KOŞULLAR, GÖREVLER VE MÜCADELEMİZ ÜZERİNE

Atatürk bir demecinde “düşünce” üzerine şu tespiti yapıyor: “insanları istediği gibi kullanan kuvvet, düşünceler ve bu düşünceleri sezinleyen ve genelleştiren kimselerdir. Düşüncenin özelliği de hiçbir itirazın bozamayacağı bir kesin biçimle kendini kabul ettirmektir. Bu ise,
düşüncenin yavaş yavaş seziş biçiminde değişerek inanışa dönüşmesiyle mümkündür.”

         Şüphesiz buradaki seziş ve inanış, düşüncenin içselleştirilmesi ve
mantık çerçevesinde kabullenilmesi anlamında ifade ediliyor. Dünya
görüşü dediğimiz ya da ideoloji olarak benimsediğimiz sistematik
düşünceler, insanın çağın sorunlarına çözüm arayışında doğru ekseni ve doğru yöntemi belirlemesini sağladığı gibi,  kimi zaman tersi bir etkiyle dogmatik bağlanmaya, aymazlığa yönelmesine  de yol açabiliyor.

         İsminde “düşünce” kelimesini taşıyan Atatürkçü Düşünce Derneği,
günümüz dünyasının ve Türkiye’sinin sorunlarına karşı çözümü
Kemalizm’de gören ve bunu topluma yaymayı amaç edinen bir kuruluş
nedenine sahip.

         Çünkü düşüncenin yaygınlaşması ve kitleleri ikna edebilmesi, ancak
yaşamın getirdiği zorluklara karşı daha insancıl, daha çağdaş, daha
refah bir yaşam için üretilen çözümlerin doğrudan topluma ya da insana
dokunabilmesi, ulaşabilmesi ile olanaklıdır. Yaşamın zorlukları ile
karşılaşıldığı an, hatta bazen varlık-yokluk anı, düşüncenin
doğruluğunun ispatlanması için en mükemmel andır. Şüphesiz anlık
verilen kararların doğru ya da yanlış olması, genel doğruya ulaşmayı
ancak yavaşlatır ya da hızlandırır. Ancak Mustafa Kemal’in düşünce
evreninde uzun yıllar olgunlaşan düşünceler -bağımsızlık savaşımızdan
önce verilen ulusal mücadele kararının ne denli doğru olduğunu göz
önüne alırsak- bugün de Türk milletinin her varlık-yokluk anında
doğru karar için bir meşale gibi yol göstermektedir.

Bugünden örnek vermek gerekirse,   mevcut siyasi iktidarın Suriye
politikası baştan beri Atatürkçü Düşünceye uygun olsaydı (örneğin Esad Esed olmasaydı),  terör örgütlerinin ülkemizin sınırına yerleşmesi de olanaklı olmayacaktı.
         Eğer mevcut siyasi iktidar alt kimlik –  üst kimlik tartışmalarını
başlatmasaydı, açılım süreciyle bölücüleri palazlandırmasaydı, mezhep
kimliği üzerine politika inşa etmeseydi bugün toplumda yaşanan
güvensizlik ve ulusal kimlik sorunu bu denli zarar verici boyutlara
ulaşmamış olacaktı.

         Yine de Cumhuriyet’in kazanımlarının anlaşılması ve benimsenmesi için önümüzdeki süreçte yapılabilecek pek çok çalışma alanı bizleri beklemektedir.

         Bu nedenle, kutuplaştırma ve bunun yarattığı ulusal kimlik bunalımına
karşı Atatürk’ün devrim ile kurduğu Cumhuriyetin toplumsal eşitliği,
özgürlüğü ve devletin bağımsızlığının yarattığı kazanımları topluma
daha çok anlatmaya, daha ötesi, bunun hukukta, ekonomide, eğitimde ve
siyasette eyleme ve söyleme dönüşmesi için somut çözüm önerilerini
üretmeye her zamankinden fazla gereksinim vardır.


Önümüzdeki Süreç


         Özetlersek, önümüzdeki süreçte Türkiye’nin gündeminde  3 başlık ön
planda olacaktır:
         1. Yaklaşan Seçimler
         2. Teröre Karşı Mücadele
         3. Ekonomik Gelişmeler

         Cumhurbaşkanlığı seçimi herhangi bir seçim olmayacaktır. Bugün
özellikle iç politikada Cumhuriyet değerlerini adım adım tırpanlayan
mevcut iktidar, Türkiye’yi hızla bir rejim değişikliğine
sürüklemektedir. Bunun için, başkanlık rejiminin getirdiği olağanüstü
yetkilerle Türkiye’de artık laikliği aşındırmak, özelleştirmeleri ya
da toprağın, denizin, ormanların yağmalanmasını kolaylaştırmak, “Yeni
Osmanlı” hayaliyle güvenlik güçlerini maceralara sürüklemek, basının,
üniversitenin, muhalefetin sesini kısmak çok daha kolay olacaktır. Bu
nedenle, başlangıç bölümünde ifade ettiğimiz Cumhuriyet kazanımlarının
anlaşılır bir dille topluma bıkmadan usanmadan anlatılmasında yarar
vardır.

       

Seçim öncesi, “nasıl bir Cumhurbaşkanı” sorusuna yanıt oluşturacak özlü
bir metnin kamuoyu ile paylaşılması, bu metnin yerelde de şubeler
eliyle tüm siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendika ve
meslek odaları ile sahada da vatandaşımıza ulaştırılmasında yarar
vardır.

         Bu süreçteki temel yöntemimizin daha önce olduğu gibi “ilkesel”
düzlemde olması örgütümüzü şu veya bu partinin veya şahsın kuyrukçusu
olmaktan uzak tutacaktır. Böylelikle tek vücut olmuş bir Atatürkçü
Düşünce Derneği daha etkili çalışmalar yapabilecektir.

         İyi biliyoruz ki, Türkiye’de kendisini ideolojik aidiyetler üzerinden
tarif etmeyen ve büyük çoğunluğu örgütsüz olan, ancak ulusal
bayramlarda akın akın Anıtkabir’e koşan büyük bir kitle var. Sadece
Anıtkabir’e koşanlar değil, Atatürk’e hakaret edildiğinde sosyal medya
üzerinden örgütlenen ve ciddi bir kamuoyu baskısı yaratan bir kitleden
söz ediyoruz. Bu kitlenin Atatürk’e olan duygusal bağlılığı önemlidir
ve büyük bir güçtür. Ancak bu duygusal düzlem, aynı zamanda bu büyük
gücün siyasal tavra (bilince) yansımasını engelleyen bir duvar görevi
görmektedir. Dikkat edersek bu kitle, yazılarını okuduğumuzda bize
rahatlama hissi veren yazarları okumaktadır ve ne ilginçtir ki o
yazarların da çoğu örgütsüzdür. Bu konuya şöyle örnek verilebilir:
Anıtkabir’e oyun parkı yapılmak istendiğinde hızla tepki gösterebilen
bu kitle, özelleştirmelerde veya laikliği aşındıran bazı uygulamalarda
görece neden daha sessiz ve daha az sayıda kalıyor? Bunda iç içe geçen
pek çok etken var şüphesiz. Örneğin, algı operasyonlarına yenik düşen
bir toplum yapısından söz edilebilir veya Türk Eğitim sisteminde
aldığımız eğitimin yeterli analiz, sentez ve sorgulama yeteneğini
kazandırmadığı ifade edilebilir.  Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin
ve televizyonun çağımız insanını uyuttuğunu da öne sürebiliriz. Hatta,
Atatürk’ün milletin en büyük ortak değerlerinden biri olduğu
gerçeğiyle, arkamızda büyük bir kitlenin var olduğunu bilerek ve bize
hiç kimsenin dokunmayacağını düşünerek rehavete kapılanlar olabilir.
Nedenler ne olursa olsun, her iki yol da aynı kapıya çıkıyor:
Örgütsüzüz!

O halde önümüzdeki birinci iş, duygularıyla hareket etmeye eğilimli
bu büyük kitlenin Kemalizm’in temel ilkeleriyle bilinçlendirilmesi ve
örgütlenmesidir. 
Bunun için yapılacak alan çalışmaları, konferanslar,
üyelik kampanyaları ve yayın çalışmaları daha anlamlı hale gelmiştir.

         İkinci iş, ittifakların sıklıkla dillendirildiği bir dönemde,
Cumhuriyetçi cephenin yeniden bir ve bütün olarak mücadele etmeyi
başarabilmesidir. Atatürkçü Düşünce Derneği böyle bir görevin doğal
öncüsü durumundadır ve bundan kaçınamaz. 2012 yılında oluşturduğumuz
Vatan, Cumhuriyet ve Emek Birlikteliği büyük kitlesel eylemlere
önderlik etti ve başarılar kazandı. Aynı şekilde adı konulmasa da 16
Nisan halk oylamasında “hayır” diyen örgütlerin sahadaki dayanışması
önemliydi. Önümüzdeki günler, birlikteliğin yaratacağı coşku ve
özgüvenden yararlanmamız gereken bir dönem olacaktır.

         Güç Toplama Dönemi

         2017 Yılı Cumhuriyetçi güçler için bir nevi güç toplama dönemi
şeklinde geçti. Bunun birkaç nedeni var:
     

Birincisi, siyasi iktidarın 15 Temmuz CIA destekli FETÖ darbe girişimi sonrasında güç kaybetmek istemeyişi. (Bu da
siyasi iktidarın da güç toplamaya gereksinimi olduğu şeklinde
yorumlanabilir. Nitekim, Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerde dahi
belediye başkanlarının istifaya zorlanmasında ve AKP il kongrelerine
Cumhurbaşkanı düzeyinde katılım sağlanmasında bir güç gösterisi ve
toparlanma arayışı olduğu açıkça görülmüştür.)
     

İkincisi, Cumhuriyetçi güçlerin halk oylamasında yürüttükleri Hayır
çalışmasının getirdiği özgüven.
     

Üçüncüsü ise Atatürk’e ve Atatürkçü Düşünceye yapılan saldırılara
karşı en sert yanıtın milletin kendisi tarafından verilmeye
başlanması. Aynı zamanda, içinde bulunduğumuz ağır koşulları
Atatürk’ten uzaklaşmamız nedeniyle yaşadığımızın farkına varılması.

Milli bayramlarda ve 10 Kasımlarda Anıtkabir’e giden yolların
kamyonlarla kesilmesine rağmen halkın kilometrelerce yürüyerek ve
sanki bir yerde toplanmışçasına öbek öbek hep bir ağızdan İzmir
Marşını, andımızı okuyarak Anıtkabir’e koşması…

         Tüm bunlar, bir tesadüf olarak görülemez. Koşullar millet olarak bizi Atatürk’ün reçetelerine dönmeye zorlamaktadır.

         İşte bu güç toplama döneminin Atatürkçü Düşünce Derneği’ne yansıması 3
alanda oldu:
         1. Üye sayımızda geçen yıllara göre nispeten artış ivmesinin yakalanması,
         2. Şubelerimizin olmadığı bölgelerde şube açma isteklerinin artması ve kapanacak şube sayısında azalma,
         3. Maddi ve taşınmaz bağışlardaki artış (halkın ilgisinin ve
güveninin göstergesi olan bu gelişme, aynı zamanda mücadele etme
görevinin bizden beklendiği anlamına gelir).

         Görevler belli, mevcut durum ortada.

         Şimdi dört elle işe sarılma zamanı!

Öner TANIK
Genel Sekreter

Top