yönetme güç ve yetkisini tanrı adını verdikleri ilahi kaynaktan aldıklarını söylemişlerdir. Çok tanrılı dinlerden, tek tanrılı dinlere ve değişik tapınma biçimlerine sahip devletlere kadar yönetme yetkisi bu şekilde kullanılmış, halen pek çok ülkede de  kullanılmaya devam edilmektedir.

 

Yönetme güç ve yetkisinin tanrısal olduğuna ilk güçlü itiraz 1789 Büyük Fransız Devrimi ile olmuş, devrim esas olarak kilise ve kraliyet rejimini hedef almıştır. Fransız devrimine bütün krallık rejimleri ile göksel inanç sistemlerinin düşman olmasının nedeni de budur.

 

Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşları da, 23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisini açarken yetkiyi padişahtan değil ulustan alarak çok önemli bir adım atmışlardır. Bu adım sadece işgal altındaki bir ülkeyi kurtarmanın adımı değil, bin yıllardır süren bir düzene de baş kaldırmadır. Nitekim bu devrimci meclis hızla bir Anayasa yapmış ve 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa “Egemenlik bila kaydı şart milletindir” sözcüğünü metnine kazımış, meclis duvarına asmıştır. Bugün “Egemenlik Kayıtsız şartsız Milletindir” şeklindeki bu temel ilke pek çok kişiyi rahatsız etmekte ve acıdır ki rahatsız olanların önemli bir kısmı yönetme makamındadır.

 

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın zafere ulaşmasından hemen sonra Anayasanın ruhuna işleyen bu sözcüğe uygun olarak 1 Kasım 1922 günü güçlü bir irade ile saltanat kaldırılmış, 3 Mart 1923 günü, hilafet kaldırılmıştır. Nihayet 10 Nisan 1928 günü de Anayasanın özüne aykırı olan “devletin dini” kavramı ile yemin şekli de Anayasa metninden çıkarılmıştır.

 

Anayasadaki bu çelişkili durum Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyeti kuranların önünü hep kesmiştir. Mustafa Kemal Atatürk Büyük Nutuk’ta 16 Ocak 1923 tarihinde İzmit’te yapılan ve 12 saat süren ünlü gazeteciler buluşmasında karşısına çıkan çelişkiyi uzun uzun anlatır ve “devletin dini” konusunu ilk fırsatta çözeceğini söyler. Nitekim Büyük Nutkun okunmasının üzerinden 6 ay geçmeden 10 Nisan 1928 tarihinde Anayasada yapılan değişiklik ile bu önemli çelişki ortadan kalkar.

 

Günümüzde 10 Nisan “Laiklik Günü” kutlamalarına karşı çıkıp bu önemli günü unutturma çabası içinde olanların kutsal inançları nasıl kullandıklarının her gün yeni bir örneğini şaşkın bakışlarla izliyoruz. Aldıkları kararları kutsal ve tartışılmayacağı söylenen inançlara dayalı hale getirerek itirazsız bir yönetim özleyenler demokrasinin özünün laiklik olmasına tahammül edemiyorlar.

 

Biat kültürü, bu nedenle  egemen kılınıyor. Bu nedenle  “reise mutlak itaat” ile demokrasiye son veren anayasa değişiklikleri tereddütsüz onaylanıyor. Böylece kendi yetkilerine son veren bir meclis, kendi varlığına son veren anayasa değişikliklerinin reklamını yapan bir başbakan ortaya çıkabiliyor.

 

Demokrasinin özünün laiklik olduğunu anlamak için laikliği ve demokrasiyi yitirmek ancak ahmakların yöntemi olabilir.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

08.04.2018     

 

Top