Koray GÜRBÜZ: YEMEN’DEN 29 EKİM’E!

 

Dedem Ali Çiçek’i hayal meyal hatırlıyorum. Fakat onunla ve yaşadıklarıyla ilgili çok şey duydum. Küçüklüğüm onun vatan ve millet sevgisini anlatan hikâyeleri dinleyerek geçti. Çok acılar çekmiş, derin bir nefes alıp “Ömrüm” diye bağırır ve hüzünlenirmiş.

1902 yılında, babası Yemen cephesine gitmiş; bir daha da geri dönmemiş. Ardından kendisi, 1914 yılında seferberlik ilan edildikten sonra cepheye gitmek için gönüllü olup Yemen’e gitmiş. 2 yıl boyunca en ileri cephe hatlarında, savaşın bütün havasını yaşamış, esir düşmüş. Sekiz yıl esir kalmış. Esir kampında çok acılar çekmiş ve bir yolunu bulup 5 arkadaşıyla birlikte kaçmış. İki yıl yürüdükten sonra ancak eve gelebilmişler. Yolda akıl almaz sefaletler yaşamışlar ve 3 arkadaşı dayanamayıp yolda ölmüş. Eve geldiğinde kimse tanıyamamış çünkü askere giderken saçları varmış, döndüğündeyse yokmuş. Soranlara “Banyodan!” dermiş ama kimse banyonun ne olduğunu anlamazmış.

(İngilizler savaş esirlerini sürekli cerasol katkılı ilaçla banyo yaptırırmış. Bu ilaç bazılarının gözlerini kör etmiş bazılarının da saçını dökmüş.)

“Kel Ali” diye lakap takmışlar. Bir süre sonra Ermeni isyanlarını bastırmak için tecrübeli diye askere çağırmışlar; Erzurum’a gitmiş. Van’da hafif yaralanmış ve iyileştikten sonra evine göndermişler. Yemen Türküsünü dinlerken hüngür hüngür ağlar ve gururlanarak “Ben Türküm!” dermiş.

Eminim dedemin yaşadığı bu olaylara benzer yaşamlar hemen hemen her Türk ailesinde mevcuttur. Onun gibi pek çok vatan evladı, nesi var nesi yoksa vatanı ve milleti için feda eylemiştir. Çünkü her savaş zordur ve her savaşta büyük bedeller ödenir, tarifsiz acılar yaşanır cephelerde. Doğaldır ki savaştan çıkan Türk Milleti de çok yorgun ve yoksuldu.

Osmanlı İmparatorluğunun imzaladığı Sevr anlaşmasına göre Anadolu 8 parçaya bölünüp sadece bir parçası verilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması da kolay olmadı. Emperyalizme karşı eşsiz bir zafer kazanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, mücadele kararlılığı gösteremeyenlere hitaben: “Gerekirse tek başıma çarpışır ve ölürüm!” diyerek Cumhuriyetin temellerini atmıştır.

İnsanlar yiyecek lokma bulamazken, İsmet İnönü Lozan’da aslanlar gibi çıkarlarımızı savunmuş ve gerekirse tekrar savaşırız diyerek yabancı devletlere bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kabul ettirmiştir.

Gazi Paşa, Kurtuluş Savaşının bittiği yerde, harpten yeterince nasibini almış Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşma savaşını başlatarak her alanda devrimler yapmıştır.

Fakat vatanseverin bol olduğu bu coğrafyada “kadir kıymet bilmeyenler” de boldur. Cumhuriyet sayesinde bugüne gelenlerin elde edilen büyük kazanımları yok sayarak kurucu kadroları aşağılamaları, Başkanlık sistemi diye tutturmaları akıl alır gibi değil. Keşke bugünkü harita ile Sevr haritası yan yana koysalar. Keşke çocuklarımız okullarda Atatürk ve arkadaşlarının, o birilerinin küçümsediği Türkiye Cumhuriyeti’ni nereden alıp nereye getirdiğini okusalar. Ya da en azından yalanı ve iftirayı bırakıp yapılan o devasa Kurtuluş mücadelesini birkaç dakikalığına hissetmeye çalışsalar ne güzel olur.

Fakat ne olursa olsun gerçekler ağır basıyor bu hayatta. Kabul etsinler ya da etmesinler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk dünyanın dörtte üçüne hâkim emperyalistleri yenmiş ve bu milleti kurtararak, elde kalan küllerden yeni bir devlet kurmuştur. 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen Cumhuriyet de Kurtuluşun Kuruluşa evrildiğini göstermiştir.

Fakat son 15 yıldır Cumhuriyet kutlamalarına akıl almaz nedenlerle yasak konulması, bu mümkün değilse kutlamalara katılmamak için acınası bir şekilde gerekçeler uydurulması hiç şık tavırlar değil.

Unutulmamalıdır ki milli bayramlar sadece birer kutlama değildir. Aynı zamanda bize bu yurdu emanet edenler için gösterilen bir vefadır. Geçmişten güç alarak geleceğe umutla bakmaktır.

Uyduruk gerekçelerle halkın bayramını kutlamasına engel olabileceğini sananlar bilmeli ki tıpkı dedem Kel Ali ve onun gibi mermilere yürüyenler talimatla değil aşkla, inançla hareket ettiler.

 

Onların torunları olarak bizlerin tavrı da nettir. Kim, hangi gerekçeyi söylerse söylesin! Milli bayramlar kutlanacak!

Bu; tüm vatanseverler için ertelenemeyecek bir görevdir. Atalarımıza layık olmanın başka yolu da yoktur.

24.10.2016 – Aydınlık 24-10-2016-yemenden-29-ekime

Top