Şehit Evlerinin İçi ve Dışı…

 

Ülkemizin değişik köşelerinden her gün kalkan  şehit cenazeleri “Askerimiz Fakirdendir” türküsünü doğruluyor. Gecekondu bile denilemeyecek viranelerden vatan görevi için loşmuş kınalı kuzuların, canlarını verdikleri vatanda sığınabildikleri toprak parçasını içimiz sızlayarak görüyoruz. Şehit çocuklarının ya da babalarının ayaklarının çıplak olduğu bazı acar foto muhabirleri sayesinde görülebiliyor.

Şehit evleri, şehit ailelerinin yoksulluk tablosu bir ya da iki gün basının ilgisini çekebiliyor. Daha sonra sayıları artık on binlerle ifade edilen bu evler, acılarıyla baş başa bırakılıyor. Aileler mi acılarının ve yoksulluklarının görülmemesi için duvarlar örüyor? Bizler mi eğreti gecekondu duvarlarını aşıp içinde yaşananları göremiyoruz?

Yüz yılı aşkın süredir emperyalizm ile boğuşan Türk ulusu; asker, seferberlik, şehit ve gazileri için sözlü eserler vermiş olsa bile, bunca şehide rağmen acılarını hikaye edememiştir. Şehit cenazelerinin geldiği, ya da hiç gelemediği yoksul evlerde geriye kalan şehit yalınları, yaşanan acıları kağıda dökememiştir. Elbette bu onların bir eksiği de değildir. Bu yoksul evlerde yaşayanlar, bırakın yazmayı, çoğunlukla okuma alışkanlıklarına bile sahip değildir.

Yoksul evlerde yetişip yazma denemesine girişenlerin başlarına neler geldiği ise ülkemizin  bir başka  acı gerçeğimizdir.

Oysa Batılı yazarlar içinden birinci ve ikinci paylaşım savaşlarında yaşananları gelecek kuşaklara aktaranlar çıktığı gibi, bazı yazarlar bizzat savaşın içinde yer almıştır. Sovyet Devrimi sırasında yaşanan iç savaş, İspanya iç savaşı, Çin Devrimi, Vietnam savaşı da ardında pek çok eser bırakırken yaşanan acıları da bizlere aktarabilmiştir. Özellikle İkinci Paylaşım Savaşı sırasında yaşananların pek çoğu, hatta burnumuzun dibindeki Balkanlar da Partizanların direnişleri kitap sayfalarında kalmayıp sinemaya da aktarılmıştır.

Ülkemizde çok iyi tanınan Cengiz Aytmatov’un eserlerinde de bu acıları içimizde en canlı haliyle duyabiliyoruz. Aytmatov’un “Toprak Ana” adlı eserinde devrime inanmış tipik bir Kırgız köylüsü olan Savankul ile eşi Tolgonay’ın savaş çıktıktan sonra yaşadıkları acıları şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Savaş başlayınca önce Savankul’un büyük oğlu Kasım, genç karısı Aliman’ı geride bırakarak cepheye gider. Ardından öğretmen olmak için uzaklara giden ortanca oğul Muslubek de askere alınır. Baba Savankul’u küçük oğul Caynak’ın cepheye gidişi izler.

Ortanca oğul Muslubek’i cepheye götüren asker treni kasabadan geçmeden önce gelen telgraf üzerine anne Tolgonay ile evin gelini Aliman kasabanın tren istasyonuna koşarlar. Ancak asker treni istasyonda durmayarak hızla yoluna devam eder. Muslubek hızla geçen trenden annesine ve yengesi Aliman’a seslenebilmiş ve anı olarak asker şapkasını fırlatabilmiştir.

Bundan sonrası hep acı hep özlemdir. Baba ile büyük oğul Kasım’ın acı haberi birlikte gelir. Ortanca oğul Muslubek’in bir Alman cephaneliğini havaya uçurduğu sırada öldüğü duyulur. Paraşütçü olan küçük oğul Caynak ise bir daha hiç haber alınmamak üzere kaybolmuştur. Bir tek ev 4 erkeğini de savaşa kurban etmiştir. Önceleri yıkılan 2 dul kadın, bir süre sonra ayağa kalkmaya karar vererek yaşama tutunurlar. Aliman acı şekilde can verse de…

Ülkemiz bu savaşın dışında kalarak bu acıları yaşamasa da savaştan 40 yıl sonra başlayan terör belası nedeniyle on binlerce evinde şimdi benzer acıları yaşıyor. Ancak bizler harap gecekonduların eğreti duvarları arkasında yaşanan acıları yeterince anlayamıyoruz.

Yapılan büyük cenaze törenleri, atılan nutuklar, öfkeli sloganlar, bağlanan şehit maaşları ise acıları dindirmiyor. Şehitliklere yolumuz düştüğünde gözü yaşlı anaların yıllar önce toprağa verdiği evlatlar için yıllardır nasıl gözyaşı döktüğünü görebiliyoruz.

Ülkemiz bütün bu acılar ve acılara eklenen büyük sorunlara rağmen umut ile yeni bir yıla girmeye hazırlanıyor. Şehit yakınlarının evlerinde, aynı umut, aynı heyecan olamadığı bir gerçek. Acılarını paylaşmak için ne kadar çaba içinde olsak da onları anlayamayız.

Bütün acılara rağmen acı dolu evlere de yeni yılda umutlu aydınlık günler diliyoruz.

Bütün ülkemize olduğu gibi…

Lütfü Kırayoğlu

 

30.12.2016          

Top