KADINA YÖNELİK AYRIMCILIĞIN, BASKININ VE ŞİDDETİN KARŞISINDAYIZ

 Dominik’te faşist diktatöre karşı mücadele eden Mirabel kardeşlerin 25 Kasım 1960 da tecavüz edilerek öldürülmeleriyle dünya tarihinde yerini alan bu gün; kadına yönelik her türlü şiddetin gözler önüne serildiği, tartışıldığı, önlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, mevcut mekanizmaların çalıştırılması için kamuoyunun dikkatinin çekildiği bir gün haline gelmiştir..
 
Büyük Önderimiz Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, kadınlarımızın Kurtuluş Savaşı’ndaki katkısını da göz önüne alarak kadın erkek eşitliğine büyük önem vermiş, kadının eşit yurttaş olması yolunda devrimlerin hayata geçmesini sağlamıştır. Kadının toplumsal hayatta özgürleşmesi büyük önderimizin çok önemsediği konuların başında gelmekteydi.
 
Oysa bugün kadınlarımızın yaşadığı sorunların başında açık farkla “kadına şiddet” yer alıyor. Son 9 ayda 269 kadın cinayetinin işlendiği ülkemiz, OECD verilerine göre en az bir kez eşinden fiziksel veya duygusal şiddet gören kadın oranının en yüksek olduğu ülke haline geldi. 
 
Cumhuriyetimizin 100. yılına gelirken yapılması gereken, toplumsal anlayışın kadına yönelik tüm olumsuzlukların ortadan kaldırılması doğrultusunda şekillendirilmesidir. Oysa mevcut iktidarın bu anlamda samimi hiçbir çabasının olmadığı, yaşananlarla açıkça ortadadır. Uygulamalar, iktidarın kadına bakış açısı göstermektedir. Onların dünyasında kadın ikinci sınıftır. Kadın haklarıyla birlikte Cumhuriyetimizin temel değerleri de aşındırılmaktadır.
 
Tarikat ve Cemaatleri iş birliği protokolleri ile Milli Eğitim (!) sisteminin içine alan iktidar, laik eğitimden vazgeçtiğini açıkça ortaya koymuştur. Kadını “hizmetçi” ye indirgeyen, toplumsal eşitliği ortadan kaldıran ifadelere yer veren ders kitapları, -referansı din olan- kadına şiddeti “hak” gösteren bir anlayışı çocuklara aşılamaktadır. Diyanet fetvaları ile kadına yönelik her türlü baskı ve şiddete zemin hazırlamaktadır.
 
Kadınlarımız; yaşadıkları taciz, tecavüz ve şiddeti; çarpık bakış açısıyla “hak etmiş olduğu” yargısı yüzünden sineye çekmek zorunda kalmakta, başına gelenleri kimseyle paylaşamamaktadır. Kadınlarımız, yaşadığı her türlü vahşeti kendi içine gömmekte, hatta intihar etmektedir.
 
Eğitim sisteminin yeniden Atatürkçü Düşünce Sistemi doğrultusunda yapılandırılması, çağdaş eğitimden geçmiş ve kadın-erkek eşitliğini sindirmiş yargı mensuplarının yetiştirilmesi kadına şiddetle mücadelenin en önemli adımıdır. 
 
Bu nedenle eğitimin laik, bilimsel ve karma olması zorunludur.
 
Şiddetle karşılaşan kadınlarla yapılan araştırma çalışmaları, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe ve ekonomik güç arttıkça şiddete uğrama oranın düştüğünü göstermektedir. Bu da kadınlar için eğitimin ve ekonomik özgürlüğün önemini ortaya koymaktadır. Kadınlarımızın çocuk yaşta evlendirilmesi, erken anne olmaya zorlanması, eğitimden yoksun bırakılması, kötü koşullarda düşük ücretle hatta kayıt dışı çalıştırılması, sosyal güvenceden mahrum kalması devletin çözmekle yükümlü olduğu temel sorunlardır. 
Devletin ekonomi politikaları kadının hangi eğitim düzeyinde olursa olsun birey olarak var olabilmesini sağlamalıdır.  
 
Devletin suçluyu mahkum etmesi gerekirken, taciz, şiddet, tecavüz, hatta kadın cinayetleri davalarında ceza indirimleri uygulanıyor olması, çoğu zaman suçlunun ceza bile almaması kabul edilemez. 
Devlet; ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ni hiçbir bahane üretmeden hayata geçirmek zorundadır.
 
Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın, baskının, şiddetin önüne geçilmesi; toplumsal barış, çağdaş bir toplum için en temel şarttır.
Bu nedenle
• Laik Cumhuriyet’ten, çağdaş bir toplumdan, aydınlık bir gelecekten yana olan toplumun tüm kesimlerinin birlikte mücadele etmesi gerekmektedir.
• Kadına şiddetle mücadele, planlı ve sürekli olmak zorundadır.
• Yılda bir gün farkındalık eylemleri gerekli olsa da yeterli değildir. 
• Özellikle yerel yönetimlerce, çaresizliğin ezberletildiği kadınlarımıza ulaşılmalı, çaresizliklerini ortadan kaldıracak çözümler üretilmeli, kendi hayatlarına sahip çıkabilmeleri için başta ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına olanak sağlanmalıdır.
 
Siyasi iktidarın, ülkemizle, Laik Cumhuriyetimizle ilgili planları da ancak böyle bozulabilir. Unutmayalım ki bir kadın değişirse bir toplum değişir…
 
25 Kasım Kadına Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde yaşamlarını faşist iktidarla mücadeleye adayan Mirabel kardeşleri saygı ile anıyor, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesiyle dünyada ve ülkemizde kadına yönelik her türlü şiddet ve sömürünün son bulması için örgütçe mücadelemizi sürdüreceğimizin altını bir kez daha çiziyoruz.
 
 
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

Top