İsmet Paşa’nın dik duran Türkiyesi!

HİTLER’İN ZULMÜNDEN ATATÜRK GETİRDİ, İSMET PAŞA SAHİP ÇIKTI

İsmet Paşa’nın dik duran Türkiyesi!

Son yıllarda birileri her fırsatta Cumhuriyet Devrimine ve onun liderlerine saldırıyor. Oysa, onları örnek alsalar çok şey öğrenirler…  Devrimci Cumhuriyet’in dik duruşuna güzel bir örnek de İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. Savaşa girmedik ama İngiltere ve Fransa ile müttefik olduk. Almanya’ya karşı da dikkatli davrandık. Savaşın sonuna yakın müttefiğimiz İngilizler ve Fransızlar, Hitler’in zulmünden kaçarak 1933 yılında Türkiye’ye gelen birbirinden değerli bilim adamlarının sınır dışı edilmesini istedi. Türkiye ise buna ‘hayır’ dedi ve bilim adamlarına sonuna kadar sahip çıktı. İşte o günlerin unutulmaz duruşu:

‘Türkiye kararlılıkla red etti’

1933 yılında Türkiye’ye gelen ve 1952 yılına kadar İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde hukuk dersleri veren Prof. Dr. Ernest Hircsh, savaşın sonlarına doğru görevlerine son verilmesine ilişkin baskıları şöyle anlatır: “Polonya’yı koruyan devletler olma sıfatıyla Almanya’ya karşı savaşa giren İngiltere ve Fransa, Türkiye ile aralarındaki savunma ittifakına dayanarak, Türkiye’den devlet hizmetindeki tüm Alman uzmanların işten çıkarılmasını istediklerinde, Türk hükümeti bu talebi kararlılıkla reddetmiş, sonunda da sadece İktisat Bakanlığı’nda çalışan Alman danışmanları bu görevden almayı kabul etmişti. Bu danışmanlar arasında örneğin Ernest Reuter de bulunuyordu. Reuter, çalışmasını Ankara Siyasi Bilimler Fakültesi’nde şehircilik profesörü olarak sürdürmüş, Profesör Firtz Baade ve Hans Wilbrandt ise Türkiye’de özel sektörde çalışma olanağı bulmuş ve böylece savaş bitene kadar Türkiye’de kalabilmişlerdir.” (Ernst E. Hirsch, Anılarım, Tübitak Yayınları, 8. Basım, Ankara, 2000, s.306.)

Türkiye’yi vatan bildi

Prof. Dr. Hircsh, 21 Eylül 1943 günü Türk vatandaşlığına kabul edilir ve nüfus cüzdanını alır. Ankara’ya Başbakan Şükrü Saracoğlu’nun isteği üzerine gelir ve burada Ankara Üniversitesi’nin kurulmasına büyük katkılar sunar. Ayrıca çok sayıda kanuna ve kuruma danışmanlık da yapar. Türk Ticaret Hukuku onun eseridir. Türkiye’yi ve Türkleri çok sever. Türkçeyi kısa sürede öğrenir ve derslerini Türkçe vermeye başlar. Türkiye’yi ‘İkinci vatan’ olarak görür. 1945 yılında doğan oğluna ise ‘Enver Tandoğan’ ismini verir. Almanya’da kalan aile yakınlarından çoğunu Nazilerin gaz odalarında kaybeder. Annesini ise zar zor da olsa yanına aldırmıştır. 1952 yılında ısrarlar üzerine savaştan yeni çıkan Almanya’ya döner.

Saracoğlu özel ödeneğinden maaş farkını verdi

Prof. Dr. Hircsh, ‘Almancı’ olmakla suçlanan Başbakan Soracoğlu ve CHP Genel Sekreteri Recep Peker’in yakın dostluğunu görür. Ankara’ya gittiği günlerde çektiği sıkıntıyı Başbakan Saracoğlu’nun özel ödenekten yaptığı takviyelerle rahat eder. Bunu da şöyle anlatır: “Başbakan beni çok candan karşıladı ve bundan sonrası için ne yapmayı planladığımı sordu. Kendisine, avukatlık yapmak zorunda hissettiğimi söyledim. Sebebini açıkladığımda ise, bana inanmadı. Derhal o günün Maliye Bakanı Fuat Ağralı’yı yanına çağırdı ve benden, hukuki sebepleri tekrarlamamı rica etti. Maliye Bakanı gülümseyerek sözlerimi doğruladı. ‘Ama biz profesörü Türk vatandaşlığını böyle olsun diye vermedik ki’ dedi. Saracoğlu ve Ağralı kafa kafaya vererip bana nasıl yardım edeceklerini, benim yanımda düşünmeye başladılar. Ağralı, beni noter ya da vali yapabileceklerini söyledi. Bunun üzerine Başbakan sinirlendi ve: ‘Olmaz öyle şey. Bütün gücünü ve zamanını, eskiden olduğu gibi, gene üniversiteye ayırması gerekir. Bir yol düşünün siz. Bir çıkar yol bulunana kadar ben profesöre, bugüne kadar almış olduğu miktarı, kendi emrimdeki özel ödenekten ödeyeceğim.’ Ve bana dönerek şunu ekledi: ‘Profesör olarak bizim buraya, Ankara’ya geliyor musunuz, yakında?’ Bu soruya ancak tek bir cevap verebilirdim: ‘Emrinizdeyim, beyefendi. ” (age., s.310.)

Recep Peker annesini getirdi

Prof. Dr. Hircsh, 1937 sonbaharında Recep Peker’in İstanbul Sultanahmet’te bulunan evinde kiracı olur. Onu şöyle anlatır: “Alman dostu olan, ama kesinlikle Hitler dostu olmayan Recep Peker… Mahalle halkının ev sahibimiz Recep Peker’e beslediği saygı, onun ‘misafirlerine’ karşı her türlü olumsuz tutumu baştan önlemeseydi, Türkçeyi anlamam ve konuşmam bile, bizi birtakım huzur kaçırıcı bayağıca sataşmalardan koruyamazdı. Parti içinde güçlü bir konumu vardı ve tavizsiz bir Kemalizmin temsilcisi olarak tanınıyordu. Kendisi Kemalizmi bir kültür ve inanç birliği olarak nitelemekteydi. Halk arasında da dürüstlüğü, babacan tavırları ve halka yakınlığından dolayı sevilen bir kişiydi. Annem için, Türkiye’ye giriş vizesi ve ikamet izni almaya çalışırken çeşitli güçlüklerle karşılaştım, ama Recep Peker’in müdahalesiyle bu güçlükler bertaraf edilebildi. Böylece 67 yaşındaki anneciğim, 1939 ilkbaharında, elinde minicik bir valiz, yanımıza gelebildi. ” (age., s. 272-273.)

Top