Kazan

AKP iktidarı 13. yılını sürüyor. Bu 13 yıl içinde RTE başta olmak üzere AKP yöneticilerinin dilinden win-win sözcüğü hiç düşmedi. AB masalları bile bu şifre ile sürdü.

Yarım yamalak ya da hiç olmayan İngilizceleri ile yıllardır çok bilmişlik taslayıp, başları sıkışınca da win-win yerine Türkçe olarak kazan-kazan diyorlar.

Onların her win-win (kazan-kazan) dediklerinde benim aklıma Nasrettin Hoca’nın “doğuran kazan” hikâyesi geliyor. AKP’lilerin kastettikleri ve kazanmak filinden gelen kazan ile Hoca’nın hikâyesindeki kazan çok farklı. Nasrettin Hoca’nın kazanı eskilerin çamaşır kaynattıkları, köylerde halen pekmez kaynatmakta kullanılan bakır kazan.

Ülkemizde 7 yaşındaki çocuklar bile “doğuran kazan” hikâyesini bildikleri halde herkes kazanın sadece doğurduğuna inanır. Hiç kimse kazanın öleceğine inanmaz. Bir süre sonra kazanın ölümünü şaşkınlıkla izlerler.

Oysa win-win (kazan-kazan) dünyanın en eski ve en büyük yalanlarından biridir. Daha ilkokul yıllarında çocuklarımıza termodinamiğin temel yasası olan “enerjinin korunumu (sakınımı)” yasasını öğretiriz. Büyük Fransız Devriminin ünlü bilim adamı Lavoisier’in bu kanunu “Hiçbir şey yoktan var edilemez, var olan hiç bir şey yok edilemez” diye özetlenebilir. Oysa bu söz “yaratılış teorisini” savunanları rahatsız eder. (İlginçtir aristokrat bir aileden gelen Lavoisier kendi sınıfını deviren ihtilalin içinde yer almasına rağmen “cumhuriyetin bilim adamlarına gereksinimi yoktur” denerek giyotine gönderilmiş, başı kesilirken bile bilime katkıda bulunmuştur.)

Bilimin bu temel yasası hayatın her alanında olduğu gibi ekonomide de geçerlidir. Hiç kimse kaybetmeden herkesin kazanması büyük bir yalandır. Yani herkes birden kazanamaz. Hiç bir şey yoktan var edilemez. Kazanan birileri varsa kaybeden de vardır. Bazen az sayıda insan çok şey kaybedip bazıları kazanırken, çoğunlukla çok sayıda insan az şey kaybedip, çok az sayıda insan çok kazanır.

Kumarhanede, kumarhane sahibinden başka kazanan yoktur. Milli piyango da, sayısal loto da, at yarışları da öyledir. Borsa da öyle… Marksizm’in temel kuramı artı değer teorisi de aslında aynı kapıya çıkar.

Vergi rekortmeni olarak ilan edilen bir sanayicinin fabrikasında çalışan işçilerin asgari ücretlerinden ödenen vergilerin yıllık toplamının işadamının ödediği vergiden çok olduğunu dikkate bile almayız.

Şu anda ülkemizde ekonominin geldiği durum da tam bir “doğuran kazan” hikâyesidir.

Yıllardır doğurduğu söylenen kazan ölmüştür. Kazanın doğurduğuna inandırmak için halka bedava makarna, bulgur, kömür, çek-yat, hatta çamaşır makinesi ve buzdolabı verilmiştir.

Sağlıkta özelleştirme, özel hastanelerde “daha iyi tedavi” yalanı ile ambalajlanmıştır.

Kişi başına 10 bin dolar milli gelir yalanı, sahte enflasyon ve işsizlik rakamları, hiçbir işe yaramayan diplomalar, tabela üniversiteler hep “doğuran kazan” hikâyesinin parçalarıdır.

Şimdi kazan ölmüştür. İşçinin, memurun, emeklinin sahte enflasyon rakamlarına göre artmayan maaşları 10 bin dolar milli gelir masalını çökertmiş, dağıtılan makarna, bulgur ve kömürlerin aslında bize dağıtılmayan gelir paylarından başka bir şey olmadığı artık anlaşılmalıdır. Yok edilen orta-direk, esnaf, yoksullaşan işçi, köylü, emekliden çalınanlar 35 dolar milyarderinin servetlerinde ortaya çıkmış, hiçbir şeyin yoktan var edilmediği bir kez daha anlaşılmıştır.

“Tarihten kazınmış Sümerbank”, yükselen gökdelenlerde ancak başkalarının mülkiyetinde kendini göstermiştir. Her gün kuruş kuruş yükselen dolar değeri 75 milyonun kesesinden çalınmıştır. 75 milyondan çalınan kuruşlar son birkaç ayda milyarlarca dolar olarak sıcak para sahiplerinin cebine girmiştir. Değeri birkaç kuruş bile olmayan ABD dolarının değeri “faiz lobisi” denilen yamyamın sözcüsünün, her “faiz lobisi” sözünden sonra biraz daha arttı.

Gizli enflasyon dış borçlarımızı milyarlarca lira artırdı. Artık üretmeyen ülkemizde dışarıdan getirilen ürünlerin fiyatlarını otomatik olarak artırdı.

“Üç koyunu güdemez” diyerek siyasi rakiplerini eleştirenler, milleti koyun yerine koyduklarını ifade etmekten utanmadılar. Ancak kendilerine teslim edilen kazanın içine pislediler. Sonunda kazanın tamamını kaptırdılar. Şimdi “kazan öldü” demeye hazırlanıyorlar.

Halkımız “kazan öldü” demeye hazırlananların, ayakkabı kutularını, yatak odalarındaki çelik para kasalarını, kasa odalarında sıfırlanamayan paraları nasıl istiflediğini biliyor. “Kazan öldü” denirse daha da iyi anımsayacak…

Lütfü KIRAYOĞLU

09.03.2015

 

Top