Kadına Şiddet ve İdam

Türkiye’de idam cezası 25 Ekim 1984 günü Burdur’da “Devrimci Yol” üyesi Hıdır Aslan’ın idamından beri uygulanmıyor. Öcalan’ın yakalanışından itibaren Avrupa’dan gelen telkinle önce 2001’de “savaş ve terör suçları dışında”, sonra 2002’de “savaş ve çok yakın savaş tehditleri dışında” kısıtlandı. 2004 yılında idam tamamen kaldırıldı.

Özgecan’ın katlinden sonra gündeme getirilen idam hem dinci hem de ırkçı gericilik açısından geçmişten bugüne emeğinin hakkını arayanlar üzerinde toplumsal düzeni sağlamanın ve “devlet-millet düşmanlarını hizaya sokmanın” araçlarından biriydi. İdam talebi sadece hırsızlık, tecavüz, ölüm gibi suçlara değil, dinci faşizm düzenine muhalefet eden herkese genişletilecektir. Başkanlık sisteminin yasalaşarak Şeriat rejimini hukuki yapısının tamamlanması ile idam, yeni gerici rejime direneceklere uygulanacaktır.

Kadının kahkaha atmasında hata bulan Bülent Arınç gibi vekiller var; 7 yaşındaki bir kızla evlenilebileceğinin, çok eşliliğin uygun görüldüğü, kadınların sunuculuk yapmamasının,  kadının giyimine, örtüsüne karışılması, tecavüze, kadın cinayetine idam cezası getirilse bile bir süre sonra hükmünü, etkisini yitirecektir. Tecavüzcü babaya, “Kızı TV’de açıkladı, babasını kamuoyunda rezil etti” ve tecavüz esnasında bağırmadığı için “kadının rızası olduğu” gerekçeleriyle, hâkim karşısına kravatlı çıkan tecavüzcüye ceza indirimi yapılmıştır. Son 10 yılda kadına yönelik şiddetin kat be kat arttığı bir Ülkede idam cezası kuşa döner; kısacası İdam çare değildir. İdam tartışması, kadına yönelik aşağılamayı tecavüze ve ölüme sıkıştırmaktadır. Cezalandırmadan önce yapılması gerekenler vardır.

Mesele sadece kadına yönelik şiddet değildir. AKP’nin topluma din üzerinden gerici bir yaşam tarzı dayatması karşısında herkes özgürlüklerini kaybetmekle karşı karşıya. Diyanet’in nişanlılara bile parkta yana yana oturmayı, el ele dolaşmayı yasakladığı yerde kadınıyla erkeğiyle özgürlüklerimizi savunmalıyız. Aileden başlayarak kadın-erkek eşitliğinin nasıl sağlanacağına, okullarda eşitlik yönünde nasıl eğitim verileceğine, hangi kültürel politikaların uygulanması gerektiğine kafa yorulmalıdır. Eve geç gelen erkek çocuğa hoşgörülü “aslan oğlum” hitabı, kız çocuğa “edebini bil, bu saatte neredeydin?” diye hesap sorulduğu bir yerde erkek kendini kadından ayrıcalıklı, kadına baskı yapmanın “hakkı” olduğunu görmeye başlar. Örneğin bırakın sözlü tacizi, kadını bakışlarıyla rahatsız eden kişiye bir günlük bir kamu hizmeti (okul, sokak temizliği vb) veya para cezası verdiğinizde daha vahim olayların önüne geçilebilir.

Kadına yönelik şiddetin önüne kadının örtünmesinden, iş hayatından çekilmesinden, okulunun, otobüsünün, iş yerlerinin ayrı olmasından geçtiğinden söyleyen dinci söylem, kadını “ikinci sınıf yurttaş” ve “cinsel obje” olarak görmektedir. Dine uygun yaşamayan kadının tacize, tecavüze uğramasını “normal” gören bu anlayışa karşı toplum da Özgecan eylemleriyle ayağa kalkmıştır.

Özgecan eylemleri “kadına yönelik şiddetin önlenmesi”nin ötesine taşarak laiklik, eşitlik, özgürlük taleplerine dönüşmüştür. Bu durum Haziran ayaklanması kadar önemsenmelidir.

Halk mücadelesi yükseliyor ve Halk öncülerini bekliyor.

Mustafa SOLAK
ADD BDK Üyesi

 

Top