Kriz Kimin Kapısını Çalacak?

Koalisyon senaryoları ekonomiyi etkiliyor. Ama tersi de geçerli: Ekonomideki mevcut kırılganlık, iç ve dış sermayenin, olası koalisyonun bileşenlerini tayin etmeye yönelik basınçlarını arttırıyor. Özellikle içerde telaş/kaygı düzeyi yükseldi. Dış dinamikler bu sürece, Ortadoğu politikaları ve bununla ilintili “çözüm süreci”ni de içine alacak biçimde müdahil olmakta. Operasyon adamları da sahnede.

İç dinamikler açısından bakıldığında, herkesin kendi meşrebine göre bir “restorasyon” talebi olduğu görülmekte. AKP dönemi, Cumhuriyetin bir “restorasyonu” idi. Bu restorasyon, Cumhuriyet öncesine dönüşten ziyade bir başkalaştırma projesiydi. Şimdi CHP’nin dillendirdiği restorasyon da tam olarak AKP öncesine dönüş değil; hukuk devleti/insan hakları/özgürlükler bağlamında “rejimin otoriterleşmesi”ni durdurmayı amaçlayan bir restorasyon.

Ekonomik tahribat
AKP öncesinden başlayan ama AKP döneminde perçinlenen ekonomik tahribat konusunda ise muhalefet partileri daha yüzeysel düzeltmeler öngörmekte. Gelir ve servet bölüşümünün aşırı bozulduğu bu dönemdeki tahribatın, sosyal devlet harcamaları üzerinden törpülenmesi gündeme alınmakta. Bu sonuçların ortaya çıkmasında etkili olan ekonomik politikaların tersine çevrilmesine (yani neo-liberal politikalardan çıkışa) dönük iktisat politikaları ise telaffuz edilmemekte.

Ülkenin sanayi kapasitelerinin tahrip edilmesi olgusunun telafisine dönük uzun vadeli sanayileşme stratejileri, parti programlarının ana eksenini oluşturmuyor. AKP iktidarı altında doruğa çıkan özelleştirme uygulamalarının dışa bağımlılığı/sanayisizleşmeyi körüklediğinin tespitine dayalı bir yeniden sanayileşme programı ortada yok. (CHP’nin Seçim Bildirgesinde “Bilgi ekonomisi atılımı” başlığı var ama “Sanayi” başlığı yok; ayrıca “Merkez Ülke” projesi de Anadolu’da yeni sanayi merkezleri/eksenleri yaratma yaklaşımından yoksun).

Kamuculuğun tasfiyesi kuşkusuz sadece kamunun sanayi üretiminden çekilmesiyle sınırlı değil. Enerji, iletişim, ulaştırma gibi merkezi hizmetler ile yerel yönetim hizmetlerini de kapsıyor. Kamuculuğun restorasyonundan ise pek bahseden yok.

Peki ama bunlar olmadan ekonomide artık paslanan çarklar nasıl dönecek, teknolojik atılım nasıl yapılacak, üretim ekonomisine nasıl geçilecek, işsizlik nasıl gerileyecek, dışa bağımlılık nasıl azalacak, daha bölüşümcü bir ekonominin ekonomik artığı nereden/nasıl sağlanacak?

Sermayenin, merkez medyanın ve dış dünyanın aklıyla AKP ile koalisyona gidilecek olursa, AKP döneminin siyasi/hukuki tahribatının hesabının sorulabilmesi bir yana, bölüşüm ilişkilerini son tahlilde sermaye aleyhine yeniden düzenleyecek sosyal politikalar nasıl uygulamaya konulabilecek?
Kaldı ki Türkiye, tüm mali/iktisadi göstergeleri bakımından dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri. Bir dış etkenin ilave baskısı olmadan dahi sürdürülemez bir ekonomik yapıya sahip ve kaçınılmaz bir ekonomik krize doğru sürüklenmekte. “Büyük koalisyon” tam da krizin yükünü kitlelere taşıtmayı kolaylaştırmak için dayatılmıyor mu? (5 Nisan 1994 Kararlarının, 9 Aralık 1999 Niyet Mektubunun uygulandığı geniş koalisyonları hatırlayalım).
Üstelik, iç ve dış etkenlerin ortak etkisiyle ufukta oluşan “mükemmel fırtına”, bütün hesapları altüst etme potansiyeline sahip: Yunanistan bir mali iflasa doğru gidiyor, peşinden AB’nin “Güney” ülkelerini de sürükleyebilecek şekilde… Bunun Türkiye’yi etkilememesi düşünülemez. Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesinin yaratacağı karışıklıklar da cabası.

Peki bu kriz hangi Hükümetin kapısını çalacak? Siyasi bedelini hangi iktidar ödeyecek? Eğer AKP dışı bir koalisyon kurulabilir ve devr-i sabık yaratılabilirse, gene de bir bedel ödemeye değer. CHP’nin, son Parti Meclisi toplantısında, 14 maddelik koalisyon ilkelerini saptaması, bu bağlamda çok hayırhah bir gelişme.

Kaynak: Yurt Gazetesi / Oğuz OYAN

 

Top