Kültür Yozlaşmasının Toplum Üzerindeki Yansıması

Popüler paylaşım ve arkadaşlık sitelerinde, forumlarda, arkadaş ortamlarında vs vs. Sorsanız

gerçek anlamından zerre haberleri olmadığını bildiğim gençliğimiz şu sıra bu ve bunun gibi

gereksiz olarak nitelendirdiğim uğraşlara kafa yormakla meşgul.

Bir ülkeyi ele geçirmenin yolları arasında öncelikle o ülkenin dilini güçsüz kılmak geliyor

bildiğiniz üzere. Amerikan ve Batı özentisi toplumumuz, Mustafa Kemal Atatürk’ün batıya olan

yakınlığını farklı algılamış olmalı ki, prim kazanabilmek amacı ile öncelikle dükkan isimlerini

yabancılaştırmaya başladılar. Böylece hem sattıkları ürünün kaliteli olduğu imajını

yansıtacaklardı, hem de Avrupai duruşlarını tüketiciye göstermiş olacaklardı.

İkinci sırada, ülkeyi onuncı yıl marşındaki örülen demir ağlar misali örmüş Amerikan filmleri

bombardımanı geliyor. Dublajlı film ne de olsa diyerek dilimizin bir nebze korunduğunun

rahatlığıyla izlediğimiz filmler, bu kez de kültürlerini bulaştırarak giriyor kanımıza amansız bir

virüs misali. Gördüğümüz yaşantı biçimi hayalini kurduğumuz cinsten elbette. Medeniyet denilen

kahpenin aslında o kadar da kahpe olmadığını gördüğümüz zamanlardır bir, iki saat tüm

uğraşlarımızı bırakarak izlediğimiz, hayran kaldığımız film izleme seansları. İlginçtir ki, gündüz

Amerikan emperyalizmine karşı sloganlar attığımız günün gecesinde Amerikan menşeii film izliyor

olabiliriz. Ya da en çok sevdiğimiz film Batılı devletlerin yapmış olduğu filmlerdir.

Eskiden beri kanaatine vardığım bir düşünce kurcalar aklımı. Ve kim ne zaman fark edecek diye

düşünür dururum? Ne yazık ki gördüklerim kimsenin olan bitenden bir haberi olmadığının, olsa da

birşeylerin toz pembe gözüktüğünün ve insanlarımız üzerinde “Aman Boşver” tarzı ifadeler

bıraktığının en önemli kanıtı. Biz galiba Batılı olmayı beceremiyoruz? Kaş yaparken göz çıkarmak

konusunda üzerimize yok. Kendi kültürümüzden giderek uzaklaştığmızın farkında değiliz. Bu

gerçekten düşündürücü, bir o kadar da korkutucu…

Stil yaratma çabaları, bunun sonucunda palyaço misali takılğımız, inadına sürdürdüğümüz imaj

delilikleri. Ardından da bunlara, sanki bir meziyetmiş gibi takmış olduğumuz isimler. Tiki

bunlardan sadece bir tanesi. Bilinmesi gereken mühim şey şudur ki, toplumumuzun çözülmesinde,

birbirine olan bağlılığının yitirilmesinde en büyük etken saymış olduğumuz bu hususlardır. Ne

alaka diyenleriniz olacaktır, biliyorum fakat ne yazık ki şu an Türk genci yeteri kadar kültürüne

sahip çıkmıyor. Türk, Kürt, Roman ayrımı yapmak istemiyorum fakat anlatımda gerekli, bir Kürt

veya Roman vatandaşımız kadar gelenek ve göreneklerimizi koruma konusunda hassas değiliz.

Galiba kardeşlerimizi birazcık örnek almamız gerekiyor. Elbette onlar kültürel zenginliğimiz.

Onlar da kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası. Bizim kültürümüzü oluşturan mozaiklerden bir

kısmı. Fakat birkaç kültürel değer dışında, değerlerimizin giderek yok olmaya yüz tuttuğunu

görüyorum, görüyoruz.

Varoş semtler, işçi, emekçi, esnaf sınıfı bünyesinde barındıran, bir kısmı namı değer gettoya

dönüşmüş sokağında çile kokan, evlerin bacasında acı tüten kozmopolit mekanlardır.

Yaşamlarının tekdüzeliğine rağmen, gözlerinden tebessümü eksik etmezler. Hep bir umut vardır

içlerinde, geleceğe dair. Değişen Dünya ve Türkiye düzeni içerisinde bu semtte yaşayan

gençlerimiz de varlıklı ailelerin çocukları olan akranlarına özenir onlar gibi yaşamanın hayali

içinde yanıp tutuşurlar. Haklılardır da. Ne de olsa onlarda bu ülkenin asli unsurları, Türkiye

Cumhuriyeti vatandaşlarıdırlar.

Kendilerini başlarda toplumdan soyutlayarak kabuğuna çekilmekte olan bu tarz semt sakinleri,

zamanla yeni nesiller meydana getirmekte ve gençleri de doğal olarak gençliklerinin verdiği

heyecanla yeni arayışlar içerisine girmektedirler. Kendilerini her zümre insana misafirlik eden

ortamlara müdavim olurlar, içlerine girmeye çalışırlar. Yabancı müzikle dans etmeyi, Avrupai

tarzda giyinmeyi heves edinirler. Peki sonuç mu?

Evet bizler yani Türk gençleri, bu insanların içlerinde ne kadar derin yaralar bıraktığmızın

bilincinde olmadan onlarla dalga geçmeyi kendimize ödev biliriz. Oysa onların videolarını

yayınlayarak dalga geçmekten zerre utanmayanlar, nasıl dans etttiğine dalga geçerken, bizlerin

takıldığı mekanlardan, ortamlardan öğrendiklerini, dün bizlerin birilerini örnek olarak

yaptıklarımızın, geliştirdiğimiz davranış biçimlerinin, onların zorlu yaşam mücadelelerine paralel

olarak gelişen geç te olsa uyum çabalarının sonucu olduğunu düşünmeyecek kadar komiğiz. Öyle

ya bizler gönlümüzce eğlendiğimiz, birilerini örnek aldığımız zaman gayet doğal herşey. Çünkü bu

tarz danslar bizlerin kültürünün bir parçası, bizler bu işin üstadlarıyız. Onlar ise hor görülmeyi

hak edecek Apaçi grupları. Bana göre Apaçiler, hani var ya hayranı olduğumuz ABD’nin,

Kızılderili kabilesinden ibaret. Beyazlara karşı direniş gösteren. Ha bir de İzmir takımlarından

Altay Spor Kulübünün taraftar gruplarından bir tanesi. Bir yazının birşeyler değiştireceğini bilsem

eğer, bir kitap yazmaya bile razı olurdum. Bize düşman olan yine bizleriz. Ve içimizde yeni

düşmanlar yaratmak işinde üzerimize yok. Peki örnek aldığınız Avrupa. Onlar değil mi binlerce

kilometre uzaklardan gelip sizin beğenmediğiniz semt çarşılarından alışveriş yapanlar? Onlar

değil mi bizlerin kültürüne hayran kalıp ülkelerine bizden bir simge götürmek için can atanlar.

Öyle ya bizler tarihi değerlerini bile müzayede yaparak yabancı şahıslara satmaktan zerre sıkıntı

duymayanlarız. Bir de nelerden bahsediyorum. Yazık diyorum, yazık diyorum….

Ersan PETEKKAYA

ADD Kültür Sanat Kurulu Başkanı

Top