LOZAN’I UNUTMAMAK!

Lozan, ülkemizin mihenk taşı, uzun ve sancılı Kurtuluş Savaşı’nın yazıyla taçlandırılmış onur abidesidir. Mondroslar, Sevrler ile fiilen çöküşün ve yok edilişin kıyısına getirilmiş bir ülkenin silkinişinin, ayağa kalkışının ve direnişinin adı konmuş, hakkı teslim edilmek durumunda kalınmış bir tarihsel mücadele ve kazanım belgesidir.

 

Umutsuzluk ve karamsarlığın ters çevrilip, işgalin bağımsızlıkla yer değiştirmesine yol açan Kurtuluş Savaşı; bu başarısının ardından, kuruluş ve kuruluşun önderlerince bu sefer de masada bir Kurtuluş Savaşı vermeye yöneldi.

 

Azmin, kararlılığın, diplomatik maharet, jeostratejik hamlelerin iç içe harmanlanması sonucunda, uzun müzakerelerin ardından, o klasik deyişle söylersek, “yedi düvele” karşı verilen mücadele başarıya ulaşmış ve Lozan, savaşlar ve gerileyişlerle her yeri talan ve tarumar edilmiş ulusumuza, uzun on yıllara dayanan bir iç huzur ve iç barışın kapılarını aralamıştır.

 

Lozan’ın 24  Temmuz’da imzalanmış metninin Birinci Maddesi, “İşbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, bir yandan İngiltere İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Sırp-Hırvat-Slovan Devleti ve öte yandan Türkiye Cumhuriyeti arasında” diye başlar… dikkat edildiğinde dönemin iki kibirli, güçlü ve emperyal devleti, İngiltere ve Fransa’nın da içinde bulunduğu devletler, Kurtuluş Savaşı’nı ve onun kazanımlarını diplomasi sahasında kabul etmek durumunda kalıyor, bağımsızlığımızı, istemeye istemeye kabul etmek durumunda kalıyorlar. Buraya özellikle bir mim koyalım bu yüzden.

 

Osmanlı’nın Viyana Kuşatması ile durağanlaşan, 1699 Karlofça Andlaşması ile toprak kaybı başlatan, ardından nice savaş ve anlaşma ile sürekli toprak kaybeden mecalsiz ve küçülmüş varlığı, 20. yüzyılın başında Anadolu’ya sıkışmış varlığı, Balkan Harbi ve Birinci Paylaşım Savaşı ile tehlikeye girmemiş miydi?

 

Cahit Külebi’nin bir şiirinde, “Ne bulutlar gitti, ne padişahlardan bir haber geldi. Kemal Paşa derler bir yiğit vardı. Bu sefer de millet türkülerle Kemal Paşaya haber saldı.” dediği günlerin içinden geçilmiyor muydu?

 

İşte Samsun’a çıkış, Amasya Tamimi, Erzurum, Sivas kongreleri, Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, İnönü, Sakarya savaşları, Başkumandanlık Meydan Muharebesi ile uzun zamanlar tarihi içinde hüküm icra eden tarihimizin ve haklılığımızın altın sayfalarının yazılması. İşte bu sayfaların ebedi bir barış ile mühürlenmişliğinin adıdır Lozan.

 

O güne değin ülkeleri masa başında bölüp parçalama mahareti, cinliği ve zalim müdahalelerin adresi ülkelerin, mazlum bir ulusun şahlanışı ve dünya uluslarına sonraki yıllarda örnek olacak mücadelesini kabullenmek ve sineye çekmek durumunda kalışları her şeyden evvel zaferimizin, diplomatik zafer olarak tebrik ve tescili anlamına gelmiyor mu?

 

Bugün Lozan sayesindedir ki, neredeyse koca bir yüzyılı dolduran bu andlaşma sayesindedir ki, ülkemiz dış müdahaleden ve onun enerji, kaynak ve insan götüren tuzaklarından uzak durabilmiştir. Böyle olduğu halde bazı masabaşı çok bilmişleri ve cambazları, Lozan’a oturdukları sıcak koltuklarında dil uzatabilmektedirler. Oysa yuh ve eyvah onlara. Halbuki unuttukları şey, onlara o sıcak koltuğu ve atıp tuttukları masayı sağlayan gücün, ihtişamın, çerçeve andlaşmanın Lozan olduğudur. Bu söz dolandırmaktan öte iş yapmayanların, tarihte sahip çıktıklarının kazandıkları kısmi zaferlerden sonra dahi toprak kaybedişlerindeki aczi ve trajediyi görmek istemeyişleri çok manidar değil midir? Oysa, tarihen sahip çıktıklarının yaşadıkları trajediyi, onlar, “cambaza bak” diyerek, Lozan’a bakmaya kalkışarak telafi etmekte, eskilerin trajedisini şimdi bir komedi sahnesi içinde canlandırmaktadırlar.

Tarih ciddi bir iştir, çocuk oyuncağı değildir. Kanın boydan boya suladığı Anadolu toprağında, o kanı dökülmüş ulusun çocukları, o kanı durduran Mustafa Kemal’in ve mücadele arkadaşlarının Lozan’da başı dik, kimseye bağlı ve bağımlı olmayan, kapitülasyon hileleri ile iliklerine kadar soyulmuş bir ülkeyi selamete çıkarıp tarihe altın harflerle kazıdığını çok iyi bilmektedirler…

 

Şimdi Lozan’ın lafzına olduğu kadar, onun projeksiyonuna, bağımsızlıkçı ruh hallerine yeniden sahip çıkma zamanıdır.

 

Dünya bugün, görünüşte bağımsız, ama siyaset ve ekonomide boyunduruk altında nice devletle doludur. Lozan ile kendi göbeğini kesmiş Türkiye Cumhuriyeti bu dayatmalara karşı uzlaşmaz bir duruş sağlamalıdır. Lozan bize asıl güvencenin her alanda bağımsızlıkçılık olduğunu göstermedi mi? O halde, Lozan’a bugün sahip çıkmak demek, ülkemiz üzerindeki her türden hegemonik ilişkiyi reddetmek demektir.

 

Lozan güçlü devletler karşısına adil ve kendi haklı talepleriyle çıkanların eninde sonunda kazandıklarının bir göstergesi değil midir? Ve bu göstergeye bakıp cesaret ve geleceğe bakma gücü elde eden pek çok ulus, işgalci devletlere karşı çıkıp, kafa tutup, hak talep etmemiş midir? İşte bu, diğer uluslara örnek olma hali de Lozan’a ve onun yol gösterici dehası Mustafa Kemal’e aittir. Bu bizim daima bir iftihar vesilemizdir.

 

Lozan, sevinçlerimizin bayrağı, çocuklarımızın neşesinin teminatıdır. Bu sevinç ve neşeyi bozmak ve boğmak isteyenlerin karşısında daima bağımsız ruh sahipleri olarak dikilmeye devam edeceğiz… Çünkü Lozan bize, yaşanan kaosu ve onun dipsiz kuyulardaki acılarını bir daha yaşamamayı hatırlatır ve bu yüzden Lozan unutmamaktır ve biz Lozan’ı unutmayacağız…

 

Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz

 

Atatürkçü Düşünce Derneği GYK Üyesi

 

[email protected]

 

Top