Hasan Âli Yücel (Ölüm yıl dönümü, 26 Şubat 1961)

5421_hasan-ali-yucel1938- 1946 arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış ünlü Atatürkçülerdendir. 1897’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden mezun oldu. Felsefe öğretmenliği, Eğitim Müfettişliği, Ortaöğretim Müdürlüğü yaptı. 1935’te milletvekili seçildi. Milli Eğitim Bakanlığında Tercüme Bürosunu kurarak 496 kitabı yayımlattı. Teknik öğretimin gelişmesine (Rüştü Uzel ile birlikte), özerk Üniversiteler Kanununun çıkmasına, Devlet Opera ve Tiyatrosunun kurulmasına büyük katkı verdi. Aynı zamanda şair ve deneme yazarıydı ve bu iki türde birçok yayınları ve kitapları vardır. 1950 seçimlerinde milletvekili seçilmeyince İstanbul’a yerleşti ve 1955-1960 arasında İş Bankası Kültür Yayınlarını yönetti.

Yücel’in en büyük hizmeti Köy Enstitüleri Kanunu’nun çıkarılmasında ve Enstitülerin yaygınlaştırılmasında oynadığı roldü. Yüzyıllarca sürmüş olan bir gerilikten sonra, Atatürk devrimi bu geriliğe son vermek için inanılmaz bir hız ve çabayla her alana el atmış ve pek çok şey başarmış durumdaydı. Fakat nüfusun %80’ini oluşturan köylülere eğitim götürmek, çözülmesi çok çetin bir sorun olarak duruyordu. Çünkü köy sayısı 60.000 idi, yani çok köy vardı. Cumhuriyet ise yoksuldu. Köylerin büyük çoğunluğu yolsuzluk yüzünden ulaşılması zor yerlerde bulunuyordu. Ayrıca köylerde yaşam koşulları çok ilkeldi. Kentli, kasabalı öğretmenleri o koşullarda çalıştırmak çok zordu. Oysa Atatürk devriminin biricik hedefi bir an önce Türk halkını ortaçağdan kurtarıp çağcıllaştırmaktı.

(Yeni bir Sevr ile karşılaşmamak için.)

Çare olarak 1935’de Köy Eğitmenliği başladı. Orduda onbaşı, çavuş olmuş olan gençler köy öğretmeni olarak yetiştiriliyorlardı. Sonra asıl büyük buluş geldi: Köy Enstitüleri. 1936’da İzmir Kızılçullu ve Eskişehir Çifteler Enstitüleri kuruldu. 17 Nisan1940’da Köy Enstitüsü Kanunu çıktı ve sonuçta enstitü sayısı 21’e yükseldi. Enstitülere köy ilkokullarından mezun kız ve erkekler alınıyor. 5 yıl boyunca uygulamalı kültür, tarım, teknik dersleri görüyorlardı. Gördükleri derslerle 3 işlev yükleniyorlardı: 1-) İlkokul Öğretmenliği, 2-) Teknisyenlik, 3-) Aydınlanma insanlığı. Yani bunlar enstitülerinin tarla ve bahçelerini kurup işletiyorlardı. Enstitü binalarını yapıyor, bunun için gerekli becerileri öğreniyorlardı.

Ve roman okuyor ve keman çalıyorlardı. Öğretmen olarak gittikleri köylerde uyum ve iletişim sıkıntısı çekmiyorlardı. Bu bir mucizeydi. Karşıdevrimin, ortaçağın ilacı bulunmuştu. Mucizeyi başaranlar Atatürk, İnönü, Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tu.

Tabi karşıdevrimciler köpürdüler. 1945’de İnönü’nün getirdiği çok partili sistemden yararlanarak Atatürk devrimine saldırmaya başladılar. Fakat büyük bir kurnazlıkla bunu komünizm karşıtlığı diye maskeliyorlardı. Onlara göre Köy Enstitüleri komünizm yuvasıydı, baş komünist de Yücel’di. Yücel bunu söyleyen Kenan Öner’e dava açtı. Komünizm karşıtlığı öyle bir azgınlık halindeydi ki Yücel davacı iken davalı durumuna düştü. Komünist olmadığını savunmak durumunda kaldı. Henüz Atatürkçülük ideoloji haline gelmediği için Öner’e sen aslında komünizmin değil, Atatürk devriminin düşmanısın diyemedi.

1946 seçimlerinden sonra Milli Eğitim Bakanlığına bir Enstitü düşmanı olan Reşat Şemsettin Sirer geldi. 1950’ye değin süren CHP iktidarı zamanında enstitüler iyice baltalandı. Enstitüleri kapatan son darbe Demokrat Parti iktidarından geldi. O canım kurum 1954’de kapatıldı.

Yücel’in son yılları sanırım hayal kırıklığı içinde geçti, erken öldü.

Prof. Dr. Sina AKŞİN

 

Top