LOZAN VE CUMHURİYET

  Lozan Barış Antlaşması’nın 95. yıldönümünü kutluyoruz. Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın kazanılmasından sonra, 24 Temmuz 1923’de, yenilen devletler ile İsmet Paşa’nın başkanlık ettiği Türk Heyeti arasında, Lozan Barış Antlaşması imzalandı.  Bu antlaşmayla vatanımızın sınırları çizildi. Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunlar çözümlendi. Kapitülasyonlar kaldırıldı. Kabotaj hakkı kazanıldı. Boğazlar, Osmanlı borçları, İstanbul’un ve Boğazların boşaltılması konusunda antlaşma sağlandı.

          Atatürk’ün dediği gibi: Lozan Barış Antlaşması, “Türk Milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın yıkılışını gösteren bir belgedir.”

          Lozan Barış Antlaşması ile “tam bağımsızlık” ve “ulusal egemenlik” temelinde kurulan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslar arası alandaki saygın yerini aldı. Lozan Barış Antlaşması, ideolojisi Kemalizm olan ulus devletimizin tapusudur.

          Lozan’dan sonra geçen doksan beş yıllık süreçte, emperyalizmin amacının değişmediği görüldü. Emperyalizm Lozan yerine Sevr’i getirme, vatanımızı ve milletimizi bölme işine devam etti, günümüzde de devam etmektedir.

          2002 yılında ülke yönetimine gelen siyasal iktidarın hedefi  “ileri demokrasi” idi. Ama siyasal iktidarın on altı yıl kesintisiz süren döneminin sonunda, seçimle rejim değişikliğine gidildi. Parlamenter Demokrasiden adı  “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak söylenen Başkanlık rejimine geçildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tasfiye süreci başlatıldı. Anayasaya, hukuka aykırı olarak, kanun hükmünde kararnamelerle, devlet yapısının yeni baştan düzenlenmesine geçildi.

          Anayasa, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü bir yana bırakıldı. Hükümeti denetim yolları kaldırılan ve yetkileri kısıtlanan TBMM devre dışı kaldı. Tüm kuvvetler tek kişide ve onun iradesinde toplandı. Bir Anayasa hukukçumuz demokrasiyle bağdaşmayan, demokrasiden uzaklaşan ve  “iktidarın devlet başkanının iradesine dayandığı yönetim biçimi olan bu rejimin adı Monokrasidir “ demektedir.

          Bu “Tek Adam” rejimine giden yolun taşları, Anayasa değişikliğini içeren, 12 Eylül 2010 halkoylaması ve 16 Nisan 2017 halk oylaması ile döşenmişti. 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve genel seçimleri sonunda, “Atatürk ve İnönü’nün CHP aracılığıyla kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin” rejim değişikliği de resmen gerçekleşti. Yeni rejimin “Kurucu Cumhurbaşkanı” da yüz bir pare top atışı ve “Saray”da tahta çıkma görüntüsünde düzenlenen törenlerle görevine başladı. Yaşadığımız günde doksan beş yıllık devletin alt-üst olma sürecine girdiği görülmektedir.

          Oysa yakın tarihimize baktığımızda, Emre Kongar’ın deyişiyle: “ İsmet İnönü bir Demokrasi kurucusu olarak tarihte eşi benzeri olmayan bir liderdir. Bütün yetkileri elinde toplamış bir Tek Adam iken sırf Atatürk’ün hedeflediği Demokratik Cumhuriyet idealini gerçekleştirmek, Atatürk Devrimlerini Demokrasi ile taçlandırmak için çok partili rejime geçmiş ve barışçı seçimlerle iktidarı muhalefete teslim etmiştir. Günümüzde ise, doksan beş yıl sonra, Atatürk / İnönü ve CHP tarafından kurulmak istenen Cumhuriyetçi Parlamenter Demokratik rejimden yeniden Tek Adam rejimine dönülmüştür. Bu da tarihe terstir. Türkiye’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti birikimine aykırıdır. “ Toplum geriye doğru gidişten, yarınların belirsizliğinden endişe duymaya başlamıştır.

          Atatürkçü Düşünce Derneği, yurdun her köşesindeki şubeleriyle, ulus devletimizin ideolojisi olan Kemalizm’in mücadele örgütüdür. Lozan Barış Antlaşması’nın 95. yıldönümünde inanç ve kararlılıkla diyoruz ki: Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti yıkılmayacaktır. Demokrasi mücadelemiz çağdaş ve uygar bir toplum hedefi için devam edecektir.

          Lozan bizim onurumuzdur! Yaşasın Lozan! Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Türkiye!

GÜNGÖR BERK

24.07.2018, ADD BDK ÜYESİ

Top