KIBRIS ANADOLU’DUR

Amiral Cem Gürdeniz

15 Kasım 2017 günü KKTC, 34. yaş gününü kutladı. Ne mutlu Kıbrıslı soydaşlarımıza; Ne mutlu Anadolu’ya. Doğu Akdeniz’de bağımsız ikinci bir Türk devletinin, geride 34 yılı bırakmış olması başlı başına bir başarıdır. İzolasyonlar, ambargolar, Rumlar ile coğrafi esaslara bağlı federatif birleştirme planları, Türkiye’de ve KKTC’de AB üyeliği uğruna Kıbrıs’taki Türkleri ikinci sınıf azınlık durumuna düşürmeye hazır,  Türk Ordusuna işgalci diyen, jeopolitik cahili  aymazlara rağmen, bu büyük bir başarıdır.

Küresel konjonktür son derece hızlı değişiyor. Her hafta jeopolitik ve jeoekonomik sonuçları olan gelişmelere  şahit oluyoruz. Doğu Akdeniz şüphesiz, bu kaleydoskop içinde en aktif alanlardan birisine dönüştü.  Yeni dünya düzeninin asıl belirleyici alanı olmasa da, Asya Pasifik ve Arktik bölgeden sonra en önemli alan olduğuna şüphe yok. Zira bölgede İsrail var ve onun 21’inci yüzyıl güvenlik ihtiyacının karşılanması Atlantik sistemin  ağırlık merkezlerinden birisi. Asıl hedef Rusya, İran ve Çin’i çevrelerken bir yandan İsrail güvenliğini, diğer yandan küresel ticaret ve enerji kontrolünü Atlantik sistem iradesinde tutabilmeyi idame etmek. Bu süreçte Türkiye’nin ulusal çıkarları ve KKTC’nin bağımsız varlığı şüphesiz önemli engeller. Sistem KKTC’nin bağımsız varlığını istemiyor. Diğer yandan hegemonya Doğu Akdeniz deniz dibi enerji kaynaklarının Avrupa’daki Rus enerji tekelini kırmak için  kullanılmasını arzuluyor. ABD GKRY Büyükelçisi’nin 2017 yılı sonunda sarf ettiği: ‘’Önümüzde 5 yıl var, bu zaman içinde Kıbrıs meselesini çözmeli ve enerji hatlarının Avrupa’ya taşınması garantilenmeli’’ sözleri belleklerimizdedir.

Güneyimizde bağımsız bir Kürt Devleti kurulma iradesinin her geçen gün arttığı, İran ile İsrail arasındaki rekabetin artık vekalet savaşlarından ulus devlet savaşına dönüşmeye yüz tuttuğu konjonktürde, enerji politikaları üzerinden Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı GKRY-Yunanistan, İsrail ve Mısır Bloğunun ortaya çıktığı bir dönemde KKTC’nin bağımsız bir varlık olarak geleceğe daha çok tutunma  zamanı gelmiştir. Zira KKTC’nin kaderi aynı zamanda Türkiye’nin kaderidir. Devletlerin hayatlarında hataları olabilir. Ancak talihin ve tarihin bu hatalı dönemlerde sürprizler yarattığı da vakıadır. 2004 yılında Rumların Annan Planına Hayır demesi Türklerin geleceğini kurtarmıştır. O dönem Atlantik sistemin daha doğrusu emperyalizmin gerçek yüzünü tanımamakta ısrar eden ve KKTC’nin kurucu Başkanı Merhum Rauf Denktaş’ın uyarılarına kulak tıkayan ve hatta onu küçük düşürücü davranışlarda bulunan Türk ve KKTC Hükümet mensupları 15 Temmuz 2016 gecesi aynı sistemin sadece iktidarın canına değil, tüm Türkiye’nin canına kastettiğini acı bir tecrübe ile anladı. Aynı emperyal sistem 1959-1960 kurucu anayasa, güvenlik ve garanti antlaşmalarına rağmen Kıbrıs’taki Türklerin de canına kastetmiş, 1963 yılında Makarios’un tek taraflı anayasayı değiştirme teklifinden kısa süre kanlı Noel’de  kadın ve çocukları dahi acımadan katletmesine seyirci kalmıştı. Lefkoşa’daki Barbarlık Müzesini gezerken yaşanan duygular çok ağırdır. Bu acıları yaşayan nesiller hayattadır. Annan Planına evet diyen ya da dedirtmek için her şeyi yapanlar, bu müzeye gidebilir mi? KKTC’nin Annan Referandum felaketi gibi bir olayı  şans eseri atlatması bir daha tekrar etmemelidir. O nedenle mevcut ve gelecekteki iktidarların KKTC’nin geleceğine yönelik kararlarda jeopolitik yasalar ile hareket etme zamanı artık çoktan gelmiştir. KKTC’nin Jeopolitik kaderi sadece Kıbrıs Türklerinin geleceğini şekillendirmez. Anadolu’nun kaderi de ona bağlıdır. Bu hayati ve çok ciddi bir konudur. Bu kapsamda KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın 2 Mayıs 2018’de ilan ettiği “Guterres çerçeve belgesini stratejik belge kabul edelim” çıkışının Annan Planına Evet diyelim politikasından farklı olmadığını vurgulayalım. Daha sonra geri adım atılmış olsa da bu kadar hassas bir yoldan geçildiği dönemde Anadolu’nun hayati güvenlik çıkarlarına ters düşecek ve içinde garantörlük hakları gibi konuların bulunduğu bir konuyu KKTC Devletinin başının  meclis, hükümet ve muhalefetin onayını almadan gündeme getirmesi vatanseverlikle izah edilemez. Kaldı ki, KKTC  Dışişleri Bakanı bile Cumhurbaşkanı’nın önerisini medyadan öğrenmiştir. Türkiye ve Anadolu jeopolitiği bu tip bilinçli ya da dış tahrikli yol kazalarını kaldıracak aşamayı çoktan geçmiştir. Zira KKTC, deniz jeopolitiğimizin tali değil, asli oyuncusudur. Türkiye’nin güvenlik, savunma, refah ve mutluluğu çevrelendiği denizlerle iç içedir. Denizlerden soyutlanmamız yok olmakla eşdeğerdir. Deniz jeopolitiğimiz bu ilişkinin çerçevesini çizer. Merkezinde Türk Boğazları, Mavi Vatan yani deniz yetki alanlarımız ve KKTC vardır. Kıbrıs’ın kuzey kıyıları Türklerin elinde olmadığı sürece Anadolu rahat uyuyamaz. Türk gemileri Doğu Akdeniz’de emniyetle seyir yapamaz. Mavi Vatan dipleri yani deniz yetki alanlarımız refah üretemez. Bu nedenle temel jeopolitik yasa, Anadolu’nun her şartta  güneyden, yani Kıbrıs adası üzerinden kuşatılmasını reddeder. Bu kuşatma 1878 yılından 1974 yılına kadar sürdü. 15 Temmuz 1974 günü adada girişilen Nikos Sampson darbesi, Anadolu’nun karşısına asırlar içinde çıkacak yegane fırsatı sundu. Bu fırsatı günün konjonktürüne göre çok iyi kullanan atalarımız, 120 saat içinde Girne’de kıyı başını tuttu. 15 Kasım 1983’de de KKTC’yi ilan etti. Dünyanın Asya çağına hazırlandığı yeni dönemde bu stratejik kazanım, yani adada bağımsız Türk varlığına sahip olmanın Türkiye için  jeopolitik sonuçları çok değerlidir.

Bu jeopolitik varlık, Lozan’da kaybedilen Ege adaları nedeni ile batıdan kuşatılmışlığımıza verilen en büyük cevaptır. Bir kaldıraçtır. KKTC’deki Türk askerinin varlığı ikinci bir donanma yaratmak kadar önemlidir. Bu kolordu sadece Güney Kıbrıslıların değil aynı zamanda Yunanistan’ın emrivakilerine de caydırma sağlamaktadır. Sanayi, nüfus ve dolayısı ile güçlü ekonomi ve demografileri olmayan GKRY ve Yunanistan, bugüne kadar Türkiye’ye karşı genişlemede daima batıyı yani emperyalizmi arkalarına almıştır. Ancak bugün durum çok farklıdır. 81 milyon nüfusu ve  dünyanın 13. büyük ekonomisi ile  Türkiye’nin savunmada dışa bağımlılığı her geçen gün azalıyor. 1984’den bu yana özel harp ve gerilla savaşında tecrübe birikimi olan bir ordumuz, kendi savaş gemisini ve silahlarını büyük oranda milli olarak yapan bir donanmamız var. Hepsinden öte Türkiye’de baca,  yani sanayi var. Her iki ülke de Türkiye’yi askeri alanda karşılarına alamayacaklarını biliyor. Bu nedenle yumuşak güç unsurlarını ve Bizans entrikalarını AB ve ABD üzerinden kullanarak siyasi hedeflerine erişmeyi hedefliyor. Günümüzde GKRY bu ikiliye İsrail’i de ekledi. GKRY İsrail ilişkileri ekonomik işbirliğinden, savunma ve güvenlik işbirliğine dönüşüyor. Ancak bu dönüşüm İsrail’in girişeceği bölgesel maceralarda Kıbrıslı Rumları da  müttefik olarak hedef haline getiriyor. Yarın İsrail İran’a saldırırsa GKRY tarafsızlığını nasıl sağlayacaktır? O nedenle İsrail ile müttefik olmanın getirileri ve menfi etkilerini iyi değerlendirmeleri gerekir.

Diğer yandan Türk ve KKTC Hükümetleri kendine güvenmeyi öğrenebilse, yeni konjonktürde Batı Asya ile her alanda işbirliğini geliştiren Türkiye’nin KKTC’nin bağımsız bir varlık olarak hayatını idame edebileceğini görecektir. Bunun için adımlar atılması gerekir. Türkiye ile KKTC arasında serbest ticaret anlaşmasının hayata geçirilmesi; Türk işadamlarının Barzanistan’a son 15 yılda yaptığı yatırımların benzerini KKTC’de yapmaları için Türk Hükûmetinin teşvikler çıkarması; AB’nin 2017 sonunda ilan ettiği PESCO (Daimi Yapılandırılmış İşbirliği) girişiminden sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin KKTC’de deniz ve hava üssü kurması; KKTC’nin bağımsız be devlet olarak GKRY’nin 2004 yılında yaptığı gibi kendi MEB sahasını ilan etmesi; TBMM’nin 1995 Haziranında Hükümete verdiği Ege Denizinde karasularının Yunanistan tarafından tek taraflı genişletme kararına karşı her türlü yetki kullanımına izin verildiği direktifin bir benzerinin Doğu Akdeniz deniz yetki alanları için verilmesi düşünülmelidir. KKTC’nin geleceği Anadolu’nun geleceğidir. Mavi Vatanımızın geleceğidir. Bağımsız KKTC varlığı Türkiye ve KKTC’nin artık temel ve değiştirilemez vizyonu olmalıdır. Her kim ki yeniden müzakere süreci ya da federal çözüm diyorsa bilin ki sadece KKTC’nin değil, Anadolu’nun geleceğini de tehlikeye atıyordur. Unutulmamalıdır ki, KKTC yavru vatan değildir. Anavatanın yani Anadolu’nun ta kendisidir.

 

Top