Halkevleri (19 Şubat 1932)

Bilindiği gibi Atatürk Devrimlerinin amacı çok büyük çoğunluğu ortaçağda kalmış olan Türkleri yeni bir Sevr ile karşılamamaları için en kısa zamanda çağcıl (modern) bir topluma dönüştürmekti. Devrim belli bir yol almış olmasına karşın 1930’da Menemen’de şeriatçı bir ayaklanma çıktı. Ayaklanmayı bastırmaya çalışırken öldürülen Asteğmen Fehmi Kubilay’ın başı kesilerek sırığa takılmış ve isyancı güruha gösterilmişti. Olayın ortaçağcıl vahşeti Atatürk’ü çok etkilemiş olmalıdır. Devrimin kültür atılımının daha da hızlandırılıp yaygınlaştırılması gerektiğini düşündü. Buna göre gericiliğin ilacı kültürdü. Okulların aydınlatma işlevlerinin toplum içinden de desteklenmesi gerekiyordu. Böylece devrimin en önemli kurumlarından biri Halkevleri ve Halkodaları ortaya çıkmış oldu.

İlk Halkevleri 19 Şubat 1932’de açıldı. Halkevleri 9 kolda etkinlik yapıyordu: 1-)Dil, edebiyat, tarih, 2) Güzel Sanatlar, 3-) Temsil (tiyatro), 4-) Spor, 5-) İçtimai (toplumsal) yardım, 6-) Halk dershaneleri ve kursları, 7-) Kütüphane ve yayın, 😎 Köycülük, 9-)Müze ve sergi. Bu etkinlikler halka yönelikti. Halkevlerindeki etkinlikleri yürütenler büyük ölçüde Devrimin ordusu olan öğretmenlerdi. Örneğin müzik, resim, edebiyat, beden eğitimi, yabancı dil öğretmenleri okullarında işlerini bitirdikten sonra gidip Halkevlerinde çalışıyorlardı.

Halkevleri kamu hizmeti gördükleri halde CHP’nin bünyesinde yer alıyorlardı. Sonunda 478 Halkevi ve daha küçük çaptaki 4322 Halkodası kuruldu. Demek ki bütün kentlerde ve birçok kasabalarda kültür ve toplumsal yardım merkezleri olarak çalıştılar, aydınlanmayı yaydılar.

Ortaçağın şeyhlik ve ağalık düzeninin bu kurumlardan nasıl nefret ettiğini tasavvur edebiliriz.

Çok partili düzene geçilirken Halkevlerinin CHP’nin bünyesinden çıkarılıp devlete mal edilmesi ya da vakfa dönüştürülmesi gerekiyordu. Ne yazık ki bunu CHP iktidarı beceremedi. 1950’de iktidar olan Demokrat Parti bu görkemli kurumu kamulaştırdı ve kapattı (1951).

(Binaları kültür dışı işlevlere tahsis edildi). Böylece karşıdevrimin ilk önemli adımı atılmış oldu. Büyük birkaç kentimiz dışında kent ve kasabalarımız büyük ölçüde yeniden ortaçağ karanlığına gömüldüler. Hulagü’nun Bağdat’ta kitapları nehre attırması ya da Hitler’in kimi kitapları yaktırması gibi karanlık bir eylemdir. Karşıdevrim yüzünden Türkiye ve Türkler çok ağır bedeller ödediler ve ödemeye devam ediyorlar. Türkiye’ye ve Türklere yazık oluyor.

Prof.Dr. Sina AKŞİN

 

Top