Laiklik ve Hastane İmamları

Laiklik ilkesi, çağdaş, demokratik, hukuk devletimizin temel taşlarından en önemlisidir. Bu ilke, “din ve dünya işlerinin ayrılığı” olarak, devrimle kurulan ulus devletimizin anayasasına 5 Şubat 1937 de girmiştir.

Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın deyişiyle, “dinler vicdanlarda ve mabetlerde kalacak; maddi hayat ve dünya işlerine karıştırılmayacaktır.” Bu doğrultuda hukuk kurumları, eğitim kurumları, kültür yaşamı, toplumsal yaşam aşamalı olarak laikleştirilmiştir. Laiklik, ümmet toplumundan ulus olmaya geçişte ulusal harcın çimentosu olmuştur. Farklı din ve mezheplere bağlı yurttaşların birlikteliğini güvence altına almıştır.

Laik devlette din devlet yönetimine, toplumsal ve siyasal alana karışamaz ama devlet din işlerine düzenleyici ve denetleyici görevini sürdürmek mecburiyetindedir.  Bunun için Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Bu kamu kuruluşunun görevi camileri yönetmek, vaaz ve hutbe düzenlemektir. Toplumsal değişim, çok partili döneme gelinceye kadar bu yolda olmuştur.

Çok partili dönemle birlikte laiklik anlayışında işler tersine gitmeye başlamıştır. Bu gün Sünni mezhep öğretisine göre şekillenmiş Diyanet İşleri Başkanlığı, bütçesi ve örgütüyle bir devdir. 2,5 milyar doları aşkın bütçesi birkaç bakanlığın toplam bütçesinden fazladır. Cami sayısı 86 bine ve imam sayısı 122 bine ulaşmıştır. (1,2 milyarlık Katolik Dünyasının temsilcisi Papalık bile bu kadar büyük bir personel kadrosuna sahip değil)  Vakıfları ve fetvalarıyla toplumsal ve siyasal yaşamda etkinliği artmıştır. Dinler ve inançlar karşısındaki tarafsızlığı sorgulanır hale gelmiştir.

Diğer yandan “Milli Eğitim”de laiklik karşıtı din öğretimine başlanmıştır. Laik öğretime seçenek olarak açılan İmam Hatip Okulları’nın sayısı her siyasal iktidar döneminde artmaktadır. Yılda 60 bin imam yetiştiren bu okullarda artık Devletin hâkimleri, savcıları, kaymakamları, Valileri dahil, yönetici kuşaklar yetişmektedir. Laikliğin yeniden tanımlanması ve yeni düzenin anayasası ülke gündemine gelmiş oturmuştur.

Bu gün ülkeyi, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğuna dair mahkeme kararı bulunan bir parti yönetiyor. Özgürleşen cemaatler toplumda cirit atıyor. Bir cemaatin devlet içinde “paralel” yapılandığı, sivil-asker aydınlara “kumpas” kurarak siyasal iktidara ortak olduğu görülüyor. Çoğu yasayla mahalleye dönüştürülmüş köylerde okulsuz ve öğretmensiz bırakılmış insanımız, eğitimsizliğin ve yoksulluğun verdiği bir umursamazlık, bir cahillik içinde uykuya yatmıştır. Siyasal iktidar on üç yıldır laik devletten emperyalizmin öngördüğü bir din devletine giden yolda yürüyor.

Günler böyle akıp giderken Diyanet İşleri Başkanlığı yeni tasarımlara imza atıyor. Birkaç yıl önce “Sosyal İçerikli Din Hizmeti Tasarımı”nı yaşama geçirmiş ve beş ilimizde pilot uygulamasını başlatmıştı. Bundan böyle imamlar sadece camiyi açıp beş vakit ezan okuyup beş vakit namaz kıldırıp vaaz verip hutbe okumayacaktı.  Arta kalan zamanda görev yaptığı mahallenin ve köyün sorunlarıyla ilgilenecekti. Bir yandan katılacağı konferans, panel, toplantılarla kendisini geliştirirken diğer yandan ev, kahvehane, esnaf, fabrika ziyaretleri yapacaktı. Toplumsal etkinliklerin düzenlenmesinde öncü olacaktı. Mahalle sakinlerinin dinsel bilgi noksanını doğrudan ilişki kurup giderecekti. Mahallesinde çöp sorunu mu var, içme suyu mu getirilecek, yol mu açılacak, piknik mi düzenlenecek, fidan mı dikilecek, sağlık taraması mı yapılacak, hepsiyle imam ilgilenecekti. Okula gönderilmeyen çocukları, yurt ve burs arayan öğrencileri imam izleyecekti. Tüm bu toplumsal işler imamın görev alanı içinde olacaktı.

Toplumsal ve siyasal yaşamımızın belirlenmesinde  “mahalle imamları”nın da görev aldığı bu tasarım nasıl yürüyor, şimdi hangi aşamada, bilmiyoruz. Ama Diyanet İşleri Başkanlığı, durmadan sayısı artan cami ve imam gerçeği karşısında imamlarımızın boş vakitlerini değerlendirme ve yeni yetişen imamlarımıza yer açma arayışlarına devam ediyor.

Yazılı basından öğrendik: Sağlık Bakanlığı ile Diyanet Başkanlığı arasında “Hastanelerde Manevi Destek Sunulmasına İlişkin Protokol” imzalandı. Sağlık Bakanının söylediğine göre: “ Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kadrosunda olan imamlar, görevli olacakları hastanelerde, hasta ve yakınlarından yoğun bakım, ameliyat sonrası, ölüm esnası bir talep olduğunda destek olacaklar. Bu görevlerini alacakları eğitim ve dini anlamdaki mevcut birikimleriyle yerine getirecekler.” Diyanet İşleri Başkanı da: “Bu hizmet için ilahiyat fakültelerinde “hastalara manevi destek, dini danışmanlık ve rehberli hizmeti” dersi konulması yönünde çalıştıklarını duyurdu. Öyle anlaşılıyor ki bundan böyle toplam 1250 hastanemizde görev yapacak “hastane imamları” yaşamın sağlık alanında etkin olacak. Belki böylece yüz bin Doktor açığımızın kapanmasına da yardımcı olur.

Şimdi mahallede “imam baskısı” olur mu, hastanede “imam baskısı” olur mu diye kaygılanmaz mısınız? Cumhuriyet aydını Doğan Kuban, “Türk Devriminin sonucu olan laiklik, bilimsel düşüncenin egemenliğidir” diyor… “Doksan yıldır bilime dayalı bir entelektüel düşünce topluma egemen olamadığı için uygarlık da dağın ardında kaldı.”

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu çalışmaları tutarsa, bundan böyle toplumsal ve siyasal yaşamımızı “mahalle imamları” ile “hastane imamları”nın belirleyeceği anlaşılıyor. Çağdaş uygarlığa ulaşmak ülküsü de, bir başka bahara ve zamana kalıyor.

Güngör BERK
ADD BDK ÜYESİ

 

Top