KÜRESELLEŞME VE GÜMRÜK BİRLİĞİ SÜRECİNDE ÜRETİMSİZLİK VE YERLİ MALI KULLANMAK!

Prof.Dr. Gürhan Çağlayan

Osmanlı tarihi incelenecek olursa Fatih Sultan Mehmet’in babası II. Murad döneminde gemilerin Anadolu’ya boş gelip dolu döndükleri görülecektir. Şair, müzisyen, bestekâr olan III. Selim, Osmanlı toprakları içinde yapılan elbiseleri giyer ve vezirlerine de yerli malı kullanmalarını söyler. Padişah II. Mahmutda, III. Selim’in yerli malı kullanma siyasetini devam ettirmeye çalışır.

İttihat ve Terakki döneminde İttihatçılar, yerli malı kullanma kampanyası başlatırlar. Balkan Harbi sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek eyaletini ilhak edip kendi topraklarına ilave edince bu ülkenin mallarına karşı boykot uygulanır. Aydınlar ve din adamları bütün güçleri ile bu boykotu desteklerler.

 

Bu dönemde Celaleddin Sudi’nin ekonomi ve tarih kitaplarına geçmiş olan beyannamesi önemlidir.

Celaleddin Sudi’nin yerli malı kullanmaları için Osmanlı vatandaşlarına çağrısı

Vatandaşlar!

Ecnebilerin süslü, yaldızlı fantezi eşyalarını, sırf ot ve pamuktan ibaret olan kumaşlarını, hile ve terkipleri muzır ve sıhhati ihlal eden ve memleketlerinden satılamayıp gönderilen mekûlatını almamayı taahhüt edelim.

Bu hususta Avrupa’ya bir daha gelmemek üzere verdiğimiz para büyük bir yekûn teşkil ettiğinden dolayı bizde gittikçe zaruret ziyadeleşiyor.

Biz onların süslü fakat hileli eşyalarına aldanarak kendi mamulatımıza rağbet etmiyoruz. Bu sebepten eskiden epeyce terakki etmiş olan sanat ve ticaretimiz mahvolmak üzeredir. Bizim bin meşakkatle kazandığımız paralarla ecnebiler mesut yaşıyorlar. Halbuki köylülerimiz odun yerine tezek yakıp ağaç kökü yiyor ve çöllerde arpa aranıyorlar. Fakir sanatkârlarımız karın tokluğu pahasına çalışıyorlar. Vatandaşlarımızı unutmayalım.

Ecnebilerin on paralık mallarını almakla vatandaşlarımızın hakkı ketm edilmiş ve maddeten fakir olan vatanın servetinden on para eksilmiş demektir.

Elbisemizi Hereke,Karamürsel ve Anadolu’nun güzel ve dayanıklı, ot ve pamuktan âri yünlü kumaşlarından yapalım. Bursa’nın Haleb’in vesair Osmanlı ülkesinin ipekli kumaşları Avrupa’nınkilere kat kat faiktir. Rağbet edelim. Ayakkabıları Osmanlı malzemesi ile Osmanlı işçilerine sipariş edelim. Feslerimiz behemehal Osmanlı malı olsun.

Anadolu’nun ve Rumeli’nin nefis hilesiz yağlarını, peynirlerini, zeytinlerini, pirinçlerini, unlarını, kahvelerini, nefis meyvelerini ekl edelim.

Çünkü ancak Osmanlı malı Osmanlı kanı hâsıl eder. Bundan böyle ecnebi malı kullanmakla bu toprağı lekedar etmeyelim. Mecbur olmadıkça ecnebilere bir para vermeyelim.

İktisat edelim ve paralarımızı belli müesseselerimize, Emniyet Sandığı’na, Ziraat Bankası’na verelim, kendimizi ve evimizi öz Osmanlı sigorta kumpanyalarına sigorta edelim.

Ancak bu suretledir ki bize karşı koyan kancık düşmanlarımız para bulamayarak sineceklerdir.

Sarf ettiğimiz para bizde kalarak bizde de bir amele ordusu teşekkül edecek ve bütün ihtiyacımızı kendimiz ihraza çalışacağız ve az bir zaman sonra Avrupa’nın adi mallarına hiç de ihtiyaç kalmayacaktır. Bu suretle sıtmalı, hasta, malul olan yüz binlerce vatandaşın yüzü gülecek, sıhhat bulacak, maarifimiz ilerleyecek, büyük Osmanlı sancağı yükselecek, vatan mamur olacak, bu yurt zenginleşecektir.

Celaleddin Sudi

Vazife, no.27 (24 Eylül 1328), s.4 (1912).

 

Buraya kadar verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi, “TÜRK TOPLUMU ELBİRLİĞİ İLE YERLİ MALI KULLANMAYA” hazırdır.

Atatürk, 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi açılışında “Türk Tarihi tetkik olunursa bütün itila ve inhitat esbabının bir iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır” cümlesini kullandıktan sonra üretim, eğitim, ticaret ve sanatta, fabrikaların artırılma seferberliği yapılmasının işaretlerini verir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra her işte israf ve gösterişçiliğe düşkünlüğün artması; (Atatürk açlığın, sıkıntının, hastalığın ve sorumluluğun ne olduğunu bilen bir insandır. Bir sokum ekmek, bir avuç pirinç ve bulgur bulamadığı günlerolmuştur. Günlük hayatında harcamalara dikkat eder, köşkün mutfak harcamalarını denetlerdi) Atatürk’ün dikkatini çekmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk TBMM Başkanı Abdülhalik Renda’nın evinde yemeğe davet edilir. Kahveler içilip biraz sohbet edildikten sonra Atatürk mutfağa girer; hazırlıklara bakar, mutfakta ahçı, ahçı yardımcısı bulaşıkçı ve bulaşıkçı yardımcısı bulunmaktadır. Atatürk:“Çocuklar! Biz ne kadar gösterişi seven milletmişiz, (elini alnına vurur) nasıl da ben bu milletin gösterişe olan düşkünlüğünü fark edememişim!”“BU MİLLET GÖSTERİŞ VE İSRAFTA BU KADAR ISRAR EDERSE İSTİKLÂLİNDEN ve İSTİKBALİNDEN ENDİŞE EDERİM.”diyerek hayıflanacaktır.

Atatürk tasarruf konusunda da çok dikkatli idi. 5Ekim 1925 tarihli Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nde aşağıdaki beyanatı neşredilmiştir.

“Efendiler, meserretli dakikalar geçirdiğimiz samimi soframızı terk ederken umuma faydalı olur ümidiyle bir hususa daha işaret etmek istiyorum. Cümlenizin malumudur, bizzat Anadolu içlerinde yaptığım seyahatlerimde gördüm ki biz Türkler misafirlerimizi izazü ikram için onlara verdikleri ziyafetlerde çok adette yemek yapıyoruz. Bu iktisada münafi olduğu gibi takdir buyurursunuzki sıhhate de muzirdir. Milletimizin misafirperverlikteki ananesini makul bir halde irca etmeyi cümlemiz vazife ittihaz etmeliyiz.

1 Mart 1923 günü Meclis açılış konuşmasında “Azami tasarruf şiarı millimiz olmalıdır.” cümlesi ile Türk Milleti’ni uyarmıştır. 9 Aralık 1925 günü yerli kumaştan elbise giyilmesine dair kanun kabul edilmiştir.

Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1911 yılında süratle yerli malı kampanyasını nasıl başlatmışsa Atatürkde Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra yerli malı konusunu gündemine almıştır. Yerli malı kullanmasından sonra Atatürk, Türk üretimi konusunu gündeme getirmek ve kamuoyuna mal etmek için 18 Aralık 1928’de “Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’ni” kurmuştur.

12 Aralık 1929’da Lozan Antlaşması’nın “Gümrüklerin Serbestleştirilmesi” maddesi son bulmuş, 12 Aralık Yerli Mallar Haftası olarak kabul edilmiştir. 20 Aralık 1929 tarihli gazeteler Başvekil İsmet Paşa ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın gazete sahiplerine o yıllarda çay ziraatine başlanmadığı için, ithal çay ve kahve yerine ıhlamur ikram ettiğini yazıyorlardı.Bütün bu gelişmeler toplumda karşılık bulmuş ve 4 Nisan 1930 günü Türk Gençliği yerli malı kullanma yemini etmiştir.

İstiklal Savaşı bittiğinde 2,5 milyon Anadolu insanının öldürülmüş olduğu, Anadolu nüfusunun %30 oranında azaldığı, bazı vilayetlerde nüfusun yarısının öldüğü ve ¼’ünün göç ettiği,Batı Anadolu’da kadınların %30’dan fazlasının dul kaldığı, kesin olmayan tahminlere göre 100.000’den fazla öğretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli, Türk Ocaklı Çanakkale ve diğer cephelerde şehit olduğu bilinmektedir. I. Dünya Harbi’nde yalnız Kafkas Cephesinde 194 doktor, 4 cerrah, 4 eczacı şehit olmuştur.

Atatürk döneminde,Yerli Malı kullanma seferberliği ile hızla dış ticaret açığı kapanmış; 1947 yılına kadar Türk Dış Ticareti fazlalık vermiştir. 1947 yılından sonra Türk Dış Ticaret dengesi devamlı olarak açık vermeye başlamıştır.

1947-1979 yılları Türkiye’nin hızla sanayileştiği; üretemediğini üretme çabasında olduğu yıllardır. Ancak bu yıllarda, sivil toplum örgütlerinin üretim-ücret dengesiısrarı ve istikrarsızlaşmanın getirdiği çekişmeler üretimi durma noktasına getirmiş ve 24 Ocak 1980 tarihinde IMF tarafından dayatılan küreselleşme kuralları kabul edilmek zorunda kalınmıştır.

IMF Kuralları

  1. Sanayinizi rekabete açacak ve gümrükleri kaldıracaksınız.
  2. Zarar eden devlet kurumlarını satacaksınız.
  3. Para basılmayacak, hükümetler ihtiyaç halinde hisse senedi, devlet tahvili vs. çıkararak borçlanacaklardır.

2001 yılının Ağustos ayından sayın Nazmi Kal beyefendinin hazırladığı Yerli Malı isimli programa katılan 1983 dönemi DPT ileri gelenlerinden Sayın Ali Tigrel “Küreselleşme Türkiye’de yanlış anlaşılmıştır.” cümlesini telefonla katılarak vurgulamıştı.

IMF dayatmalarından sonra neler olduğuna kısaca göz gezdirmekte fayda umulabilir;

30 Eylül 1980: Ekonomik güçlükler karşısında böbreklerini satan yüzlerce insan var.

28 Kasım 1980: 87.000 kapasiteli otomotiv üretimimiz 20.000’de kaldı.

29 Aralık 1980: 1980 yılında Türkiye dışarıya 2,5 milyar $ (dolar) borçlandı.

Kemal Kurdaş “Böyle bir politika, memleketi kendi gücü ile üretebilecekleri üretemeyip her şeyi dışarıdan getirmek zorunda bırakır.”

6 Aralık 1981: Türkiye’de üretildiği halde liberasyon listesinegiren Alman sanayi ürünleri: Baskül, nal çivisi, cam boyaları, mürekkep, yapıştırıcı ürünler, adi pencere camı vs.

31 Aralık 1981: AET Türkiye’den salça ve domates ithalatına sınır getirdi.

10 Ocak 1982: Özal “Tekelleri yıkmak, tüketiciyi de düşünmek zorundayız.” dedi.

24 Nisan 1982: J. Kamhi “Ortak Pazar bile sanayisini koruyor.” dedi.

8 Haziran 1982: “Türk Sanayisine sahip çıkılmalı, vermeden almak Allah’a mahsustur.” dedi.

9 Nisan 1983: “Danimarka İran’a yapılan peynir ihracatına engelleme yapmak istiyor.”

30 Aralık 1983: “Yabancı mala kapı açıldı. Türkiye’de üretilen herşey süt tozu, peynirler, margarin, sigara, ruj, buzdolabı s. İthal ediliyor.”

11 Ocak 1984: “Bedelsiz ithalat tebliği, ithalatçıyı zengin ederken Türk işçisini aç ve işsiz bırakıyor.”

24 Ocak 1984: “Ülkemize Panama muzları geldi”.

21 Mayıs 1984: “Yabancı sigara gecekondu semtlerinde daha çok içiliyor.”

3 Temmuz 1984: Gümrük depoları hurda tır ve otobüslerle doldu.”

26 Şubat 1985: “Türkiye tarihinde ilk defa zeytinyağı ithal ediliyor.”

29 Nisan 1985: “Tv-video olmak için kızını satan inşaat işçisi baba tutuklandı.”

27 Mayıs 1985: “Firmalara dönük kararnameler çıkıyor.”

14 Ocak 1986: “Lüks Tüketim malı ithalatı sosyal sorunları beslemekte birey psikolojisini tahrip etmektedir.” (Prof. Dr. İsmail Bulmuş)(Cumhuriyet)

4 Mayıs 1987: “Türkiye işsizlikte dünya ikincisidir.”

29 Şubat 1988: “2248 personelin çalıştığı sivil elektronik sanayisi halk yerine başkasına satıldı.” (TELETAŞ)

8 Haziran 1988: “MAN fabrikası Türkler’in elinden alındı.”

13 Şubat 1989: “Son 5 yılda icra dairelerine 16.421.018 dosya geldi.”

26 Şubat 1990: “CIA Uzmanı Graham Fuller Atatürk’ün modasının geçtiğini, İncil ve Kuran’ın yaşadığını belirtti.”

26 Ağustos 1993: “Alcatel Teletaş’ı aldı. Türkiye’nin 20 yıl cep telefonu üretme gücü yok edildi.” (Dr. Fikret Yücel gibi bir deha tekrar Türkiye’de olacak mı?)

10 Eylül 1994: “Prof. Dr. Erol Manisalı Türkiye’nin siyasi kararlarda rey sahibi olmadığı ve kendisinin üye olmadığı durumda GB Anlaşmasını kabul etmesi yanlıştır.”

7 Mart 1995: “Gümrük Birliği (GB) protokolü imzalandı.” (Cumhuriyet)

12 Aralık 1995: “Türkiye’nin GB’ye girişi onaylandı.”

Bu olay gerçek Türk Dostu Almanları da şaşırtmıştır. Almanya’da çalışan Türk dostu bir öğretim üyesi:

-Siz ne yapıyorsunuz? Size derhal bütün sektörlerde gümrüklerinizi açın diyen yok. Önce en güçlü hangi sektörde iseniz mesela tekstil gümrükleri o sektörde açar; ikinci güçlü sektörü AR-GE ve primlerle destekler güçlenince o sektörü de açarsınız. Aksi halde AB sizi bitirir.

O dönem üst seviyedeki bir devlet adamımız “Ne güzel cicili bicili AB mallarını daha ucuza alacaksınız.” cümlesini halka müjdeliyordu.

1993 yılında 200.740 olan Tofaş satışı 1995’de 120.868’e, Renault satışı da 133.006’dan 74.862’ye düşmüştü.

Sonuçlar:

2 Mayıs 2001: “Türkiye bütçesinin %69,6’sı borç faizine gitti. Dış borç stoku 114,3 milyar $ oldu.”

10 Eylül 2001: “Krizde intiharlar %50 arttı.”

11 eylül 2001: “Dünya Bankası Türkiye’de rüşvet nedeni ile yatırımların yapılamadığını belirtti.”

17 Şubat 2002: “Çeteler Türk Futboluna el attı.”

16 Haziran 2003: “ATO Başkanı Türkiye son 20 yılda 200 milyar $ ödedi.”

1983-2003 döneminde cebinde 5 YTL’Sİ olan ithal sigaraya, 30.000YTL’si olan ithal arabaya yöneldiği için kadını ve erkeği ile Türk Toplumu yabancı ekonomiler ile bütünleşip yabancı ülkeleri zengin eden; Türk insanını aç ve işsiz bırakan toplum haline gelmiştir.

Türkiye 1993 yılında 15 milyar dolarlık ihracat yaparken, 2014 yılında samandan hayvana 18 milyar dolarlık ithalat yapmıştır. 2014 yılında Türkiye’de üretilen arabalar 180’den fazla ülkenin halkları tarafından beğenilip alınırken Türk tüketicilerinin %75’i ithal araba alarak hem kendisinin hemde Türkiye’nin yarınlarını satıyordu.

Bütün dünya tüketicileri açgözlü ve doyumsuzdur. Öncelikle gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri tüketicilerini bilinçlendirmekte, sarf ettikleri her kuruşun kendilerine ve çocuklarına yansıyacağını öğretmektedirler.

2015 yılında 20.000-30.000 dolarlık ithal ürün alan her Türk vatandaşı 1 Türk’ü 1 sene aç ve işsiz bırakıp câri açığımız, dış borcumuzu ve faizini arttırmaktadır.

Türkiye dünyada hızla kalkınma sorunlarını çözecek ülkelerin başında gelmektedir. Yeter ki bütün SİAD’lar, sendikalar ve sivil toplum örgütleri Avrupa’da olduğu gibi kendi ürünleriyle ve kendi vatanıyla ekonomik olarak bütünleşsinler.

 

[i] 09 Ocak 2015 Cumartesi günü ADD Genel Merkezi’nde aynı isimle verilen konferans metni.

Konferansın sonunda; Dr. Halil Özcan, şahsımın diş hekimi olması sebebiyle; yerli malı üretimini ülkenin dişleriyle özdeşleştirerek, ülkenin dişlerinin dökülmesiyle bünyenin sağlıksız kalmasına çareler aradığımı vurgulamıştır.

Top